Nuriye ve Semih açlıkla savaşırken kurulan sofra
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

AKM’yi yıkmaya kararlılar, üstelik bunu “medeniyet” adına yapacaklar… Çok zamandır terk ettiğimiz şehrin merkezi zehirlenecek… Anımsıyorum da: Suna Kan’ı orada dinlemiştim, Güher Süher Pekinel kardeşleri, İdil Biret’i… Rumen şef Galati aileden gibi olduydu… Dünyanın en güzel eserlerini, üstelik bir cep harçlığı fiyatına dinlerdik… Verdi, Puccini orada kazındı belleğimize ilkin… Sonra… Çehov izledik, Shakespeare… Dev oyuncular en güzel tiratlarını söylediler sahnesinden… AKM’yi önce çürümeye terk ettiler, şimdi de yıkacak, yok edecekler… Niyetleri belleğimizi yok etmek, cumhuriyetten iz bırakmamak… Çoğumuz bir konser sonrası ya da oyun… Gezi’ye gidip soluk almadık mı, düşlere dalmadık mı?

Semih ve Nuriye artık Kızılay’a yakın bir yerde değil… Ayakaltından(!) kaldırıldılar… Eh vicdan kanıyor, sorgu başlıyordu onları gördükçe… Nasıl bir açlıktır ki bu, bir türlü sonlanmaz, nasıl bir suçtur ki bu mahkeme zamanı bir türlü gelmez… Ölüme terk edildiler, sosyal medyada isyan eden, inadına bu acıyı yüreğinde taşıyan üç beş kişi dışında gündemden düşmesi yakındır… Şehir meydanları sadece iktidarın dilini konuşanlara terk edilecek demek… Kim bilir, belki artık onulmaz yaraları iyice derinleşti Nuriye ve Semih’in… Belki zaman çoktan sonlandı… Eğer yarın tabuta konurlarsa, ardından ses vermeye hakkı olmayacak çoğumuzun… Ey halk, ey bu sayıyla ölçülemez kalabalık… Bu açlık karşısında sözün yok mu?

Ramazan geldi ya… Nefsini terbiye etmek için oruca duracak ahali… Bu çağda, illa bir acıyı tanımamız, sancıyı hissetmemiz için tecrübe etmek zorundaysak eğer yandı gülüm keten helva… İbadetin görünmesi meğer asıl mesele… Bilmiyor değilim de, hiç bunca gösterişe indirgendiğine tanık olmadım. Ankara’nın göbeğinde ekmeği için direnenlere kör ol, pes doğrusu… Bir de ‘oh’ olsun diyenler var ya… İktidarın kayığında sallanmanın bedeli vardır… Günü gelir… AKP genel başkanı iftar vermiş, koşturarak gitmiş, yaldızlı koltuklarda, sanki o güne dek bir lokma ekmek yememiş gibi saldırmışlar sofraya…

Denize nazır saltanat sofrasından, kendine güç devşirmek için fotoğrafa girmeye çabalayanların çoğunu tanıyoruz… Topçu, popçu, oyuncu, manken… Yüzlerine baktım, ellerini kaldırmış Tanrıya yakarıyorlar… Suratlarda bir kova boya… Tanrı görmez mi o riyayı… Her elini açana inanır mı Tanrı… Eğer inanıyorsa sizin bu kepaze hallerinize, çoktan istifa etmeli Tanrı, çoktan… Yaradan utanmıştır bu hallerinizden de, ben mi yarattım bu alçaklığı, diye esef etmiştir… Cehennem burası… Bir lokma için saatlerce fabrikalarda canıyla kanıyla çalışanların, fetva ile kıdem tazminatının gasp edildiği sofraların kurulduğu yerdir… Göçmen çocukların ekmek dilendiği sokaklardır… Cehennem burası değil de, neresi?..

AKP genel başkanı haklı olarak isyanda: “İktidar olduk her yerde, kültür sanatta nafile, olamadık” diyor… E olamazsın… Karşındaki kalabalığa bak… Bunlardan hangisi bir tek satır yazabilir? Şiiri nerede o toplanan güruhun… Bunların söylediği şarkıdan, türküden ne olur ki… Eğer her davet ettiğinde RTE, elinde tuzla koşturan bu bol boyalı, şatafat düşkünü kimselerden bir kültür yaratırsan, sen de boğulur, düşkünleşirsin, demiyor mu danışmanlar mesela… Üstelik sarayın tüm odalarını dolduracak kadar bollar, ne işe yararlar… Eğer ki halkı açken iktidar sofrasında caka satıyorsa biri, ona sanatçı denir mi… Bak dün Dolmabahçe’ye geldilerdi, hani Kürt sorununu çözmeye… Sonra koştular Yenikapı’ya, birbirlerini ezerek… Şimdi de o sofraya iliştiler…

Eğer biri kalkıp: “AKM kimsenin babasının malı değildir, halkındır yıkamazsın!” diyemiyorsa eğer… Biri: “Nuriye ve Semih açlıktan can verirken, biz bu sofrada ne yapıyoruz, adaletsizlik karşısında susan dilsiz şeytandır” diye haykıramıyorsa gözlerinin içine bakarak… Kimden ne bekliyorum ben… Saf değilim ya, neyse…

Sahi o gün Tanrıyı mı, kendinizi mi, halkı mı kandırdığınızı sanıyorsunuz?

Burası cehennemdir. AKM çürümeye bırakıldı sanıyorsanız, yanıldınız…

Çürüyen, pis kokan insanlığımızdır insanlığımız…

Eli kalem tutanlar sizi de yazıyor, yazacaklar …