“Oğlan bizim kız bizim rejimi” ve dokunulmazlıklar
Fatih Yaşlı Fatih Yaşlı

Geçtiğimiz günlerde bir TV programında, “acele kamulaştırma”ya kurban edilmek istenen Sur’daki ihaleleri şimdiden dağıttığı iddia edilen bir siyasi, “yasama, yürütme, yargı, hepsi bizde” diye övünüyor, yanında oturan “anayasa profesörü” siyasi de “oğlan bizim kız bizim” diyerek onu onaylıyordu.

O halde doğrudan soralım: “Oğlan bizim kız bizim rejimi”nde, yani fiilen kuvvetler ayrılığının ve yargı bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı bir rejimde, “dokunulmazlıklar kalksın” diye muhalefet yaparak iktidarı sıkıştıracağını sanmak, nasıl bir aklın, nasıl bir mantığın ürünüdür?

CHP, uzunca bir süredir hangi akla hizmet ettiğini anlamanın mümkün olmadığı bir şekilde, “kürsü dokunulmazlığı hariç” dokunulmazlıkların kaldırılması ve vekillerin yargı önüne çıkması gerektiğini söylüyor. Peki, ama hangi yargı düzeninde olacak bu, yeni Türkiye’de bu söylemin karşılığı ne?

Eğer Türkiye’de bir parti-devleti rejimi inşa edilmiyor olsaydı, eğer yargı 2010 referandumuyla ele geçirilmemiş ve sonrasında iktidar partisi Cemaat ile kavgaya tutuşup yargıdaki hâkimiyetini perçinlememiş olsaydı, dokunulmazlıkların kaldırılması sahici bir talep olabilir, sağlam bir muhalefet zemini sunabilirdi. Oysa böyle bir durum söz konusu değil ve tam da bu nedenle dokunulmazlıkların kaldırılmasının kime, nasıl hizmet edeceği ortada.

Zaten iktidar da bunun farkında olduğu için, CHP’nin önerisine “hodri meydan, kaldıralım” yanıtını verdi ama her zamanki gibi kendi üslubuyla, kendi tarzıyla. Şu an yapılan şey, dokunulmazlıkların kalkması değil, -anayasayı da ihlal edecek bir şekilde- anayasaya eklenecek bir geçici madde ile haklarında dosya bulunan vekillerin bir seferliğine yargılanmasının önünün açılması.

Yani bu değişiklikle, “dokunulmazlık” meselesi temelli düzenlenmiş, kesin bir sonuca kavuşturulmuş olmuyor ve daha da önemlisi, HDP’li vekillerin hepsinin dosyaları siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğundan, CHP’nin “kürsü dokunulmazlığı hariç” talebi boşa düşüyor. Bilakis yargı önüne çıkarılacak HDP’lilerin kürsü dokunulmazlığına, yani siyasi faaliyetlerine, açıklamalarına, konuşmalarına dokunulmuş, bunların yargılanmasının önü açılmış olunuyor.

Ancak mesele sadece bununla sınırlı değil; uzunca bir süredir bizzat rejimin en tepesindeki isim tarafından dile getirilen bir gerçeklik var: “parlamenter rejimin bekleme odasına alındığı” gerçekliği. Anayasanın fiilen askıda olduğu, parlamentonun fiilen ilga edildiği, rejim değişikliğinin başkanlık adı altında anayasal statüye kavuşturulmak istendiği bir konjonktürde, böylesi bir düzenleme, parlamentonun zaten çalışmadığı, sistemin kilitlendiği ve artık işe göremez hale geldiği, dolayısıyla da başkanlığa geçilmesi gerektiği yönündeki “algı mühendisliği”nin bir parçası olacak, topluma böylesi bir algı inşası ile gidilecek.

Dahası, “oğlan bizim kız bizim rejimi”nde, istenen sayıda vekil tutuklanarak cezaevine gönderilebileceği için, söz konusu düzenleme iktidara meclis aritmetiği ile istediği gibi oynama, ülkeyi istediği zaman ara seçime, istediği zaman ise erken seçime götürme şansını verecek. Dokunulmazlık dosyaları vekillerin üzerinde “Demokles’in Kılıcı” gibi sallanacak ve şantaj unsuru olarak kullanılacak.

Bunun dışında, HDP’li vekillerin tutuklanma ihtimalleri hayli yüksek bir şekilde yargıya gönderilmeleri, bir yandan HDP seçmeninin oylarının ve dolayısıyla “milli iradenin gaspı” anlamına gelecek, öte yandan ise legal siyaset zeminini daraltarak iktidarın savaş politikalarına hizmet edecek. Kürt halkının çatışmaların yeniden başlamasıyla birlikte derinleşen duygusal kopuşunun, siyasi temsilcilerinin parlamentodan dışlanmasıyla iyiden iyiye ivme kazanacağını ise ayrıca akılda tutmak gerekiyor.

Peki, CHP bunları görmüyor mu, görmüyor olabilir mi? Eğer görmüyorsa bu bir akıl tutulması demektir, yok hayır görülüyor ve yine aynı şekilde davranılıyorsa, bu da ayrı bir akıl tutulması demektir. Bu tutum, “terörün parlamentodaki temsilcilerin korudular” algısı yaratmamak için ise bunun seçmen nezdinde herhangi bir somut karşılığı olmadığı, oy artışına ya da azalışına yol açmayacağı bilinmelidir. Kulaklara fısıldandığı üzere, “vekillerimizi tutuklasınlar, bu da toplumda infial yaratsın, halk ayağa kalksın” diye düşünülüyorsa, bunun da hakikatle uzaktan yakından alakasının olmadığı, sahiden parlamento dışı ve radikal bir muhalefet inşa edilmek isteniyorsa, bunun için sayısız yol ve yöntem bulunduğu ortadadır.

CHP’li vekillerin “hayır” oyu, belki anayasa değişikliğini engellemeye yetmeyecektir ama “celladına boynunu uzatmak” gibi bir yanlışa da imza atılmamış olacaktır, böylesi bir yanlışı yapmanın tarih karşısında vebalinin büyük olduğu ise unutulmamalıdır.