OHAL’e ve başkanlığa karşı mücadele
Atilla Özsever Atilla Özsever

Önceki gün İstanbul Şişli Kent Sineması’nda Demokrasi İçin Birlik (DİB) inisiyatifinin girişimiyle bir toplantı düzenlendi. Toplantıya katılım yüksek düzeydeydi. Toplantıda CHP ve HDP gibi parlamentodaki siyasi partilerin temsilcilerinin yanı sıra, diğer bazı sol siyasi parti ve grupların temsilcileri, DİSK, KESK, TTB gibi emek ve meslek örgütlerinin yöneticileri de görüşlerini açıkladı.

Yine toplantıda kadın ve gençlik hareketinden temsilciler, akademisyen, gazeteci ve sanatçılardan oluşan aydın kesimi ağırlıklıydı. İlk bölümü örgüt temsilcilerinin konuşmalarıyla geçen toplantının ikinci bölümünde forum tipi bir düzenleme yapıldı. Çeşitli kişi ve kuruluş temsilcileri, 3-5 dakikalık bir süre içinde görüşlerini ifade ettiler.

Haziran mücadelesi örnek alınsın

Toplantıda ağırlıklı olarak önümüzdeki sürece ilişkin nasıl bir örgütlenme yapılacağı, kitlelerle nasıl ilişki kurulacağı, faşizan bir diktatörlüğün kurumsallaşmasına giden bu sürece hangi araçlarla müdahale edilebileceği, nasıl direnileceği, bu konulara ilişkin ne gibi somut önerilerin bulunduğu tartışıldı.

Sonuçta öncelikli olarak Olağanüstü Hal’in (OHAL) kaldırılmasına ve bir başkanlık rejiminin oluşumuna karşı ortak bir mücadelenin örgütlenmesi üzerinde duruldu. Gezi, yani Haziran mücadelesinin örnek alınması istendi.

Türmen: Meclis işlevini yitirdi

Toplantıda bu girişimin önde gelen isimlerinden CHP eski milletvekili ve AİMH emekli yargıcı Rıza Türmen söz aldı. Türmen özetle şunları söyledi:

“OHAL döneminde meclis devre dışı bırakıldı. Muhalif seslerin bastırılması için meşru bir zemin sağlandı. Tek tipçi, din referanslı bir rejim inşa ediliyor. Başkanlıkla birlikte otoriter diktatörlüğe zemin oluşturuluyor.”

Rıza Türmen, bu koşullarda siyasetin parlamento dışına taşınıp özerk bir kamusal alanın yaratılması gerektiğini belirtti. Türmen, bunu oluşturacak birlikteliğin farklılıkları dışlamayan, başkansız, hiyerarşisiz yatay bir örgütlenme olması gerektiğine değindi. CHP’li Türmen, “Kolektif bir direniş kapasitesine sahip olmayı sergilemeliyiz” diyerek sözlerini tamamladı.

‘Anayasa değişikliği yapılamaz’

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da, hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bir ortamda rejim değişikliğine dönük bir anayasa değişikliğinin yapılamayacağını söyledi. Prof. Kaboğlu, 12 Eylül darbesi döneminden daha olumsuz koşulların olduğunu belirterek, “Dinselleştirme, ülkesel yağma ve kişiselleştirme ile totaliterizm yerleştirmek isteniyor. Bu durum teşhir edilmelidir” dedi. Kaboğlu, toplumun daha doğru bilgilendirilmesi için bir iletişim grubunun oluşturulması önerisi yaptı.

CHP’li Ağbaba’dan cephe önerisi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Karşımızda sadece bir siyasi parti yok, sendikası ile, televizyonu ile, STK’sıyla bir cephe var. Tüm toplumu kendi ideolojisi doğrultusunda dizayn etmek istiyor. Biz de demokrasi cephesini inşa edip genişletmeliyiz” diye konuştu.

Ağbaba, laiklik, cumhuriyet gibi değerleri savunmak başta olmak üzere asgari müştereklerde birleşen ve bu değerleri benimseyen merkez sağ kesimi de kapsayan bir birliktelikten söz etti.

Daha sonra HDP adına söz alan Ayhan Bilgen, AKP ittifakını kıracak ve demokrat kesimde dağınıklığı giderecek bir kampanyanın sürdürülmesi görüşünü savundu. HDP’li Ertuğrul Kürkçü de, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’ndeki direnme hakkının kullanılması gerektiğini belirterek, bu mevcut oluşumun genel bir meclis niteliği taşıyabileceğini ve yerellerde de meclisler kurulabileceğini söyledi.

Emek eksenli mücadele

DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, günümüzdeki neoliberal anlayışın tek adamlığa, otoriterliğe, baskı ve savaşa gereksinimi olduğunu hatırlattı. Çerkezoğlu, “Türkiye artık bir ücretliler toplumu haline geldi. Emeğin hakları olmadan demokrasi olmaz. Demokrasi olmadan da emeğin hakları savunulamaz. Demokrasinin inşası da, emeğin haklarıyla birlikte düşünülmelidir” dedi.

KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen de, faşizme ve diktatörlüğe karşı ortak bir demokrasi mücadelesinin gerekliliğine işaret etti. TTB adına konuşan Dr. Hüseyin Demirdizen ise, demokrasi mücadelesinin yaşamsal ve zorunlu hale geldiğine değinerek bir umudu da öngören bir mücadele anlayışının hayata geçirilmesini önerdi.

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da, AKP’nin sağlıktan eğitime tüm toplum yaşamını yeniden inşa etmek istediğine dikkat çekti.

Proje okulları da gündeme geldi

Proje okulları kapsamında olan Kadıköy Anadolu Lisesi veli temsilcisi Hülya Şen, proje okulları saldırısının bir sembol olduğuna değinerek, yönetmeliğin iptali için açılan davanın Anayasa Mahkemesi’nde olduğunu hatırlattı. Hülya Şen, ilerici, Eğitim Sen’li öğretmenlerin sürgün edilerek yerlerine AKP yanlısı sendikanın öğretmenlerinin atandığını söyledi.

Halkevleri’nden Çiğdem Çıdamlı, Haziran isyanının toplumu en geniş çatı altında birleştirdiğini, şimdiki demokrasi mücadelesinin de eşitlik, kardeşlik, barış ve laiklik temaları üstüne kurulması gerektiğini ifade etti.

Akademisyenlerden Esra Mungan da, DİB koordinasyon kurulu ile bağlantılı olarak anayasa, laiklik, yerel yönetimler gibi çeşitli çalışma gruplarını oluşturulması önerisini yaptı.