Ocasio-Cortez: En büyük destekçisi Genç Türkler’di
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL

Gencecik bir politikacı Alexandria Ocasio-Cortez. Bir kaç gün önce ABD’nin New York eyaletinde Demokrat Parti’nin Temsilciler Meclisi üyeliği için yaptığı ön seçimde partinin ağır topu Joe Crowley’i yenerek Amerikan politik yaşamında bir “devrim” yaptı neredeyse.

Crowley gerçekten de kolay kolay yenilebilecek bir rakip değildi. Kongre’de on dönemden beri yer alan, gelecekte Demokrat Parti’nin başına geçmesi beklenen müthiş deneyimli bir politikacı. 2004 yılından beri karşına kimsenin çıkmaya cesaret edemediği Crowley’in karşısına, parti içinde kendilerini Demokratik Sosyalistler olarak tanımlayan gruba mensup olan işte bu Alexandria Ocasio-Cortez çıktı. Henüz 28 yaşında. Trump’ın küçümsediği ülkelerden birinden, Porto Rico’dan gelme. Şimdi kasımda yapılacak olan seçimlerde Demokrat Parti’nin Bronx bölgesi adayı. Eğer kazanırsa Kongre’deki en genç kadın olacak.

“Amerikan sosyalisti işte” diye burun kıvıran olabilir, ama ABD siyasetinde hangi türü olursa olsun, kendisini “sosyalist” diye tanımlayanın işi çok da kolay değil. Alexandria Ocasio-Cortez, herkesin “Amerikan Rüyası” nı gerçekleştirmeye gittiği ülkede o bildiğimiz rüyayı hiç de gerçeğe dönüştürmek için uğraşmış değil. Çünkü kolejden sonra uzun süre iki iş, bir birahane barmen, bir tavernada da garsonluk yaparak okuyan, babasının ölümünden sonra borçları nedeniyle ellerinden alınacak olan evi vermemek için mücadele ederken bir yandan da para kazanmak için otobüs sürücülüğü yapan bir annenin kızı. Yoksulluğun dibinden geliyor. Bundan olsa gerek Demokratik Sosyalistler içinde yer alma gerekçesini “ben işçi sınıfına aitim” diyerek açıklıyor.

Yolunu kendisi çizen, ne yapacağına çok çok gençken karar veren Ocasio-Cortez’in belki de en büyük şansı Ted Kennedy’nin yanında staj yapmış olması. Ünlü Demokrat senatörün yanında çok şey öğrendiğini söylüyor. 2016 Başkanlık Seçimleri’nde Demokratik Sosyalistler’in adayı olan Bernie Sanders’in kampanyasının organizatörlüğünü yapması da ona çok deneyim katmış olmalı.

Çok gayretli bir politikacı. Oturduğu yerden oy bekleyenlerden farklı da. İnsanlarla yüz yüze temas kurmaktan hoşlanıyor. Neredeyse tüm ABD’yi kendi otomobiliyle dolaşıp Flint, Michigan ve Standing Rock gibi yerleri ziyaret ederek Flint Su Krizi ile Dakota Boru Hattı’ndan kaynaklanan insan hakları ihlallerinden etkilenmiş insanlarla sohbet etti. Kampanyasını bu temaslar, ziyaretler üzerine kurdu.

Tabii ki kendisinden de kampanyasından da ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarında söz eden hiç olmadı, New York Times’daki iki yazının dışında. Ama Ocasio-Cortez’in çalışmalarından okurlarını, dinleyenlerini haberdar eden inter siteleri, radio istasyonları da vardı tabii. Bunlar arasında Sirius Satellite Radyo adlı radyoda yayınlanan, yapımcılarından biri de Türk olan The Young Turks adlı program da bulunuyor.

Joe Crowley gibi kurt bir politikacıyı, insan hakları mücadelesindeki kararlığıyla, yoksulların dilinden anlıyor oluşuyla, gençliğiyle gençlere, kadınlığıyla, özellikle göçmen kadınlara örnek olmasıyla alt etti Ocasio-Cortez. Kolay bir başarı değil bu. Amerika’da gür çıkması zor olan “sol” sesi duyurabilmesi de çok önemli elbette. Seçim kampanyası sırasında İsrail’i Gazze’deki son ölümlerden ötürü suçlayarak açıkca kınaması, henüz yolun başındaki bir politikacı için dezavantaj olabilirdi. Ama çekinmedi. Üstelik başka vesilelerle bunu bir çok kez yineledi de.

Eğer kazanırsa Kongre’de de, Crowley’i yenilgiye uğratmasına yol açan tutumlarını sürdürecek mi, göreceğiz. Ancak, Ocasio-Cortez’e yakın olanlar, Kongre’de göçmen hakları, kadın sorunları, ırkçılıkla mücadele gibi konularda sesini herkesten çok yükselteceğine inanıyorlar onun.

Bir göçmen çocuğunun olanaksızlıklar içinde böylesine bir başarıya imza atması küçümsenemez.

Bunun ne anlama geldiğini “göçmenler” çok iyi bilir.