“Oğuz Atay’la halleşmek gerekiyordu”
10.06.2018 10:39 BİRGÜN PAZAR

Burak Abatay @abatayburak

Gaye Boralıoğlu’nun son romanı Dünyadan Aşağı İletişim etiketiyle raflardaki yerini aldı. Boralıoğlu’nun Hilmi Aydın karakteriyle iktidar-birey ilişkilerini ele aldığı kitap bir baba-oğul romanı olarak karşımıza çıkıyor. Kitap içerisinde başka bir kitapla çok sesli bir anlatımı olan roman, karakterleriyle vasatlığın resmini çiziyor. Yazar Gaye Boralıoğlu ile Dünyadan Aşağı’yı konuştuk.

► Kitapta okuduğumuz baba-oğul ilişkisini aynı zamanda iktidar-birey ilişkisi olarak da kurmak mümkün mü?
Mümkün. İktidar ilişkisinin ilk belirdiği yer baba-oğul ilişkisi zaten bence. Kitabın başkarakteri Hilmi Aydın, babasıyla bir türlü hesaplaşamamış, onun sağlam otoritesinin altından iki ayağı üzerinde yürüyerek çıkamamış bir adam. Kızıyor, öfkeleniyor, suçluyor ama geçmişini, babasını arkada bırakıp kendi varlığını inşa edemiyor bir türlü. Bu bir yandan da toplum olarak bizim iktidarla olan ilişkimizi tariflemiyor mu? İktidarlara kızıyoruz, öfkeleniyoruz ama alternatif bir sivil toplum inşa etmekten imtina ediyoruz.

► Kitabın ilk 100 sayfasında Tutunamayanlar tadı almışken bir Oğuz Atay atfıyla karşılaşıyoruz. Hilmi Aydın’ı bir başka ‘tutunamayan’ olarak yorumlamak mümkün mü?
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ında bir tutunma arzusu görüyorduk. Toplumsal normlarla uyum sağlayamamış bir aydının acıklı bir reddediş hikâyesi vardı orada. Oysa Hilmi Aydın’ın tutunmaya da niyeti yok, sorumluluğu başkasının üzerine atıp salınmaktan yana o. Hayat karşısındaki pozisyonu zamanın ruhuna daha uygun. Öte yandan bir karakter romanı yazmak istediğimde Oğuz Atay’la da hesaplaşmam gerekiyordu ya da hesaplaşma demeyelim de halleşmek diyelim.

Kitap içinde başka bir kitabı okumak da beni buna düşünmeye itti.
Kitap içinde kitap ve içinde başka bir kitap. Dünyadan Aşağı biraz matruşka bebekleri gibi. Üç kuşağın hikâyesini, kendi dili içinde anlattım.

Hilmi Aydın karakteri aptal biri değil
► Hilmi Aydın beceriksiz de bir adam. Bununla beraber höt-höt ve kaba da. Ama babasını felsefi olarak eleştirebiliyor. Bu bir çelişki mi?

Şurası açık: Hilmi Aydın pek çok olumsuz özelliğine karşın aptal bir adam değil. Esasında kafası her şeye çalışır, her şeyin farkında. Onu sizin deyiminizle, höt-höt ve kaba ya da beceriksiz yapan zihinsel yetersizliği değil, hayat karşısındaki duruşudur. Bilmeyen değil, bilmezlikten gelen, farkında olmayan değil, ‘mış’ gibi görünen bir adam Hilmi Aydın. Doğru yolu bilmeyen değil, yan yollara kolayca sapıveren bir adam. Çünkü esasında tembel ve bencil. İnce ayarları var.

oguz-atay-la-hallesmek-gerekiyordu-473293-1.► Hilmi Aydın’ın hayatındaki kadınlara baktığımızda seçimlerinin birer çelişki olduğunu söylemek mümkün mü? Pelin, Mine, Irina ve Nihan...
O insanlar Hilmi Aydın’ın seçimleri değil farkındaysanız, önüne çıkanlar. Nihan yerine diyelim Ayşe çıksaydı karşısına ona tutulacaktı, Pelin yerine mimar olarak Fatma ile çalışsaydı muhtemelen ona asılacaktı. Diğerleri için de aynı şey geçerli. Hilmi seçim yapabilen biri değil pek, karşısına çıkan ihtimalleri yokluyor, olursa oluyor, olmuyorsa da başka bir seçeneğe yönleniyor.

► Kitabı bütünde ele aldığımızda çelişkilerle kurduğu ilişki nasıl?
Hilmi Aydın bir çelişkiler varlığıdır. Bir şey yapar ama tam tersini yaptığını iddia eder, bir şey söyler, yeri geldiğinde inkâr eder, bilmiş tiratlar atar ama gayet cahilce kararlar verebilir. Yakın gelmiyor mu? Günümüzün erkek-insan varlığı işte.

Maddi mevzular girince din çürümeye başlıyor
► Hilmi Aydın’ın memleketin dört bir yanında hayır işlediğini ve “bankalar tanrıyı bilmiyor” sözünü okuyoruz. Hilmi Aydın kitap boyunca varsıllığıyla övünen ve ona da güvenen birisi. Sonunda artık sahip oldukları eriyip tükenirken bile varsıllık gerektiren eyleme başvurabiliyor ve bu sözü ediyor. Ve de Fazıl Hoca’yla olan ilişkisi. Dinin sınıfsal bir eleştirisi midir bu olanlar?

Birileri böyle okursa buna itirazım olmaz. Dini inanç saflığını yitirip tanrı ile kul arasına maddi mevzular ya da başka çıkar hesapları girdiğinde içten içe çürüme de başlıyor ve dalga dalga topluma da sirayet ediyor. Sen ruhunu bedeninden özgürleştirmek için oruç tutacaksın, cennette yerini garantilemek için değil, iyilik için hayrat yapacaksın tanrıya yaranıp cehennemden yırtmak için değil. İnanç içten gelen saf bir duygu olarak kaldığı, vicdanla, ahlâkla bezendiği zaman saygıdeğerdir, aksi takdirde insanın tüm pozitif değerlerinin dine tahvil edildiği ucube bir durum çıkıyor ortaya. Hilmi Aydın bu hâlin resmidir.

► Peki kitabın ismi? ‘Dünyadan Aşağı’ ne ifade ediyor?
Dünyadan Aşağı bir yarım cümle. Bitmemiş, tamamlanmamış bir ifade. Hilmi Aydın gibi. Bu bir bakış. Aşağıya bakıyorsunuz, atlamaya gücünüz yok, yolunu da bilmiyorsunuz bir endişe sarıyor içinizi, yukarı da çıkacak mecal yok. Öyle duruyorsunuz... Bu, zamanı tarifleyen bir ruh hali.

► Baba-oğul, tanrı-kul, ana-oğul, kadın-erkek gibi mücadeleler var. Dünyadan Aşağı’da size göre en ağır basan ilişki hangisi?
Ben Dünyadan Aşağı’yı her şeyden önce bir karakter romanı olarak tanımlarım. Bu saydıklarınız karakterin izlediği ana akslar. Ama her biri de aslında bir tür iktidar mücadelesinin tezahürü. İllâ belli bir tema tarif edilmeye çalışılacaksa, günümüzde bireyin iktidarla olan ilişkisi derim ben.

► Özlem yüklü karakterler var kitapta. Özlem sizin için ne ifade ediyor?
Hakikate ulaşma arzusudur özlem. Belki de hiçbir zaman tam olarak gerçekleşemeyecek, trajik bir serüven. Varoluşumuzdaki beyhude çaba. Yine de geri duramadığınız bir ihtiyaç. Bu yüzden de belki yazdıklarım hep biraz hüzünlüdür.

►​ Ne kadar zaman çalışılan bir ürün Dünyadan Aşağı?
Aşağı yukarı iki yıl sürdü. Hem memleketin hem de kendi hayatımın en zor yıllarında yazdım Dünyadan Aşağı’yı. Şeytan azapta gerek diye düşündüm sanırım.

Ruh halime göre yazarım
►Öyküler de senaryolar da yazan bir yazarsınız. Roman bunlar arasında nasıl bir ağırlığa sahip sizin yazınızda?
Altı senedir senaryo yazmıyorum. Altı sene sonra geçenlerde ilk kez bir kısa film senaryosu için bir arkadaşıma yardımcı oldum. Onun dışında öykü ve roman yazıyorum. Genellikle bir romanı bitirdikten sonra bir süre öykü yazarak dinleniyorum. Burada bir hiyerarşi oluşturamam. Zamana, benim ruh halime ya da zihnimde beliren hikâyenin tarzına göre yazacağım tür değişiyor ama artık çok özel bir sebep olmadıkça yalnızca edebiyatın sınırları içinde kalmak istiyorum.