OHAL'de yargısız infazlar: SİHA kullanımı
HÜSEYİN AYGÜN HÜSEYİN AYGÜN

11 Eylül, savaş ve iç çatışmanın tarihini büyük değişikliklere uğrattı. Yeni savaş, son terörist yakalanıncaya kadar sürecek ve bu uğurda kullanılan yöntemlerde karakteristik değişiklikler var. Bu savaşın süresi, coğrafyası, gittikçe genişleyen hedefleri ve kullanılan kuvvetin niteliği ve derecesi belirsizliklerle doludur.

Bu yeni savaşı artık belli yaşa gelmiş, her türlü eğitimden geçmiş insanların oluşturduğu profesyonel ordular değil, makineler yürütüyor. Robotik savaş araçları tarafından yürütülen bu savaşın adı "teknolojik savaş" oluyor. Öldürücü kuvvet kullanan insansız hava araçlarına, savaş alanının çok uzağında, konforlu odalarında, her türlü riskten uzak yaşayan yetkili kişiler kumanda ediyor.

İHA'ların silahlı olanları, hedefi görür görmez bombalayarak ortadan kaldıran türüne ise silahlı insansız hava aracı (Unmanned Combat Air Vehicles-SİHA) deniliyor. Bunlarda anti-tank cephaneler ile hellfire füzeler var. Bu yeni savaşa, aslında savaş dahi denemez. Zira, gökten ölüm yağdıran makinelere karşı hedefteki insan/asker/teröristlerin bir karşılık verme şansı asla yok. Tek taraflı bir temizlik ve yok etme "savaşı" bu. Savaş olmayan bir "savaş."

Elbette kullanıcıların gözlerini kamaştıran bu teknolojinin meydana getirdiği bazı sorunlar var. Öldürücü kuvvet kullanan bu duygusuz makinelerin eylemlerinin, insancıl hukuk, özellikle "yaşama hakkı" ve konuyla ilgili diğer hukuk kuralları ile bağdaşıp bağdaşmadığı aktüel bir tartışma konusudur. Örneğin, vücuduna sardığı bir bomba ile kendini patlatmak üzere olan bir saldırgana ateş edilerek onun öldürülmesi hukuken kaçınılmaz/zorunlu ise de, başından beri bir hedefi ortadan kaldırmayı amaçlayan bir operasyon hukuka uygun olmayacaktır. Bir "çatışma"nın olmadığı SİHA operasyonları, uyarısız, mahkemesiz, apaçık bir infazdır.

Özellikle bu makinelerin gerçekleştirdiği saldırılarda yaşamını yitiren sivil insanlar, tartışmayı daha alevlendirmektedir. Zira makinelerin attığı füzeler "ayrım gözetme" olmaksızın herkesi öldürmektedir (2002-2008 arası bu tür saldırılarda Filistin'de ölen 387 kişinin 234'ünün askeri hedef olduğu, diğerlerinin sivil olduğu ortaya çıkmıştır, Derya Aydın Okur, Uluslararası Hukukta İHA ile gerçekleştirilen saldırılar).

İsrail "gayrimeşru muharip" olarak hedef aldığı militanları her zaman öldürebileceğini, ABD ve Rusya da benzer gerekçelerle bu operasyonları meşrulaştırıyor. SİHA'lar bazen kullanıcı devletleri ve siyasi liderleri de vuruyor. Rusya'nın Suriye'deki Hmeymim ve Tartus üslerine cihatçılarca defalarca SİHA saldırısı gerçekleşmiştir. Venezuella lideri Maduro'ya geçen hafta, kendilerine "Beyaz Atletliler" diyen paralı askeri grup tarafından bir resmi tören sırasında SİHA saldırısı düzenlenmiştir.

Türkiye, SİHA teknolojisi satın alan, üreten ve PKK ve diğer hedeflere karşı aktif kullanan bir ülkedir. "Meşru savunma" ve kuvvet kullanmada "mutlak zorunluluk" ölçüleri temelinde, bir iç ve dış çatışma sırasında bu tür araçların kullanılması gittikçe yaygınlaşmaktadır (2016 itibarıyla 76 devlet İHA teknolojisi kullanmaktaydı). Bu araçlarla, PKK'ya karşı süren operasyonların hemen hemen "sıfır kayıp" ile devamı sağlanmaktadır. Son bir hafta içinde 20 PKK'lı bu teknolojiyle öldürülmüştür.

SİHA operasyonlarında her olayın kendi içinde gelişimi ve ayrıntıları çok önemlidir. Kullanılan kuvvetin "mutlak zorunlu" olup olmadığı ve özellikle "orantılı" bir kuvvet kullanılıp kullanılmadığı ölçülerinin SİHA'lara da uygulanması kaçınılmazdır. Bunun yolu ise operasyonların ayrıntılarının kamuoyuyla paylaşılmasıdır. Bugüne kadar, her türlü hukuk kuralından muaf çalışan ve bu durumun herkes tarafından kabul gördüğü SİHA'lara bu kurallar uygulanamazsa, mevcut uluslararası hukukta bir değişim tartışması başlayabilir.

Bugün size SİHA operasyonunda ölen birinin hikâyesini yazacaktım ama konunun genişliğinden uzatmak zorunda kaldım, Ercan Güneş'in hikâyesi haftaya kaldı.