“Oğlum yeni bi’ şey söyle”
ERK ACARER ERK ACARER

BirGün’ün muhasebe sorumlusu Mahir Kanaat’in doğum günü gazetede kutlanıyor. Kendisi yok. Günlerdir gözaltında tutuluyor. Derya Okutan, Ömer Çelik, Tunca Öğreten, Metin Yoksu, Eray Saygın da gözaltındalar, onlar da bir haftaya yakın zamandır avukatlarıyla görüşmeyi bekliyorlar. Derken… Gözaltı süreleri 30 güne çıkarılıyor.

‘Bakalım kaç kişi eksik olacak?’

Dışarıdakiler… Cumhuriyet gazetesine yapılan baskınla içerde tutulan gazeteciler ve diğerleri için bir araya geliyor, fotoğraf çektiriyoruz. Artık cezaevine yılbaşı kartı yollanamıyor. Birkaç gazetede çıkacak fotoğraf, ‘Yanınızdayız,’ demenin bir yöntemi.

“Bakalım bu fotoğraftan kaç kişi eksik olacak?” Espri gerçek oluyor. Birlikte geçen akşamın ertesi Ahmet’i kaptırıyoruz. Sabah’ın ilk felaket tivit’i: “Gözaltına alınıyorum. Bir twittle ilgili olarak savcılığa götürülecekmişim.”

Gözaltına alınıyorum, Emniyete götürüldü, savcılığa sevk ediliyor! Kısa yoldan halimiz budur işte.

Gazetecilik suç değildir

Ahmet Şık’ın, ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi’ndeki düzenlemeye göre “Türkiye Cumhuriyetini, Yargı Organlarını, Askeri ve Emniyet Teşkilatını Alenen aşağılanama’ suçu kapsamında ifadesi alınıyor

Tam olarak Ahmet’in tarzı bu; “Gazetecilik sorgulanamaz, ifade vermeyi reddediyorum!” Bazı soruları ise sonra cevaplayacağını belirtiyor.

5 kelimede bir dünya mesaj…

Suç gazetecilik değil, gizlenenlerdir. Gazeteci araştırır, yöntemi budur. Gazeteci metin yazarı, PR’cı değildir. Kimseye yaranmak zorunda olamaz. Perdeyi çeker atar, gerçeği görür, gösterir, anlatır, yazar!

Aynı noktada olmak ve dönüp durmak

Adliyeye sevk ediliyor. Aslında duruşuyla yazmadan iki şeyi gösteriyor. Hep aynı noktada olmanın asaletini ve dön baba dönenlerin pespayeliğini.

Uzun süre birlikte çalıştık, aynı odada oturduk. Ahmet sadece iyi gazeteci değil, iyi aile babası, iyi insan, iyi dosttur. Ona bir kefalet değil, içimizden geçenlerdir.

Yeni bir şey değildir söyledikleri. Yan yanayken, birden durur; “Lan oğlum biliyor musun?”

“Neyi?”

“Faşizm teyakkuzda oğlum!”

Gelir, üstünü çıkarır, telaşlıdır. Mühim bir söyleyeceği vardır:

“Sana bir şey söyleyeyim mi?”

“Söyle…”

“Oğlum faşizm teyakkuzda ha!”

Haber yazarız… Dururuz. Önemli bir şey bulmuş gibi kafasını sallar:

“Erko… Biliyor musun lan…”

“Ahmet neyi?”

“Faşizmin teyakkuzda olduğunu!”

“Ahmet yeni bir şey söyle…”

Yeni bir şey yok, mutlu yıllar

Hayır, Ahmet yeni bir şey söylemedi, yeni bir şey söylemiyor.

Gazetecilik suç değildir.

Gazetecilik sorgulanamaz.

Gerçekler karşısında ölü taklidi yapanlar bir gün mutlaka pişman olurlar. Hep aynı noktada olmanın asaletini ve dön baba dönenlerin pespayeliğini izliyoruz.

Dönüp dönüp aynı şeylerin olduğu fakat farklı sonuçlar beklenen ülkede Ahmet, benzer nakarattan tutuklanmak isteniyor.

“Oğlum yeni bi’ şey söyle!”

Yeni bir şey yok ki, yeni bir şey söylesin…

“Faşizm teyakkuzda…”

Bu karanlık bir tünel ama bugünler de elbet geçer.

Mutlu yıllar.

*****