O sözler bugün söylenmiş olsaydı?
Bülent Mumay Bülent Mumay

Gazeteci Cüneyt Özdemir, birkaç gün önce ülkelerin demokrasi barometresinin şöyle çalıştığını yazdı: “Herhangi bir konuda özgürce ‘Sana ne?’ diyebiliyor musun? ‘Sana ne?’ dediğinde başına bir iş geliyor mu?

Türkiye demokrasisini bu parametreyle ‘test etmek’ son yıllarda oldukça tehlikeli. Bakmayın “milli irade”nin kutsandığına, söz konusu irade sadece iktidarı onayladığı sürece kutsal. Kendisi gibi düşünmeyenleri neredeyse terörist ilan eden bir zihniyet tarafından yönetiliyoruz. ‘Sana ne’ yerine ‘Bana ne?’ diyerek yoluna devam edenlerin medyada, sanatta, ticarette, bürokraside yükseldiği bir dönemi yaşıyoruz.

“Paçalarından yolsuzluk akıyor”

Yakın tarihin bu konudaki nadir istisnalarından biri, bugünün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. 2008’de Demokrat Parti Genel Başkanlığı yaparken sert sözlerle eleştirdiği Erdoğan’ın bugün en yakın çalışma arkadaşlarından biri. Soylu, dönemin Başbakanı Erdoğan hakkında neler söylemişti? Satır başları verelim önce:

» 20 Nisan 2008: “Bu ülkenin herkese çatan ve kaos yaratan bir Başbakanı var. (...) At üstünde durmayı nasıl beceremediyse, ülke yönetmeyi de aynı şekilde beceremedi.”

» 10 Aralık 2008: “(AKP hükümeti) Beceriksizlik ve yetersizlikle, Türkiye’yi krizle karşı karşıya bıraktı. Paçalarından yolsuzluk akıyor. “

» 31 Aralık 2008: “Ey Recep Tayyip Erdoğan, boyun eğdin, emir eri oldun, milletin ümitlerini boşa çıkardın. Boyan döküldü Tayip Erdoğan.”

» 25 Şubat 2009: “Bu ülkeyi rant ülkesi yapmayacağım dedi sayın Başbakan, rantın babasını getirdi.”

“Top atsan yıkılmaz bir sistem”

Bütün bunları niye anımsadık? Hemen açıklayalım. Soylu’nun bu sözlerinin suç olduğu kanısında değilim. İnsanların, bir siyasi akım ya da lider konusunda görüşlerini değiştirme hakları da var elbette. Cüneyt Özdemir’in dile getirdiği demokrasi barometresine dönecek olursak... Bu barometrenin bir diğer kriteri de, ülkeyi yönetenlerin sert bir şekilde eleştirilebilir olması değil midir? Lakin bu kriterin, parlamenter demokrasinin herhangi bir döneminde ya da olası bir başkanlık sisteminde geçerli olması koşuluyla...

Soylu, önceki gün AKP hükümetinin İçişleri Bakanı sıfatıyla yaptığı açıklamada, referandumdan evet çıkması durumunda, Türkiye’nin nasıl bir sisteme kavuşacağını şu sözlerle tanımladı:

(Erdoğan) Öyle bir sistem kuracak ki, kim gelirse gelsin, gelenin zayıflığı, gelenin kuvvetliliği, gelenin eksikliği, aksaklığı yüzünden Türkiye ile kimse oyun oynayamayacak. Top atsan yıkılmaz bir sistem oluşturacak Recep Tayyip Erdoğan.

Hayırcılar gözaltındayken

Katılırsınız, katılmazsınız. Kendi çerçevesinde gayet net, gayet anlaşılır bir tanım. Demokrasi barometresinin bu tanıma yöneltebileceği birkaç soru olabilir sadece: Soylu’nun 2008’deki sözlerini, bugünkü atmosferde herhangi biri dile getirebilir mi? Hayır bildirisi dağıtanları bile, Soylu’nun yönettiği bakanlığa bağlı polislerin gözaltına aldığı bir dönemde hele... Bir de, Soylu’ya göre Erdoğan’ın getireceği “Top atsan yıkılmayacak sistem”de, ülkeyi yönetenleri yolsuzlukla, beceriksizlikle suçlayan yeni Soyluların önü açılabilecek mi?

***

“Cevap vermem, sansürlerim” dönemi

o-sozler-bugun-soylenmis-olsaydi-265466-1.

Aydınlık gazetesi, bu sütunlarda epey eleştirildi. Ama geçen Pazar attıkları manşete uygulanan muamele gerçekten akıl alır gibi değil.

Gazete, devletin elinden göz göre göre kaçırdığı 15 Temmuz’un kilit isimlerinden Adil Öksüz’le ilgili çok önemli bir iddiayı manşetine taşıdı. Öksüz’ün Ankara’dan Samsun’a, halen AKP Milletvekili olan Fuat Köktaş’ın aracıyla getirildiği, Batum üzerinden kaçmadan önce de, yine AKP’li Belediye Başkanı Erdoğan Tok’un evinde saklandığı anlatılıyordu. Savcılık sürecinin ve MOBESE kayıtlarının de anlatıldığı haberi kaleme alan muhabir, iddiayı haberin taraflarına sormuş, yanıt alamadığı bilgisini ekleyerek haberini servis etmişti.

AKP’li Belediye Başkanı Tok, iddialara cevap vermek yerine mahkemeye koşarak haberi sansürlemek istemiş. Mahkeme de başta Aydınlık olmak üzere haberi alıntılayan internet sitelerinin tümüne sansür getirmiş.

Hayır, mahkemeleri boşuna yormayalım artık. Başkanlık sistemi gelince, yanıt alamadığımız haberleri hiç yayınlamayalım, olsun bitsin.

***

O teröristler nerede?

o-sozler-bugun-soylenmis-olsaydi-265467-1.

Dünkü gazetelerdeki nadir özel haberlerden biri, İsmail Saymaz’ın imzasını taşıyordu. Hürriyet, Niğde’de IŞİD’in 3 kişiyi öldürdüğü eyleme ilişkin gerekçeli kararı manşetine taşımıştı. Hürriyet’in “DAEŞ” diye tanımlamaya başladığı örgütün, Türkiye’de hilafet devleti kurmak için anayasal düzeni yıkmak istediği vurgulanıyordu. Buraya kadar gayet anlaşılır. Yalnız haberde çok önemli bir detayı bulmak mümkün olmadı. Ağırlaştırılmış müebbet cezası alan bu IŞİD’li, pardon Hürriyet’e göre DEAŞ’lı 3 terörist neredeydi? Yakalandığındaki korkunç bakışlarıyla hatırladığımız Çendrim Ramadani, Benjamin Xu ve Muhammed Zakiri hangi cezaevinde tutuluyor acaba?

***

Bu ne sessizlik Sayın Bakan? Yine #GonuşmadanGeçmeycen mi?

o-sozler-bugun-soylenmis-olsaydi-265468-1.

Wall Street Journal’in geçen hafta yayınladığı habere yönelik Ankara’nın sessizliği size de şaşırtıcı gelmiyor mu? Koca eski CIA Direktörü Woolsey, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun başkanlık ettiği bir Türk heyetin, Gülen’i ABD’den kaçırmak için lobi şirketiyle pazarlık ettiğini söyledi. Fox News’ten CNN International’a ABD medyasının günlerdir konuştuğu mesele, Ankara’ya göre sanki hiç yaşanmamış. Avrupa’daki taşra gazetelerini bile günlük olarak tekzip etmeye çalışan Dışişleri Bakanlığımız neden ‘tıp’ oynuyor? Çavuşoğlu, Antalyalı çiftçinin #GonuşmadanGeçmeycen tepkisini yanlış mı anladı, ne...