Ölüler Adası
SERKAN ÖNGEL SERKAN ÖNGEL

Arnold Böcklin İsviçreli bir ressam. Son derece meşhur bir tablosu var ‘Ölüler Adası’ isminde. Tablodaki ada üç tarafı yüksek kayalıklarla çevrili küçük bir adadır. Adanın ortasında oldukça sık bir biçimde toplanmış selvi ağaçları bulunmaktadır. Selvilerin boyu hemen hemen adanın üç tarafını kaplayan yüksek kayalıklar kadardır. Ada adeta ortası selvi ağaçları ile kaplı bir sahne gibidir. Yüksek kayalıkların içi mezarlar için oyulmuştur. Adanın ürküntü veren bir görüntüsü vardır.

Küçük bir kayık adaya yanaşanların çıkması için denizden karaya doğru yapılmış merdivenlere yol almaktadır. Kayıkta beyaz örtülerle bir tabut ve tabutun önünde dua eder gibi duran beyazlar içinde bir insan vardır.

Ünlü besteci Rachmaninov, Böcklin’in söz konusu eserinin siyah-beyaz kopyasından etkilenerek senfonik bir şiir yazmıştır.

Adolf Hitler bir Böcklin hayranıdır. Bu meşhur tablonun bir versiyonunu satın almıştır.

Ölümden beslenen bir lider için Başkanlık ofisine daha anlamlı bir tablo herhalde düşünülemezdi.

Bende günümüz Türkiye’sinin ruh haline benzer bir ruh hali yaratıyor bu tablo. Fonda da sanki Rachmaninov’un ilgili bestesi çalıyor.

Zorlu bir tarihsel dönemden geçiyoruz. İnsanın ruh sağlığını kaybetmemesi için mücadele etmesi gereken bir dönem. Cemal Süreya’nın ülke şiirindeki gibi ölüm uçuyor çocuk yüzlere sevgiyle. Ve ölüm uçuyor işçi havzalarına. Ölüm uçuyor kadim kentlerin sokaklarına.

Ve ölü gibiyiz. Sokakta, işyerinde, evde. Ölü gibiyiz.

Yüzlerce insan, yüzlerce kayığa binip, ‘ölüler adası’nın yolunu tutmuş sanki. Bir daha sağ çıkılmayacak bir madene iner gibi. Gözetim altındaki canlı bombaların hedefi olur gibi. Birer birer, biner biner ölür gibi.

Barış talep etmenin terörist olmakla, sivil halka saldırmanın vatanseverlik olarak değerlendirildiği bir dönemdeyiz.

Böyle bir süreçte Türkiye ekonomisinin hedefleri açıklandı önceki gün. Savaşın kapsamının ne kadar geniş olduğunu gösteriyor Orta Vadeli Program.

3 yılda vergi oranları yüzde 40 oranında artacak. Öyle hesaplanmış.

Kişi başına düşen milli gelir 2018 yılı için 10 bin 659 dolar olacak. IMF’in tahmini 10 bin 37 dolar. 2008 yılında 10 bin 283 dolardı. Yani hedef 2023 değil artık. Hedef 2008.

İşsizlikte 2018 hedefi 3 milyon resmi işsiz. Mevcudu koruyalım yeter hedefi.

Kamu yatırımları azalmaya devam edecek.

Ama esas mesele emek alanında yapılması düşünülen düzenlemeler. “Özel istihdam bürolarının faaliyet alanları yaygınlaştırılacak ve geçici iş ilişkisini de kapsayacak şekilde genişletilecek”. Yani kölelik ofislerinin etkinliği artırılacak, kadrolu çalışma azalacak.” Alt işverenlik uygulaması ile ilgili sorunlar tespit edilecek ve bu sorunların işçi haklarını ve ekonominin rekabet gücünü gözetecek şekilde çözümüne yönelik düzenlemeler yapılacak”. Yani taşeron sistemi korunacak. İşçi hakları rekabet gücü gibi muğlak bir kavram ile birlikte baskı altında tutulmaya devam edilecek. “İş sağlığı ve güvenliği alanında denetimlerin daha etkin yürütülmesi sağlanacak ve başta yüksek riskli sektörlerde olmak üzere çalışma hayatında güvenlik kültürünün yaygınlaştırılması yönünde yürütülen faaliyetlerin artarak devam etmesi sağlanacaktır”. Yani ölümler sürecek.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından kritik bir değişken olan haftalık 50 saat ve üzeri çalışanların oranının yüzde 40’ın üzerinde olması, bu değerin OECD ülkeleri ile karşılaştırıldığında devasa bir oran olduğu görülmemeye devam edilecek. Resmi çalışma sürelerinin verimlilik artışıyla paralel bir biçimde düşürülmesi taahhüdü yok sayılmaya devam edilecek.

Çalışanların en az 1 ay ücretli izin hakkı yok sayılmaya, piyasanın insafına terk edilen işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzusu tek boyutlu bir mesele olarak görülmeye devam edilecek.

Türkiye’de çalışma hayatının en önemli sorunu olan sendikasızlaştırma ile ilgili kayıtsızlık sürecek.

Bir de kıdem tazminatı sistemi gel iştirilecek deniyor. Gelişmeden anladıkları fona devir yoluyla bu hakkı gasp etmekse ki öyle görünüyor.

İşçi sınıfının işi zor. Ya savaşın kendisini de hedefleyen boyutlarını görecek, örgütlenmeye çalışılan şovenizme dur diyecek ve ortak bir mücadeleye yönelecek ya da Hitler’in en sevdiği tabloya doğru bir yolculuğa hazırlanacak!