Okul; öğrenmenin ve keşfetmenin yeri mi?
07.05.2017 11:29 BİRGÜN PAZAR
İşimiz sınava öğrenci hazırlamak derken, soru sorulmasından hoşlanmazken, sorulan soruları kendisine bir saldırı gibi algılarken, zaten öğretmenlik hiçbir şey olunamıyorsa olunan bir meslek haline getirildi diye hayıflanırken, yazılı kağıdı okurken sanki sınıfta duvarlara konuşmuşum diye dertlenirken, Okul, bir öğrenme ya da keşif yeri olabilir mi?

Hakan Dilman
Yrd. Doç. Dr.
Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi [email protected]

Okul, Doğan Cüceloğlu ve İrfan Erdoğan’ın “Öğretmen Olmak” kitaplarındaki bir tanımlamaya göre, öğrenmenin ve keşfetmenin yeridir. Ancak ülkemizde okullar gerçekten çocuklarımızın öğrenmenin ve keşfetmenin keyfini çıkarttıkları, hazzını yaşadıkları yerler midir? Ya da okullarımızı, öğrenmenin ve keşfetmenin gerçekleştiği yerler haline getirebildik mi?

Kar yağdığında anne babalar dâhil çocukların kulağı televizyondadır. Okulların tatil edildiği yerler arasında kendi yaşadıkları il, ilçe var mı diye kulaklarını dört açarlar. Çocuklar kendi ya da ebeveynlerinin cep telefonlarından yolda görseler tanımayacakları sevgili vali amcalarına bütün şirinlikleri ile “okulları tatil etmesi” için mesajlar yazarlar. Çocuklar sadece karlı havalarda değil, sair zamanlarda da okula gitmemek için ellerinden geleni yaparlar. Sabahları işe gitmekte zorlanan yetişkin gibi evin kapısından çıkmamak için nazlanırlar da nazlanırlar. Havaların güzelleşmesi ile birlikte özellikle lise öğrencileri arasında onların tabiri ile “okulu kırmak” adeta yapılmazsa olmazlar arasındadır. İster ilköğretim ister ortaöğretim düzeyinde olsun neden çocuklarımız okula gitmek istemezler?

İlköğretim birinci ve ikinci kademelerde eğitim öğretim gören çocuklarımıza neden okula gitmek istemediklerini sorduğumuzda pek çok neden sıralamaktadırlar. Bu nedenler arasında öne çıkanlar okulun sıkıcı bir yer olduğu, sınavların çok fazla olduğu, öğretmenlerin çok fazla ödev verdikleri, öğretmenlerin kendilerine kızdıkları, oyun oynayamadıkları, oyuncaklarını okula götüremedikleri, arkadaşlarının kendileri ile alay ettiği, arkadaşlarının kendilerine güldükleri, ne yapsalar da deneme sınavlarında anne ve babalarının, öğretmenlerinin istediği gibi başarılı olamadıklarıdır.

Eğitim Fakültesinde okuyan öğrencilere ülkemizdeki okulları bir sıfat ile nitelendirecek olursanız ne dersiniz diye sorduğumuzda alınan yanıtlar arasında, sıkıcı, disiplinli, geleneksel, öğretmen merkezli, pasif, tek tipleştirici, yaygın olarak öne çıkan sıfatlardır.

Çocuklarımız okula gitmek istemezken öğretmenlerimiz okula gitmek isterler mi acaba? Öğretmenlerimizin de büyük bir çoğunluğu şimdi sorsak hayır, asla, biz her ne şartta olursa olsun okulda, sınıfımızda, öğrencilerimiz ile birlikte olmaktan mutlu oluruz, haz alırız diyeceklerdir. Evet, gerçekten böyle düşünen öğretmenlerimiz de oldukça fazladır Ama maalesef öğretmenlerimizin arasında karlı havalarda okulların tatil edilip edilmeyeceğine takılıp kalan öğretmen sayısı da oldukça fazladır. Kulakları televizyonda, birbirlerine müjdeli haber vermek için parmakları cep telefonlarındadır. Valilik okulları tatil etti haberini aldıklarında bayramlık alınmış çocuk gibi sevinirler.

Öğrencisi okulda olmaktan keyif almaz iken, ebeveynleri tarafından sorumluklarını alma bilinci ile yetiştirilmemişken, öğrenme sorumluluğunun ne olduğu evde ve de okulda çocuğa öğretilmemişken, öğretmen adayı dahi bir müddet sonra kendisinin de içinde yer alacağı, hayatının önemli bir kısmını geçireceği okulu, tek bir iyi sıfat ile tanımlayamazken, öğretmeni; yine bir sürü çocukla işim var havasında okula giderken, ders zili çaldığında sanki o saatte dersi yokmuş gibi sahayı terk eden futbolcunun zamandan çalmak için yaptığı gibi aheste aheste ve keyifsiz bir yüz ifadesi ile öğretmen odasından sınıfa yönelirken, kalabalık sınıfta ne yapılabilir ki düşüncesinin arkasına saklanarak pek bir şey yapmazken, öğrencisinin kullanmasına yasak olan cep telefonu ile sınıfta dersten daha fazla vakit geçirirken, anlattığı konunun gerçekten öğrenilip öğrenilmediğini merak etmezken, anlattığı konu öğrenilmedi ise bunun derdine düşmezken, dersim bitse de gitsem havasında iken, sınıf içinde disiplinin sağlamasına odaklanmışken, konumu anlatırım gerisi beni ilgilendirmez düşüncesindeyken, müfredat çok sıkışık ne yapabilirim ki, zaten bu ücretle de bundan daha fazlası da olmaz ki, toplumda saygınlığımız yok ki, ben konumu çok iyi biliyorum, kaç yıllık hocayım, benim öğreneceğim hiçbir şey yok, işimiz sınava öğrenci hazırlamak derken, soru sorulmasından hoşlanmazken, sorulan soruları kendisine bir saldırı gibi algılarken, zaten öğretmenlik hiçbir şey olunamıyorsa olunan bir meslek haline getirildi diye hayıflanırken, yazılı kağıdı okurken sanki sınıfta duvarlara konuşmuşum diye dertlenirken, Okul, bir öğrenme ya da keşif yeri olabilir mi?

Evet, tüm bu olumsuzluklara rağmen, Okul, hala öğrenmenin ve keşfetmenin yeri olabilir. Bu da sınıfın kapısını kapatıp sınıfın içine girdiği andan itibaren, öğrencileri ile birlikte kendisini de var ettiğine inanan, sınıfın içinde öğrencilerine model olduğunu bilen ve buna göre davranan, kendi öğretmenlik felsefesini, paradigmasını, öğretmenlik çerçevesini tanımlamış, öğrencilerine birlikte bir yolculuğa çıktıkları düşüncesini algılatan ve bunun gereğini yerine getiren, öğrencilerini kendisinin eşit paydaşı olarak kabul eden, öğrencileri ile birlikte öğrenen, öğrencilerine saygı duyan ve öğrencileri tarafından saygı duyulan, öğrencisinin hayatına her ne olursa olsun dokunduğunun farkında olan, öncelikle kendi içindeki müfettişe yaptıklarının doğru olduğuna inandıran, kendi içindeki çocuğu yaşatan, öğrencisinin yaratıcılığını öldürmeyen aksine destekleyen ve geliştiren, her gün bir sayfa da olsa kitap okuyan, yazı yazan, kendini sürekli geliştiren, öğretmenliğin bitmeyen bir öğrencilik olduğuna inanan, öğrencisi için önemli olanın kendisi içinde önemli olduğunu öğrencisine hissettiren ve bunun gereğini yapan, her ne şartta olunursa olunsun eğitimin temel ve vaz geçilmez bir insan hakkı olduğuna inanan ve bu hakkın elde edilmesi için çaba gösteren öğretmenler ile gerçekleştirilebilir.

Ken Robinson’un “Creative Schools” (Yaratıcı Okullar) adlı kitabında bahsettiği okulları hayata geçirecek, yukarıda sayılanlara daha da eklenebilecek meziyetler, bilgiler ve beceriler ile donatılmış öğretmenleri yetiştirmek birincil görevdir. Bu görev, Eğitim Fakülteleri başta olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığından öğretmenlik uygulamasına gidilen okuldaki staj hocasına kadar, öğretmen eğitiminin hangi aşamasında olursa olsun yer alan herkesin adeta varlık nedeni olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.