ODTÜ’den geçemedim, bu oyunu yediremedim
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU
Devletin çocuklarını yediği bir sır değil. Güvensizliği, korkusu; onlara karşı duyduğu öfke hep bildiğimiz hisleri. Bir çocuğu asabilmek için yaşını büyütmek de, kemikleri un olana kadar dövmek de, öldürüp “gözaltında kayboldu” demek de, bu sevgisizlikten. Kitabı değil, sopayı tutan ellerin arkasında durmayı içine sindirebilmiş bir yapının, düşmanlığını sergileyebileceği tek bir fırsatı bile kaçırmak istememesi de bu yüzden. Baskının amaç olduğu yerde, silah elbette bir araçtır devletin elinde.
 
Başbakan Erdoğan salı günü , Çin’den uzaya gönderilecek Göktürk-2 uydusunun fırlatılma törenini canlı yayından izlemek için, ODTÜ Kampüsü’ndeki TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü’ne gitti. Beraberinde 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç, 3 binden fazla polis ve TOMA’larla... Bu korkunun nedeni, öğrencilerin okullarında demokrasinin temelini oluşturan protesto haklarını kullanmak istemeleri. Ellerinde ne top var ne de tüfek, sadece okumak istedikleri bir bildiri...
***
Yürümek de, bidiriyi okumak da kısmet olmadı. Polis, bir bilim olayına tanıklık etmek için Başbakan’ın misafir gittiği bilim yuvasını savaş alanına çevirdi. Öğrencilerin sırtında joplar inip kalkarken, plastik mermiler havada uçuştu. Avuç avuç fırlatılan gaz bombalarının yere yığdığı öğrencilerden Barış Barışık, bombanın başına isabet etmesiyle beyin kanaması geçirdi; ve daha pek çok yaralı...
 
Baskıcı yönetimlerin, kolluk kuvvetlerinin silahı yanında başvurduğu sindirme yöntemlerinden biri de, insanları mücadele ettikleri yanlışların yanındaymış gibi göstermek. Barıştan yana olanı katillikle, gerçeğin peşinde koşanı yalancılıkla, hak arayanı teröristlikle suçlamak gibi. Yandaş medya ve yargı bu görevi yerine getirmek için uzun süredir el ele yürüyor. Bu yüzden, ODTÜ’lülerin Erdoğan’la ilgili protestolarının Türkiye’nin uzaya fırlatılan ilk uydusuna karşı yapılmış gibi haberleştirilmesi boşuna değil. Geleceğin bilim insanı olmak için dirsek çürüten öğrencilerin, bilimin karşısında duran bir eylemci olduğunu söylemek psikolojik yıldırma amaçlı, buna inanmak da en kibar tabirle cehalet nedeni.
***
Türkiye’de 600’den fazla öğrenci tutuklu. ‘Boynunda puşi vardı, cebinde dergi gördük, şu eylemde vardın, bu partiye üyeymişsin’ gibi nedenlerle... Ana dilde ve parasız eğitim istemek suç sayılıyor. YÖK yasa tasarısını, doğayı katleden projeleri, savaş politikalarını, hak gasplarını, sınav sistemini, bilim ve sanatın karşısında duran tavır ve uygulamaları eleştirmek, yasal bir partiye üye olmak gibi en basit demokratik faaliyetler bile terör suçu kapsamında cezalandırılmak isteniyor. Bu koşullar altında, ODTÜ’lüler ve diğer üniversite öğrencilerinin AKP politikalarına karşı tepki göstermesinden, demokratik bir hak olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmasından daha doğal ne olabilir?
 
Devletin çocuklarını yediği bir sır değil. Güvensizliği, sevgisizliği; onlara karşı duyduğu öfke hep bildiğimiz hisleri. Bugün Erdoğan’ın polisle silahla, savaşa gider gibi üniversite ziyaretinin tek bir nedeni var. Farklı fikirleri baskıyla susturma isteğine karşı gösterilen başkaldırının yarattığı tedirginlik. Erdoğan’ın sevdiği gençler 3 çocuk hedefini tutturmak için çalışan, en büyük utkusu 2071’in Malazgirt neslini yetiştirmek olan, el etek öptüğü büyüklerinin yanında sessizce sırasını bekleyenler... Gerisi eşkıya! Öyleydiler, öyleler, hep de öyle kalacaklar.