OHAL: Üç yıl mı, beş yıl mı?
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Beşinci kez üç ay daha uzatılması, OHAL’i üç yıla yaydı: 2016, 2017 ve 2018.

Bunun ilk anlamı şu: 45 günde bitebileceği beyan edilen OHAL, 15 ayını doldurdu; yeni uzatma ile 18 ayı geride bırakacak. Ya sonrası?

İlkin öncesine bakalım: OHAL, fiilen 2015’te başladı. Güneydoğu’da özel güvenlik bölgeleri ilanı ve sokağa çıkma yasakları, ilk uygulamalar; 6638 sayılı iç güvenlik kanununun yürürlüğe girmesi (4.4.2015) ile ülke geneline yayıldı.

İkinci aşama, 20 Temmuz gecesi Anayasa Madde 120 çerçevesinde FETÖ terör örgütüne karşı mücadele gerekçesi ile ilan edilen resmi OHAL.

Üçüncü aşama; 16 Nisan’da başlayan dönem eğer 2019’a sarkar ise, OHAL beş yıla yayılmış olacak.

1) Fiili OHAL

PKK bölgeyi cephanelik haline getirirken askeri makamlara hoşgörü telkin eden siyasiler, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde beklenen desteğin gelmemesi ve özellikle Haziran 2015’te AK Parti’nin çoğunluğu kaybetmesiyle, bölgeye yönelik operasyonlar için ‘Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’ ve İller İdaresi Kanunu devreye sokuldu. 6638 sayılı Kanun ile ülke genelinde adeta fiili OHAL yürürlüğe konmuş olsa da, Suruç’tan Ankara Garı’na uzanan, tarihimizin en büyük katliamları bu dönemde yaşandı. Adı geçen yasa, toplu güvenliğin sağlanması amacıyla değil, demokratik muhalefeti bastırmak için kullanıldı. Hatta toplu katliamların vahametini ve terör örgütlerini hafife alan açıklamalar bile yapıldı; “kokteyl terör veya örgütü” vb.

10 Ekim Katliamı’nı önlemek için kullanılmayan yasa, yas anmasını yasaklamak için 2. yılda da kullanıldı…

2) Resmi OHAL

15 Temmuz akşamı darbe girişimi ve gecesi yaşanan kabus, FETÖ’cülerin gerekli hazırlıkları fiili OHAL döneminde tamamladığını ortaya koydu.

20 Temmuz gecesi, darbe girişimcileri ve onların destekçilerini ayıklamak ve yargı önünde hesap vermesini sağlamak amacıyla OHAL ilan edildiği halde, daha çok başka amaçlarla kullanıldı (Bkz. ‘FETÖ davalarını kim sulandırıyor?’, 31.08.17, BirGün):

»Anayasa: OHAL ilanının özü, anayasal düzeni tesis olduğu halde, OHAL, Anayasa değişikliği için kullanıldı. Öyle ki, yürürlükteki anayasal düzen yerine tamamen farklı bir düzenleme yapıldı, ‘kişi-parti-devlet’ bütünleşmesi ereğinde.

»Muhalifleri temizleme: Darbecilere veya FETÖ terör örgütüne karşı mücadele adı altında esas büyük temizlik için ‘demokratik muhalefet’ hedef alındı. Barış bildirisini imzalayan akademisyenler (BAK), bunların başında gelmekte. (Nasıl ki, 10 Ekim gecesi, bütün okların IŞİD’e yönelmesi engellenmek istendiyse, 15 Temmuz darbe girişiminin de esasen mezhep-tarikat temeline dayanan bir iktidar çatışmasına dayandığı gerçeğini küllendirmek için hep hedef saptırması yapıldı. Örnek olarak bkz. ‘Türkiye’de yerel demokrasinin kullanılmasına ilişkin 1 Eylül 2016 tarihli 674 sy.lı OHAL KHK hükümleri hakkında Görüş’ başlıklı Venedik Komisyonu Raporu, 6-7.10.17).

»Ağaca tırmanan kadın: Cumhurbaşkanı’na ulaşabilmek için Erzurum’da ağaca tırmanan mahpus yarbayın eşi, ‘sulandırma süreci’ni bütün çıplaklığıyla Türkiye kamuoyuna sergilemiş oldu. Bu bile, çok yönlü ve çelişkili sorunun vahametini göstermiyor mu?

3) Üçüncü aşamanın anlamı

Hatırlanacağı gibi, tam bir yıl önce, anayasa için düğmeye basıldığı an ile OHAL’in ilk kez uzatılması, aynı günlere rastladı. Altı ay boyunca 16 Nisan’a kadar ‘Külliye-Hükümet’ birlikteliği ve AK Parti – MHP ittifakı, Devlet’in bütün organlarını seferber ederek ‘anayasa mesaisi’ harcadı.

KHK’ler yoluyla seri toplu hukuki katliamlar da bu dönemde yaşandı (MİT/ YÖK ve Üniversiteler, karanlıkta demokrat avı için, kendilerinin FETÖ cemaatinden olmadıklarını kanıtlamak ve olası siyasi yanaşma beklentisi içinde, var gücüyle çalıştı ve çalışmaya devam ediyor).

‘Anayasal darbe’ dönemi kapandığına veya anayasa değişikliği amacına ulaştığına göre artık OHAL’e de gerek kalmadığı öne sürülebilir; üstelik Komisyon da göreve başladı.

Ne var ki, görünen, OHAL’in bundan böyle şu ikili amaçta kullanılacağı:

»2019 (veya daha erken) seçimlerini kazanma seferberliği yolunda,

»2019 sonrası döneme elverişli kurumsal ve mevzuata ilişkin altyapı düzenlemelerinde. Bu yolda, sıkça vurguladığım üzere ikili harekât hız kesmiyor: Eğitim ve çevre.

Dinselleşme faaliyetinin altyapısı eğitim; bu nedenle bununla sürekli ve çok yönlü olarak oynanıyor. Bunun dış yelpazesi için bkz. ‘Devlet destekli kadılık’ (Erk Acarer, BirGün, 18.10).

ÇED Raporunu süreye bağlama girişimi ise, ‘İstanbul kanalı’ gibi doğal denge üzerinde etki yaratabilecek devasa projelerde, ‘ayak bağı’ olarak görülen kurallara takılmamak.

Sonuç olarak; OHAL’in uzatılması, 15 Temmuz Darbe Girişimi ile artık açıklanamaz. OHAL’e karşı daha güçlü mücadele için, 2015-2019 ekseninde somutlaşan tek kişi ve parti yönetimini kalıcı hale getirme projesi göz ardı edilmemeli.