OHAL, BUHAL’dir
ERK ACARER ERK ACARER

İroninin dibisin Türkiye’m. Yıllarca, darbe paranoyası etrafından teatral bir korku yayanlar, sonunda halkı tankların altında ezerek, kanlı bir darbeye kalkıştılar. Taraftar grubu çArşı’nın bile darbecilikle suçlandığı ülkede gerçekte darbenin nasıl olabileceği de böylece ortaya çıktı. Tarih; bakarken nefesimizin daraldığı fotoğrafları, videoları, belgeleri arşivledi.

• • •

Peki ya başka şeyler, onlar da arşivlenip anlaşıldı mı?

Mesela, ‘korkular’ üzerinden ‘bir korku imparatorluğu’ yaratmanın tehlikesi…

Ya da hukuk devletinin, sadece dinden değil, şiddetten, otoriteden ve bir fikir yuvalanmasından mutlak suretle ayrılması, ayrıştırılması gerektiği…

• • •

93 yıllık Türkiye Cumhuriyeti, geldiği noktada çelişkiler üzerinden akıyor.

‘Ne istediniz de vermedik’ sitemi, ‘Devletin her kademesine sinmişler’ gerçeğinde endişeleri büyütüyor. Oysa henüz yıllar önce; basit şeyleri, basit referanslarla anlatmıyor muyduk? Tarikatların, safsatadan mütevellit fikir yuvalanmalarının Türkiye’yi nasıl teslim alacağına vurgu yapmıyor muyduk? Bir kehanet değil, süzülmüş, araştırılmış keskin bir sonuç kısmıydı. Ne diyordu Uğur Mumcu:

“Yetiştirilen bu çocuklar, yakın bir gelecekte asker, hâkim ve savcı olacaklar!”

• • •

Hâlâ anlamamakta ısrarlı bir geleneğe bakarak gelişmeleri izliyoruz. Ülkenin; günübirlik çıkarlar doğrultusunda, dikenli bir yüzeye salınan kırmızı-beyaz bir balon değil çocuklarımızı korkusuzca ve eşit yaşatmak istediğimiz bir toprak parçası olduğunu anımsatıyoruz.

• • •

Yıllar önce farkına vardığımız tehlike; bugün devletin tüm kılcal damarlarındaki bir hesaplaşmayla kendini belli ediyor. Bir hengâmenin ortasında korkular büyüyor.
‘Silahlarınızı kapın gelin’ çağrıları arasında geri dönülmez bir ‘çatışma’ kültürü yaratmak isteyen, ‘Ortaçağ artığı çakallar’ hayatımızı yıkmak için fırsat kolluyor.

• • •

Tarih bilmece gibi görünen basit kuralların üzerinde kuruluyor. Güç dediğin; yansıması ve endişesi Osmanlı’da sıklıkla rastlanan bir Aristo deyişi: “Peki muhafızlardan bizi kim koruyacak?”

Tepeden tırnağa, 78 milyonun endişeli olduğunu gözlemliyoruz.

OHAL günleri içinde, tarihin eğlenceli, absürt sayfalarına emanet edeceğimiz sosyolojik acayiplikler de ortaya çıkıyor. Tankları durdurma kılavuzu yayınlayan da var, en uçuk korkularını arkadaşıyla paylaşan da: “Bana İncirlik’ten atom bombası çalındı diye bir bilgi geldi, sana da geldi mi?”

• • •

Korkularda ortaklaşmak ne tuhaf…

Devletin içindeki hesaplaşma devam ediyor. Meclisi bombalayan, halka silah doğrultan ve onların uzantıları tasfiye ediliyor. Esas mesele, bu tasfiyelerin yerinin nasıl doldurulacağı… Demokrasi, hukuk ve adalet mi ön planda olacak yoksa yeni bir güç mü yaratılmaya çalışılacak?

• • •

Korkudan peydahlanan hamaset, sözde kurnazlık üzerine inşa edilecek ‘bir güç ve yerenlik siyasetinin’ yeni paraleller ortaya çıkaracağına şüphe yok. Bundan, erken kalkanın kudreti de ele geçirdiği bir Latin Amerika modelinin çıkması kaçınılmaz. Tarih bilmece gibi görünen basit kuralların üzerinde kuruluyor. Güç dediğin; yansıması ve endişesi Osmanlı’da sıklıkla rastlanan bir Aristo deyişi: “Peki muhafızlardan bizi kim koruyacak?”

• • •

Korkunun da içi boş gücün de panzehiri var!

Toplumsal uzlaşma, insan hakları, evrensel hukuk kuralları ve laiklik.

Devletin, kişilerin, ülkenin bekası da basit insani standartlar üzerinde duruyor:

Kutuplaşmanın yerine barış, baskının yerine temel haklar, ötekinin yerine vicdan konmazsa herkesin iş zor!

OHAL, ‘BUHAL’dir işte!