Obama’nın Filistin Sorunu

O tarihi gecenin sabahında “TARİH” ya da “KADER” manşetleriyle çıkan Amerika’nın saygın gazeteleri, taze kahvelerini yudumlayan insanlara umut aşılarken, İllinois’li senatörün değişim vaatlerine inanmış olan herkes az sonra olacaklardan habersizdi.

Barack Obama, Hillary Clinton karşısındaki zaferinden bir gün sonra, Amerikan-İsrail Siyasi Önlem Komitesi (AIPAC) önünde konuşacak ve milyonlar üzerinde yarattığı umudun her kırıntısını yerle bir edecekti.

Aynı anda Amerikan Siyonistleri’nin fantezi ve suçlamaları da harekete geçmişti: Obama bir anti-Semitist idi, Hamas’a karşı yumuşaktı, Edward Said’in arkadaşıydı ve  bunların hepsinden de öte, Obama bir Müslüman’dı. (ABD’de Müslüman olmak bir suçlamadır; tıpkı Hitler Almanyası’nda Yahudi olmak gibi; insanlar kendilerini savunmak zorunda kalıyorlar. Obama da aynen bunu yapmıştı.)

Bu “suçlamalar” ile karşılaştığında, Obama da “İsrail dostu” olduğunu kanıtlamak zorunda olduğunu düşündü. Tüm bunların üzerine de Kudüs’ün, İsrail’in “ebedi başkenti” olduğu kararını verdi ve AIPAC seyircisine şunları söyledi:

“Filistinlilerle yapılacak her türlü anlaşma, İsrail’in güvenli ve savunmaya açık sınırlarıyla bir Yahudi Devleti olarak varlığını tanımalıdır. Kudüs, İsrail’in başkenti olarak kalacaktır ve asla bölünmemelidir.”

İnsanlar dehşetle onu dinlediler; “Bu bizim zamanımız. Bu an, bizim savaşı sona erdirerek imajımızı düzelttiğimiz andır” cümlesine ne olduğunu ise merak ettiler. Salı günü bunları söylüyor, bir gün sonra ise Kudüs’e bir ordu dolusu beyaz Avrupalı sömürgeciyle onların milyarder Amerikalı destekçilerinin fantezilerini mi akıtmaya karar veriyordu?

Kudüs’ün kaderine karar verecek olan Obama değil tabi ki. Bu kaderi tayin etmek, insanları anayurtlarından kovarak onları sürgün eden ve mülteci kamplarına düşüren askeri garnizonlara ise hiç düşmez. Filistin’in geri kalanı gibi, Kudüs Filistinlilere aittir: Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman Filistinlilere.

Bu yüzden, Obama’nın sözlerindeki sorun, onun yerine getiremeyeceği beylik sözler vermesinde yatmıyor. Onun (ve ona dair umut besleyen bizlerin) problemi, başka bir yerde aranmalı.

Milyarder Siyonistler çetesine verdiği cüretkâr sözlerin ardından, Barack Obama devam etti ve İsrailli dostları ile olan ilişkisine “İsrail’in niteliksel askeri üstünlüğünü” garanti ederek başlayacağını belirtti:

“İsrail’in kendisini, Gazze’den Tahran’a kadar, her türlü tehdide karşı koruyabileceğini garanti edeceğim. İsrail ile ABD arasındaki savunma ortaklığı bir başarı örneğidir ve derinleştirilmelidir. Başkan olarak, önümüzdeki on yıl boyunca İsrail’e 30 milyar dolarlık bir miktarın verilmesini sağlayacağım ve İsrail’in Birleşmiş Milletler ile dünyanın geri kalanında kendisini savunma hakkına her zaman destek vereceğim.”

İşte tam burada durmalı ve o sözlere ne olduğunu merak etmeliyiz. İllinois’li Senatör, 2007’de kampanyasını başlattığından beri sözlerinden dönüyor. 30 milyar dolarlık bu yardım vaadi, Yahudi yurdunun bir Siyonist hayalin peşinden giderek ABD’nin bölgedeki emperyalist heveslerine kol kanat geren askeri bir kaleye dönüşmesi hayaline destek veriyor.

Bu basit gerçeği anlamak için, klişeyi tersine çevirmeli ve “Yahudiler Amerikan dış politikasını kontrol ediyor” tarzındaki anti-Semitist komplo teorisinin tam tersinin doğruluğunu fark etmeliyiz. Amerikan emperyalizmi, Yahudilerin Holokost sonrası oluşan meşru korkularını sömürerek İsrail’i kendi canavarlaşmış savaş makinasının en temel araçlarından birine dönüştürmeye çalışıyor.

Hayal görmekte olan Amerikalı Siyonistler, Obama’nın “İsrail’in Amerika ile özel bir ilişkisi vardır” sözlerine kanabilirler ya da böyle yapmak işlerine gelebilir. Ancak gayrimeşru ve alçakça bir hayali devasa bir askeri üsse dönüştürmek çok da “özel” bir ilişkiyi zorunlu kılmıyor.

Bu hayalin bedelini son altmış yıldır günbegün ödeyenler İsrail ve Filistinli insanlar oluyor; Amerikan banliyölerinde tatlı “Amerikan rüyasını” yaşayan Siyonistler değil.  Amerikalı Siyonistler için İsrail, şiddet dolu bir gerçeklik değil; son altmış yılı kapsayan bir acı, ölüm ve yok oluş kaynağı hiç değil.  Onlar için İsrail kârlı bir iş kapısı, Kitab-ı Mukaddes’ten çıkma bir oluşum; İran İslam Cumhuriyeti’nin, ABD Hıristiyan İmparatorluğu’nun aynadaki yansıması.

30 milyar dolarlık Bay Değişim ve Umut Kapısı Obama’nın İsrail’e verdiği askeri sözler hakkında söylenmesi gereken bir şeyler daha var. 30 milyar dolar mı? Bu George W. Bush’un Amerika’sından ne kadar farklı? Peki ya şu evrensel sağlık hizmeti, eğitim, üniversite ücreti gibi vaatlere ne oldu?

Vaat edilen bu paranın miktarı, bedava eğitimden tutun da sağlık hizmetine, yalnız anneler için iş eğitiminden  aç çocuklar için okul yemeğine kadar her türlü gereksinimi rahatça karşılayabilir. Katrina gibi bir felaketin yeniden yaşanmasını da önleyebilir; alternatif enerji kaynakları için araştırma fonu olarak da kullanılabilir; vahşi kapitalizmin yarattığı ekolojik sorunların önlenmesine de yarayabilir. En önemlisi, açlık sınırında yaşayan 35 milyondan fazla Amerikalının yardımına koşabilir.

İsrail’e askeri emeller uğruna 30 milyar doları gönül rahatlığıyla bağışlama sözü veren Obama hâlâ kendisini Malcolm X veya Martin Luther King ile bir mi tutuyor?

            Çeviri: Zeynep Oğuz

 

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL