O.....yum ulan!
SERAY ŞAHİNER SERAY ŞAHİNER

“24 Kasım 1955 tarihinde Adana’da hayat kadınları, emniyet tarafından alınan dost tutma yasağının kaldırılması isteği ile grev yaptılar. Genelev kadınları ile dostları daha önce de bu kararın kaldırılması için girişimlerde bulunmuşlar, ancak başarılı olamamışlardı. Bunun üzerine genelev kadınları umumi bir grev yaparak patronlarına çalışmayacaklarını bildirmişlerdir. Genelevlere gelen polis ekibi, kadınları çalışmaya mecbur tutmuştur.
Yeni Adana, 25.11.1955”


“Kadınları çalışmaya mecbur tutan” polisin pezevenkten ne farkı var desek yargılarlar, polis kadınlara zorla seks işçiliği yaptırmış. Yıl 1955.

60’larda, Taksim Polis Merkezi binasını, Manukyan bağışlamış. Mesleki dayanışma diye buna derim!

Vergi rekortmeni Manukyan, Şişli Adliyesi binasının da sahibiydi. Küçük yaşta ve vesikasız seks işçisi çalıştırdığı için tutuklama talebiyle Şişli Adliyesi’ne getirilen Manukyan’ın, o gün kira günü olan Adliye’den salıverildiği hâlâ anlatılır.

60’larda Yeşilçam, film çekecek bütçeyi bulmak için genelde bono kullanırdı. Bu bonoların büyük kısmını Manukyan Ailesi sağlıyordu. Manukyan’ın bonoları sayesinde çekilen filmlerde yıllarca ‘buraya nasıl düştün’ diyen adamlar, kötü kadın olarak işlenen hayat kadınları gördük.

Günümüze yaklaşalım: Mehtap Kandemir. Türkiye’de emekli olma hakkı kazanan ilk hayat kadını. Mücadelesini ÖKÜZ dergisinde anlatmıştı. Yazıları 2000 yılında “Komple Muamele” adıyla kitaplaştı. (Parantez Yayınları)

“Bir gün haberleri izlerken ‘insan hakları’ deniliyordu. Düşündüm,‘ben de insanım, benim de haklarım var’ dedim. Avukatıma telefon açtım, ‘TV’de insan hakları var, ben nasıl faydalanabilirim?’ diye sordum. Avukatım sigortam için dava açtı patrona.”

Kandemir’e mahkeme sürecinde tehditler gelir, bıçak çekilir…  Nihayetinde davayı kazanır.

“Patron beni en düşük maaştan emekli edeceğini söyledi. Devlet de onunla bir olup dediğini yaptı… Devlet sırtımdan senelerce para kazanmadı mı?

Hakkımı vermediler ve bunu bütün dünya biliyor. Herkese anlatıyorum. Geneleve Amerikalısı da geliyor, İngilizi de. Hepsi biliyor, madem insan hakları var…”


Mehtap Kandemir emekliliğe hak kazanınca başka meslektaşları da emeklilik için hukuk mücadelesine girişmiş.

Hukuk demişken, 61’de yürürlüğe giren tüzüğe göre: “Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara (genel kadın) denilir.

Devlet yaptıkları işi ‘sanat’ olarak tanımladığı, sayelerinde para kazandığı seks işçilerine gerekli güvenceyi sağlayamadığı için, darp- taciz ediliyor, öldürülüyor.

3 Mart, Uluslararası Seks İşçileri Hakları Günü’ydü.

Kadın, erkek, trans seks işçilerinin maruz kaldıkları hak ihlalleri ve toplumsal dışlanmayla mücadele için kurulan Kırmızı Şemsiye Derneği Başkanı Kemal Ördek: “Seks işçilerinin kayıtlı, sosyal güvenceli olarak çalıştığı genelevlere girişler durdurulmuş durumda. Kayıtsız alanda şiddet her yerden geliyor: Polis, çeteler, müşteri, pezevenk, patron… Kurumsal şiddet, yani polis şiddeti bugün seks işçilerinin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan” diyor.

Kırmızı Şemsiye Derneği; 14 - 15 Mart’ta, ‘Seks İşçilerinin İnsan Hakları Konferansı’ düzenliyor. Pembe Hayat Derneği’nin 3 Mart Uluslararası Seks İşçileri Hakları Günü sebebiyle düzenlediği  ‘Çalışma Yaşamı ve Translar’ temalı etkinlikler ise 6 Mart’a kadar sürecek.
10 yıl kadar önce, BirGün binası Karaköy’deydi: arka cephesi geneleve bakıyor. Masumiyet’i seyretmiş, hayat kadınlarının sadece “gel kocacım” diyenlerden ibaret olmadığını anlamışım! İçlerinde Uğur gibi göğsünü gere gere “o.....yum ulan!” diye kendini savunanlar da var…

Bir gece gazetenin karşısındaki büfeye sigara almaya gittim. Büfeci “Karşıda mı çalışıyorsunuz?” dedi. “Evet” dedim. Büfeci, yan yan gülüp, “Ön binada mı çalışıyorsunuz, arka binada mı?” dedi. Genelevde mi gazetede mi çalışıyorsun diyor yani... “Ön binada tabii ki!” deyip çıktım.

Sistemi eleştiriyoruz da biz, seks işçilerini festival filmleri dışında başrole yakıştırabildik mi? Sizi bilmem. Mesela ben iftiraya uğramış pozu takınacağıma, büfeciye dönüp şunu diyebilmeliydim;  “o.....yum ulan!”