Obama’nın Ortadoğu politikası
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
ABD’nin dış politikası iki bölümden oluşuyor: Savaş ticareti ve ticaret savaşı! ABD’nin diğer ülkelerle kurduğu...

Yeniden ABD Başkanı seçilen Barack Obama’yı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat hariç diğer devlet ve hükümet başkanları kutladı. Hem de sanki Obama’yı hiç tanımıyorlarmış, sanki ABD’ye Ortadoğu konusunda büyük umutlar vaat eden yeni bir başkan seçilmiş gibi cümleler kurarak yaptılar bu kutlamayı.

Örneğin Filistin Otonom Bölgesi Başkanı Mahmud Abbas yayınladığı mesajda “Obama’nın başkanlığı sırasında umuyoruz ki, bir Filistin devleti kurulur” dedi.  İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, “Bölgede barış ve güvenliği ilerletmek için Obama ile işbirliği içinde çalışacağız, bunun için çok mutluyuz” açıklaması yaptı.  Mısır Devlet Başkanı Mohammed Mursi, Obama’nın seçilmesinin “Ortak hedeflere ulaşma yolunda Mısır ve ABD arasındaki dostluğu daha da güçlendireceğini”  açıkladı.

Hatta İngiltere Başbakanı David Cameron bile Obama’yı Ortadoğu’dan kutladı ve Obama ile birlikte Ortadoğu krizini çözeceklerini buradan müjdeledi: "Ben şimdi Ürdün’deyim ve Suriye ile ilgili korkunç hikâyeler duyuyorum. Bu krizin çözülmesi için Barack ile konuşacağım…”

“HÜSEYİN OBAMA” 


Yani Müslüman Kardeşlerden İngiliz sağına kadar Obama’dan herkes memnun, herkes Obama seçildiği için mutlu ve herkes Ortadoğu sorunlarının çözümü için Obama’dan umutlu.  Hiç kimsenin aklına bu sorunların önemli bir kısmının Ortadoğu’nun başına ABD’nin hatta bizzat Obama’nın açtığı gelmiyor. 

Ortadoğu’da özellikle “Arap baharı” taraftarı hükümet ve devlet başkanlarının Obama’nın kazanmasına sevinmesi anlaşılır nedenlere dayanıyor. Sırf “Mitt Romney kazanamadı” diye sevinenleri de anlamak mümkün.  Örneğin Mısırlı analist Hisham Mourad’ın batılı medyada çıkan sözleri bu konuya dikkat çekiyor: “Ortadoğu sorunlarını çözmek için aslında hiç çaba göstermedi. Ama Netanyahu rejimine karşı mesafeli durması ve İsrail’in İran’a saldırı planını reddetmesi bile yeter…”

Yani Arap dünyası, Obama’nın Irak savaşını, Afganistan ve Pakistan’daki askeri varlığını ve Arap dünyası iç savaş kışkırtıcılığını İsrail’e mesafeli durduğu için unutmaya hazır görülüyor.  Aslında, Arap baharıyla iktidara gelen bütün Arap liderlerin Obamacılığı anlaşılır bir şey ama üstüne bir de Netanyahu’ya “mesafeli durması” Obama’yı Ortadoğu’da “Hüseyin Obama” haline getiriyor.

Obama’nın Kahire Üniversitesi’nde 2009 yılında yaptığı o meşhur konuşmada vaat ettiği hemen hiç bir şey yerine getirilmiş, İslam dünyasıyla yeni bir başlangıç kurulmuş değil.  Ama olsun, Amerikancı Araplar, Obama’yı hem yaptıkları ve hem de yapmadıkları için seviyor.

SURİYE: AĞIR SİLAHLI MUHALİFLER BİRLEŞTİRİLECEK

Obama, birinci döneminde “İslam dünyası ile yeni bir başlangıç” yapılacağını açıklamıştı, şimdi “on yıldır süren savaşlar bitecek” diyerek daha alçakgönüllü bir tavır içinde.

Her neyse, şimdi Ortadoğu’da Obama’nın bu dönem ne yapmak istediğine bakalım. Elbette ilk akla gelen ülke Suriye. Araplar da “acaba ABD,  Suriye’ye neden askeri müdahalede bulunmuyor, Türkiye’yi veya başka ülkeleri Suriye’nin üzerine salmıyor” sorusuna cevap arıyor.

Bu soruya verilen ilk cevap genellikle, ABD’nin özellikle Irak’ta yaşadığı fiyaskodan sonra bölgeye asker gönderme konusunda acele etmediği yönünde. ABD açısından Libya’da da istikrarın kurulamadığına dikkat çekenler, ABD’nin doğrudan Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayacağı fikrinde birleşiyor.

Peki,  Obama’nın bundan sonraki Suriye politikası nasıl olacak? ABD Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayacak ama Suriye’yi kendi haline mi bırakacak? Türkiye’de bir şey yapamayacak mı? ABD’nin asıl hedefi, Suriye rejiminin yıkılması için muhalefetin tümünü,  aynı amaç ve aynı organizasyon altında toplamak için, muhalefete baskıyı ve desteği artırmak olacak. Bu zamana kadar tek çatı altında toplanamayan muhalifler tek çatı altında toplanacak. Hatta düzenli ordu gibi hareket etmeleri sağlanmaya çalışılacak.

KATAR TOPLANTISI BAŞKA BİR BAŞLANGIÇ

Önümüzdeki dönemde isyancılar, daha ağır silahlarla, örneğin hava ve yer füzeleriyle silahlandırılacak. Obama, bu zamana kadar, isyancıların ağır silahlarla donatılmasına, bu silahların radikal İslamcıların eline geçmesi kaygısıyla, çok sıcak yaklaşmıyordu.

Bu konuda ABD’nin Avrupa Birliği ile işbirliği yaparak,  mümkün olduğunca Esat karşıtlarına ağır silah vermesi bekleniyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye devreden tamamen çıkarılacak ve Fransa devreye girecek. Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande’ın, geçen hafta Beyrut’a yaptığı kısa ziyareti de bu açıdan değerlendirmek mümkün. Özgür Suriye Ordusu’nun kaderi de Türkiye’nin kaderi gibi olacak: Konsey içinde etkisizleşecek.

ABD seçimlerinden sonra, Katar’da yapılan Suriye Muhalifleri Toplantısı ve toplantıda diğerlerinin engellemelerine rağmen Müslüman Kardeşler temsilcilerinin Suriye Ulusal Konseyi’ne seçilmesi bu çerçevede değerlendirilmeli. Önümüzdeki dönemde Müslüman Kardeşlerden ve tek çatı altında birleşmiş Suriye muhalefetinden çok daha fazla şeyler duymaya hazır olun. Birleşememe olasılığı yok mu? Bu sorunun cevabı da Esat’ın bundan sonra yapacağı manevralara bağlı olarak verilebilir.  

İRAN: EKONOMİK AMBARGO GEVŞERSE…  

Obama’yı bekleyen en önemli sorunlardan biri İran. Obama, seçim kampanyası boyunca nükleer programı konusunda İran ile doğrudan görüşmeye karşı olmadığının sinyalini verdi. Her ne kadar Mollalar karşı çıksa da,  Ahmedinecat da benzer bir tutum takınmış, ABD ile doğrudan görüşmelere hazır olduğunu bildirmişti.

ABD ve İran’ın 1979 yılından beri diplomatik ilişki içinde olmadığı dikkate alınırsa, iki ülkenin hemen görüşmesinin oldukça zor olacağı kesin. Ancak Obama’nın asıl amacı, bu tür diplomatik manevralarla İran’ın atom bombası yapacak güce erişmesini geciktirmek.  Obama’nın İran’ın atom bombası yapmak istediğine dair hiçbir şüphesi yok. Bunun engellenmesi gerektiği konusunda da İsrail’den hiç farklı düşünmüyor. Ancak, ABD sorunu zamana yayma peşinde.    

Son dönemde İran’ın yaşadığı ekonomik sorunlar dikkate alındığında Obama’nın İran’a uygulanan ekonomik ambargoyu hafifletme karşılığında İran’dan atom bombası çalışmalarını ertelemesini, en azından nükleer tesislerinin veya uran zenginleştirme depolarının kontrolünü kabul etmesini isteyebileceği gündemde. Obama, nükleer konularda İran’ın İsrail’in kabul edebileceği bir açıklama yapmasına da şimdilik razı gibi görülüyor. Elbette bütün bunlar 2013 yılı Haziran ayında yapılacak İran devlet başkanlığı seçimlerinde kimin aday olacağı, seçimi kimin kazanıp kimin başa geleceğiyle de ilgili.

ABD – İran ilişkilerinde yine ABD’nin partneri Türkiye değil, Avrupa Birliği olacak. Bu durumda Türkiye’nin Avrupa Birliği  ve İran ilişkilerini gözden geçirmesinde büyük fayda göreceği kesin. 

İSRAİL: NETANYAHU YENİDEN KAZANIRSA 

Obama ve İsrail Başbakanı Netanyahu hiçte “can ciğer kuzu sarması” görünmüyorlar ama buna ne Türkiye ne de Araplar çok sevinmemeli. Çünkü 22 Ocak’taki İsrail seçimlerini çok büyük bir olasılıkla Netanyahu tekrar kazanacak ve Obama, “dost ve müttefik ülke” İsrail başbakanını gönülden kutlayacak.  Bir tek Erdoğan ve kabinesi, “Ülkelerin dostları – düşmanları olmaz çıkarları olur” basit kuralını öğrenemediği için burada da Türkiye, eğer İsrail ile barışmak için,  elini çabuk tutmazsa dışarıda kalmaya mahkûm görülüyor.

Öte yandan Netanyahu, son dönemde İran’a saldırı çizgisinden vazgeçmiş ve Obama’nın “dikkatli” çizgisine yaklaşmıştı. Her şeyden önemlisi, ABD bu zamana kadar İran’ın nükleer programı konusunda net bir “kırmızıçizgi” çekmiş değil. 

Obama’nın İsrail konusunda elbette asıl sorunu İran değil. Asıl sorun İsrail’in kapısının önündeki Mısır ve Suriye’de olup bitenler, olup bitecekler. Obama, İsrail’i sınırlarının ötesinde büyük değişiklikler olurken “sakin” durabileceği kadar “çıkarlarının garanti altında olduğuna” ikna etmesi gerekiyor. ABD her halükarda İsrail’in varlığının garantisi olmaya devam edecek.  Bunu ABD kadar İsrail de çok iyi biliyor. İsrail ile ABD arasındaki hiçbir sorun ya da Obama ile Netanyahu arasındaki hiçbir anlaşmazlık “çözülemez” değil.

FİLİSTİN: ABBAS DEVLET İSTİYOR AMA… 

Ortadoğu’nun temel sorunlarından biri olan Filistin meselesinde, Obama,  Netanyahu’nun tekrar Filistin’le görüşmelere başlayacağına hatta Filistin fikrinde herhangi bir değişikliğe gideceğine inanmıyor. Hele, İsrail’de Başbakan Benyamin Netanyahu’nun lideri olduğu muhafazakâr Likud Partisi ile Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın aşırı sağcı Evimiz İsrail Partisi’nin birleşmesi bu olasılıkları iyice ortadan kaldırdı. Hatta bundan sonra İsrail’in işgal altındaki topraklarda yerleşim politikasını devam ettireceği gibi sertleşme politikaları izleyeceği düşünülmeli.

Obama’nın ilk dönemde savunduğu ve hatta erişmeyi planladığı Filistin ve İsrail arasında “İki devletli çözüm” politikasının tutmadığı ortada. Obama’nın bu dönemde, geçen dönem hiçbir ilerleme sağlayamadığı bu hedefi yeniden gündeme getirme olasılığı oldukça zayıf. En azından örneğin Filistin tarafı Batı Şeria’da bir intifada başlatmadığı müddetçe Obama’nın bu hedefi tekrar hatırlaması bile çok zor görülüyor.

Ancak, bütün bunlar hakkında Obama’nın ne düşündüğünü bir iki haftaya kadar kesin öğrenmiş olacağız. Çünkü Filistin Otonomi Başkanı Mahmud Abbas, 15 ya da 29 Kasım'da BM Genel Kurulu'na "üye olmayan devlet statüsü" kazanmak için başvuruda bulunacak. Obama bu zamana kadar Abbas’a “tek taraflı hareket etme” demişti ama dinletememişti.

Abbas başvuru yapmadan önce, yapacağı başvurunun içeriğini 8 Kasım’da üye 193 ülke temsilcisine gönderdi. (Davutoğlu’nun bu çağrı sanki Ankara’daki toplantıdan sonra yapılmış gibi hava içinde girmesi de unutulmamalı. Ankara toplantısı olduğunda çağrı çoktan ülkelerin elindeydi.)

Aslında Abbas’ın istediği statü, Filistin’in BM’deki şimdiki statüsünü değiştirmeyecek ancak “devlet” adıyla anılmasını sağlayacak. Elbette İsrail böyle bir şeye karşı ve hele şimdi genel seçimden önce bunu tartışacak durumda bile değil.

Ayrıca, Obama Arap baharının ortasında Hamas ile ilgili de son sözünü söylemek istemiyor.

 AFRİKA BAHARI OLABİLİR Mİ?


Arap baharının siyasal İslam’ı ve İslamcı örgütleri güçlendirdiği de kesin. Ancak, eğer komplo teorilerine çok itibar etmeyeceksek, Arap baharında İslamcı terör ya da radikal İslam’la Obama’nın başının hoş olduğunu söylemek pek mümkün görülmüyor. Hatta Obama’nın Suriye’deki isyancıları ağır silahlarla silahlandırmak istememesinin bir nedeninin radikal İslamcıların eline silah vermek istememek olduğunu hatırlarsak, Obama’nın bölgedeki asıl dostunun Müslüman Kardeşler, en uzak durduğunun da radikaller olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu anlamda ABD, Mısır ve Tunus’ta başardığını düşünüyor.  Kaldı ki, Obama yönetiminin, Suriye, Mali, Libya, Yemen, Irak ve Mısır’da “İslamcı terör”den bahseden bir rejim olduğu unutulmamalı. Yine buralarda ABD çıkarlarına ve hedeflerine karşı “İslami teröristlerin” düzenlediği saldırılar da unutulmuş değil. 

Her neyse, radikal – siyasal İslam açısından Obama’nın bundan sonra izleyeceği yol nasıl görülüyor? Obama bu zamana kadar tıpkı El Kaide Lideri Bin Ladin’in öldürülmesi gibi hava saldırılarıyla “etkili islami terör liderlerini” öldürmeyi seçti.  Önemli lider konumundaki radikal İslamcıların tasfiyesi asıl hedefti. ABD, belki de bu yolla, “İslami terörizmin” batıda eskiden olduğu gibi büyük ses getirecek eylemlerini engellemiş oldu. Ancak, liderleri ABD saldırısında öldürülen İslamcılar Yemen, Libya  gibi ülkelerde kitlesel bir biçimde anti Amerikan eylemlere ve protestolara başladı. ABD’nin bunu hesap etmediği görülüyor.

Doğrudan halk ayaklanması veya isyan gibi başlayan bu eylemler, bir terör saldırısı değil,  açıkça halkın ABD’yi hedef almasıydı. Bingazi’deki ABD elçiliğine yapılan baskın belki de bunun en dikkat çekici örneği. ABD, önümüzdeki dönemde hem hava saldırılarıyla İslamcı terör liderlerini öldürmeyi hem de Bingazi saldırısı gibi saldırıları nasıl önleyeceğini tekrar düşünecek.  ABD açısından asıl hedef Bingazilerin olmaması, böyle bir saldırının tekrar yaşanmaması.

ABD’nin en önemli sorunlarından biri de önümüzdeki dönemde radikal İslamcıların daha da etkin olması beklenen Mali’deki iç savaş olacak. Bu durum bir anlamda Obama’nın Afrika kıtası radikal İslam’ıyla da uğraşacağı, belki de Afrika baharı getireceği anlamına da gelebilir. Bunu da zaman gösterecek: Obama rejimi, ilk döneminde de sorunları veya gelişmeleri zamanında tahmin etmesiyle tanınmış bir rejim değildi.

YENİ ENERJİ KAYNAĞI YENİ POLİTİKA


Amerikancı Araplar Obama’yı “seçim kampanyası boyunca Ortadoğu’yu hasta yatağında can çekişirken bıraktı” diye suçluyor. Yani Obama, anti Amerikancı Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayarak “devrimci Arapları” hayal kırıklığına uğrattı, devrimcilerin Esat zulmü altında acı çekmesine neden oldu ve Arap devrimi ayrım kaldı.

Bu kesimler Obama’nın bu tavrına çok şaşırırken, örneğin Obama’nın Bahreyn’de diktatöre karşı ayaklanan muhalefeti niçin desteklemediğini, niçin muhalefetin ezilmesine izin verdiğini sormak kimsenin aklına gelmiyor.  Bu sorunun cevabı da herhalde aşağıdaki hatırlatmalarda gizli:

Obama iktidara geldiğinde ABD’nin Afganistan’daki asker sayısı 30 bin civarındaydı ve Obama kısa sürede askerlerin geri çekileceğini açıklamıştı. Bugün Afganistan’daki ABD askeri sayısının 62 bin olduğu belirtiliyor. Taliban ise, gücünden pek bir şey kaybetmişe benzemiyor. Obama zamanında sadece Afganistan’da değil bütün bölgedeki asker sayısı arttı.

Her ne kadar ABD Irak’tan çekildiğini açıklasa da hem Irak’ta hem Pakistan, Yemen, Somali, Mali, Türkiye gibi ülkelerde ABD askerleri cirit atıyor ve bunların  “barış elçisi” olduğunu düşünen yok.

ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığının sona ermesi, ABD’nin enerji politikalarının değişmesine bağlı. Eğer ABD, Afrika ve Ortadoğu petrolleri yerine koyabileceği bir enerji kaynağına sahip olursa, bu bölgelerdeki siyasetinde bir değişiklik beklenebilir.  Gerisi spekülasyonlardan ibaret.

Bütün bunlardan sonra Obama’yı daha nelerin beklediğini ve ne gelirse nasıl davranacağını anlamaya çalışmanın bir anlamı yok.