Anasayfa KÜLTÜR SANAT Olmak ya da oyuna dahil olmak

Olmak ya da oyuna dahil olmak

Sinema seyircisinin aklını oyunlar üzerinden şekillendirme konusundaki eğilimlerine bakılırsa Hollywood’un hiç de sağlam bir pedagojik formasyonu yok; koca sektör oyunları hep korkutmak için kullanıyor. Daha fenası, bu korkutma eğlence amaçlı değil, ahlakçılık üzerinden işleyen derin bir ideolojisi var.

Kendisi başlı başına bir korkutma etkinliği olan Halloween ya da kamp ateşi etrafında -’medeniyet’ten uzakta- korku hikayeleri anlatmak gibi toplumsal oyunlar ile saklambaç, körebe ve hazine avı gibi karanlık köşeler barındıran çocuk oyunları zaten Hollywood korku sinemasının vazgeçilmez malzemeleridir. Ama Hollywood’un korku oyunundaki asıl gücü, oyuncak bebeklerin dehşet nesnesine dönüştüğü -katil bebek Chucky, lanetli bebek Annabelle- ya da korkuyla ilişkisi kurulamayacak en masum çocuk oyununun bile kâbus kılığına büründüğü hikayelerde ortaya çıkar -Elm Sokağı serisinde ağır çekimle ip atlayan kız çocuklarının tekerlemesini hatırlayın: “Bir iki, Freddy geldi / Üç dört, kapını ört / Beş altı, kurtaramaz seni tanrı / Yedi sekiz, uykudan uzak gezeriz / Dokuz on, uyursan bu olur son…” Oyunlar korku filmlerinde otoriteye karşı her türden girişimin cezalandırılması için bir araç olarak kullanılır. Pasif seyirci, özdeşleşme mekanizması sayesinde ister istemez kuralları otorite tarafından belirlenen bu oyunun katılımcısı haline gelir.

Bu hafta, bir korku filminin içerebileceği ideolojik manipülasyonların sınırsızlığını çok net gösteren bir örnek gösterime girdi: Truth or Dare?/Doğruluk mu Cesaret mi? ABD’de ergenlerin ve gençlerin özellikle cinsel yakınlaşma için araç olarak kullandığı bir oyun olan ‘doğruluk mu cesaret mi?’, korku sinemasında genellikle erotik güdülerin otorite tarafından baskılanmasını meşrulaştırmak için kullanılır. Oysa bu filmdeki oyun, Trump politikalarının çok bariz bir savunusuna aracılık ediyor.
Seçim çalışmaları sırasında Trump’ın sıkça değindiği konulardan biri ‘politik doğruculuk’tu. Trump sağ politik söylemlerin artık politik doğruluk kaygısı taşımaması gerektiğini söylüyor, bunu bizzat kendi konuşmalarıyla somutlaştırıyordu. ‘Politik doğruculuk’ bir ‘söylem ideolojisi’ olarak tartışılabilir elbette, ama burada bahsi geçen haliyle, yani Trump’ın nefret ettiği haliyle politik doğruculuğun reddedemeyeceğimiz kadar basit ve insani bir tanımı var: “farklı dil, din, kültür ve cinsiyetten kişileri incitmemek amacıyla, özenle kullanılan ifade, düşünce ve uygulamaları tanımlamak amacıyla kullanılan bir terim.” (tr.wikipedia.org)

Kadınlar hakkında, siyahlar hakkında, Meksikalı göçmenler hakkında, engelliler hakkında, kısaca kendisi gibi olmayan herkes hakkında aklına gelen her türden ayrıştırıcı ve aşağılayıcı şeyi söyleyerek oluşturduğu nefret dilini ‘dürüstlük’ olarak pazarlayan bu en kapitalist başkanın -evet, tanım bire bir uyuyor, ama hayır, ‘başgan’dan söz etmiyorum- tavrı filmde aynen ortaya çıkıyor: İnsanları incitme ve ilişkileri bozma korkusuyla söylemediğiniz şeyler var ya, sonucu ne olursa olsun, kim ne kadar incinirse incinsin, kendi varlığınız için bunları açıkça söylemelisiniz, yoksa ölürsünüz!

Politik doğruculuk yaptıkları zaman başlarına gelmedik kalmayan gençlerin oyunu oynamaya başladıkları yerin Meksika olması, ABD-Meksika sınırının bir kez doğrudan, üç kez de büyük tabelalarla özellikle vurgulanması, Meksika’dayken oyunun lanetini filmin esas karakterlerine bulaştıran gencin adının Carter olması -1976’da iki ülkenin ilişkileri limonîyken Meksika’da petrol kaynakları keşfediliyor, birkaç yıl içinde rezervlerin durumu belirginleşiyor ve Şubat 1979’da Başkan Jimmy Carter Meksika’ya resmi bir dostluk ve iş birliği ziyaretinde bulunuyor. Şu cümleler Carter’ın Meksika’da yaptığı konuşmadan: “Meksika’nın gelişme hedefleri doğrultusunda alacağı üretim kararlarına saygı duyuyoruz. Satmak isteyeceğiniz gaz ve petrole karşılık iyi bir müşteri olarak uygun fiyatla hızlı ödemeler yapmaya hazırız. …Gelecekte ülkelerimiz arasındaki ticaret akışı daha da özgürleşecek, her iki yöne daha çok yasal göçmenlik mümkün olacak, ekonomistlerimiz, planlamacılarımız ve bilim insanlarımız arasında daha çok iş birliği yapılacak. Ve gelecekte, halklarımız hızla iki dili de konuşmaya başlarken her iki ülkenin de kültürünü geliştirecek ve koruyacağız.”- gibi birçok unsur, Trump politikalarının üzerimize düşen gölgesini fazlasıyla hissettiriyor.

Dahası da var; oyunun ilk sorusu şöyle: “Uzaylılar dünyayı işgal etti ve sana bir seçenek sunuyorlar: Ya bu odadaki herkes ölecek ama diğer herkes kurtulacak, ya da Meksika’daki herkes ölecek ama bu odadakiler kurtulacak. Hangisini seçersin?” Filmin baş karakteri Olivia milyonlarca insan yerine odada bulunan yedi kişinin ölmesini tercih edeceğini söyleyince Carter soruyor: “Söylediğin gerçek mi?” Film ilerlerken de tahmin edebileceğiniz gibi bu tür politik doğrucu yaklaşımların sadece felaket getirdiğini görüyoruz.

Tabii bu dürüstlük de değil, cesaret de! Ama Hollywood oyunu böyle kuruyor. Bu durumda belki de soruyu değiştirmek lazım: Oyuna dahil miyiz değil miyiz?

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,181AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Foça’da, denizden 1 ton çöp çıkarıldı

İzmir'in Foça ilçesinde, ortaokul öğrencileri, Jandarma Komando Okulu ve Eğitim Merkezi öğrencileri ve...

Öğrencilerine cinsel istismarda bulunan öğretmene 45 yıl hapis cezası

Adana'da, 10 yaşlarındaki 3 kız öğrencisine cinsel istismarda bulunan ancak tutuksuz yargılanan sınıf öğretmeni...

Oğuz Haksever’in mikrofonu açık kaldı: Erdoğan’ın ‘Yaslı ada’ ifadesine tepki gösterdi

NTV'de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Yassıada ziyaretinin haberini...

NASA’da 4 bilim biriminin 3’ünü kadınlar yönetiyor

NASA’nın yaptığı açıklamaya göre, tarihte ilk kez, NASA’nın dört bilim biriminin üçü...

Bilal Erdoğan: Kendimizi zor tutuyoruz

Okçular Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Haydar Ali Yıldız ve vakfın Mütevelli Heyeti...

Edin Dzeko, Fenerbahçe için İstanbul’a geldi

Fenerbahçe'nin transfer listesinde bulunan ve İtalya ekiplerinden Roma'da forma giyen dünyaca ünlü...

Eskişehir’de Erdoğan’a hakaretten tutuklama

Eskişehir'de sosyal paylaşım sitesindeki yazılarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hareket ettiği gerekçesiyle...

Şehirlerdeki kitapçı oranları belli oldu

Belirli şehirlerdeki 100 bin nüfusa oranla bulunan kitapçı sayıları belli olurken, bu...

Dünya Bankası’ndan Türkiye’ye 500 milyon avro finansman

Dünya Bankası kentlerde sürdürülebilir kalkınma için Türkiye’ye 500 milyon avro finans verilmesini...

Ferhat Tunç’tan 6. Yılında Gezi Klibi: Anne beni Haziran’da bul

Sanatçı Ferhat Tunç, Gezi direnişinin altıncı yılı anısına, “Anne Beni Haziran’da Bul”...

Sonraki haber