OHAL öldürüyor!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

İki eğitimci; Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, Ankara’nın göbeğinde tam 183 gündür sürdürdükleri “İşimizi istiyoruz” direnişinde; kırıp dökmeden yakıp yıkmadan yürüttükleri bir hak mücadelesi ve haksızlığa isyanda, 30 kez gözaltına alındıktan ve çığlıklarını hiçbir yetkiliye duyuramadıktan sonra başladıkları açlık grevinin 63’üncü gününde geri dönülmez bir noktaya yaklaştılar. Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut, müdahale edilmezse 1 hafta içinde ölüm de olabileceği uyarısında bulundu.

Dünyanın gözleri önünde yattıkları açlık grevinde vücutları 17 kilo, 9 kilo eridikten sonra hâlâ bir şeyler yapılmaz ve iki genç eğitimcinin adları da bu ülkenin açlık grevleri tarihinin kurbanları arasına yazılırsa, nasıl taşıyacağız bu utancı?

Darbecilere karşı” diye ilan edilen, “Bir ayda biter” denilen, defalarca uzatılıp 1 yılı geride bırakırken, iktidarın çoğu işleminde kullandığı “torba”ya darbeci olanı da olmayanı da doldurarak işinden aşından eden bir “kararname düzeni” iki genç eğitimciyi ölümün eşiğine getirdi!

OHAL öyle bir hal ki, bir kararnameyle kendinizi çoluğunuzun çocuğunuzun nafakasını temin ettiğiniz işyerinden atılmış buluyor, neden niçin diye soramıyor, bir mahkemede hak arayamıyorsunuz!

Hukuk devletinden geriye kalan bir şey zaten yoktu, “yasa devleti”ni de geçip “kararname devleti” olduk ya, işte çok farklı noktalardan hareketle referandumda bu halimize HAYIR diyen memleketin yarısının, hatta diğer yüzde 50 içindeki duyarlı insanların, şimdi OHAL’e de güçlü bir şekilde HAYIR demesi gerek ki, canlar gitmesin!

Ergenekon’un hukuk dışılığında yitirilen canların ardından ah vah ediyoruz ya şimdi, umarım ediyoruz, gideni geri getirmiyor o ahlar vahlar!

Bugün; hukuk, adalet, özgürlük isteyen, doğru dürüst işleyen bir parlamenter demokrasiden yana olan ve Cumhuriyet’e sahip çıkanların, bunun için de referandumda HAYIR diyenlerin OHAL’le “kararname devletine” dönüşmemize, bu halin canlar almasına da güçlü bir şekilde dur demesi gerek.

Referandum sonucunu HAYIR kazandı diye okuyanların yapacağı ilk ve en vahim hata o HAYIR’ı ya da HAYIR’ın aslan payını kendi hanelerine yazmaları olur!

O kadar çok ve farklı kesimden, eşitlik, özgürlük ve adalet talebiyle ve hiçbir örgütsel bağlantısı olmadan da HAYIR için fedakârca çalışanlar oldu ki… HAYIR’ın bütünlüğünü önemseyenler, bu hataya düştüklerinde önce o çevreleri kendilerinden uzaklaştıracaklar.

HAYIR’ın bütünlüğünü önemseyenler, bir yandan sonucun meşru olmadığını söylerken öte yandan sonucu meşrulaştırıcı bir siyasi pratik içine girdiklerinde, referandumun hile ve usulsüzlükle sakatlandığını düşünen geniş kitleyi kaybedecekler.

HAYIR’ın bütünlüğünü önemseyenler, HAYIR bileşenleri içinde MHP ve Saadet tabanından insanların yadsınamaz varlığına bakarak yüzünü ve söylemini sağa döndürdüklerinde asıl daralmayı yaşayacaklar. Yıllardır tekrarlanan (sosyal demokrat cenahta) ve her seferinde fiyasko ile sonuçlanan bu siyasi akılla yürüdüklerinde sonucun yine fiyasko olduğunu görecekler.

HAYIR diyen milyonlarca insanın şimdi bekledikleri kimin 2019’da cumhurbaşkanı adayı olacağı değil. Onlar, kendilerini bir araya getiren adı konulmamış ilke ve duyarlılıkların ancak adı konularak bir ilkeler bütününe ve programa dönüştürülmesiyle birlikteliklerini güçlendirerek sürdürebilirler.

Bu referandum sonucu ile sürüklenmeye çalışıldığımız karanlığa karşı; Cumhuriyet’i, hak, hukuk, adalet ve özgürlükleri garanti altına alan, gerçekten demokratik bir parlamenter sistemi savunan bir karşı hegemonya için yürümektir HAYIR’ı bir arada tutacak ve büyütecek olan.

Mevcut durum bütün siyasi özneler için fırsatlar ve tehditlerle dolu. Ya kendi içimizdeki eleştirileri bile susturup “disipline” etmeye yönelerek küçüleceğiz ya da HAYIR’ın renklerini ortak ilkeler etrafında kucaklayıp büyüyeceğiz.

OHAL’e ve hukuksuzluklarına, KHK’lerin canlar alıp geri dönülmez yaralar açmasına karşı olanca gücümüzle HAYIR demekten başlayarak…