Ölüm ve kin üzerine...
BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA
Karşısında daha bir eşit olduğumuzu varsaydığımız o büyük karanlık, ölüm, garibana daha mı zalim?

Karşısında daha bir eşit olduğumuzu varsaydığımız o büyük karanlık, ölüm, garibana daha mı zalim?… Diyor ki bir gazete haberinde “Denizli-Ankara karayolu üzerinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi’nde bir fabrikada çalışan Emin Halastar (16), bir anlık dikkatsizlik sonucu elini ve daha sonra da vücudunu makineye kaptırdı. Olayı gören diğer işçiler hemen duruma müdahale etti. Olay yerine çağrılan ambulansla Denizli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 16 yaşındaki Emin Halastar, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.”

Bir fabrikada çalışan Emin. Parantez içinde on altı... bir anlık dikkatsizlik sonucu….bir anlık?....gepegenç hatta çocuk yaşında…çok dikkatli olsa misal Emin? Ölmezdi! Haberi okuyunca insan böyle düşünüyor! Zira bu haberde de diğer haberlerde de asıl fail ortada yok… Bu işletmenin adı ne, sahibi kim? O ne demiş? Misal bir gazeteci de açıp sormamış mı? Kalan diğer soruların ikisini biz soralım; misal, bu “genç işçi” sigortalı mı çalışıyor bu işyerinde? Yıkamada, boyamada ne zamandan beri çalıştırılabiliyor genç işçiler? Soruşturuluyormuş... O soruşturmayı Emin ölmeden yapacaktınız...

 

Sürdürülebilir Seri Cinayetler

İşte! Ölüm bulabilir bizi her yerde… Piknik yaparken misal… 4 kilometre kadar ötede barajdan… aniden sular yükselebilir… hayat veren su, HES’ler eliyle elimizden alınan su, biz bir ekolojik talanın mağduru olmadan az evvel, içimizden altımızı öldürebilir. Peki barajı yapanlar o suyu oraya salanlar? Onlar şimdi şatafatlı ve atlı törenlerle sırça köşküne çıkmakta olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kanatları altında serinlemektedirler. Limak ve sahipleri barajın kenarında piknik yapacak değil. Dünyanın en serin çeşitli köşelerinde olmadı kendi lüks otellerinde serinlerler… Devasa projelerinin inşaatlarından sapır sapır dökülen, Nurettinleri, barajlarında boğulan Sevalleri, Ahmetleri, Fikretleri, Osmanları, Betülleri, düşünecek değiller… Akıldan uzak baraj işletmesini, hiçbir işe yaramayan “uyarı levhasını”, çalmayan sireni, yapılmayan uyarıyı, bunların hiç birini düşünecek değiller. Niye düşünsünler? 10 Eylül 2011’de aynı cinayet aynı yerde işlenmiş… Ne olmuş? Ne ders çıkarılmış? Dava hâlâ Yargıtay’da… Mesele davayı kazanmak-kaybetmekmiş sadece… Gerçekte ne olduğu umurlarında mı? Barajları ve türlü ekolojik felakete neden olan projeleri ile gitgide bizi sürükledikleri iklim değişiklikleri, aşırı sıcaklar, soğuklar ve felaketler arasında serinlemeye çalışan insanlar… Ama internet sitemizde yazarsınız “sürdürebilirlik” diye bir şey olur biter.. Nam-ı diğer “sustainability”… Limak…“bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama kapasitesini riske atmadan karşılamak” ilkesiyle hareket eden, dengeli ve çevre dostu bir büyüme stratejisi izlemektedir.” Nokta. Yersen. Yemesen de olur. Hukuk falan bi işe yaramıyor nasıl olsa.

 

Öfkemiz, utancımız, kinimiz...

Gelelim neticeye… Son sözü ben değil tarih sahnesinde de söylemesini arzu ettiklerimize bırakayım diyorum. Onlardan biri ki ölüm döşeğinde hiç yaşamadığını fark etmiştir. Fark etmiştir ki, bütün pisliğini temizlediği bu dünya, gerçek yüzünü o anda üzerine rögar kapakları ile kanalizasyonunu boşaltarak göstermiştir. Yine fark etmiştir ki ölürken, onu eğitimsiz yoksul muhtaç bırakarak öldüren bu dünya, yine de ölesiye sevdiği bu hayat kendisinden sonra dönmeye devam edecektir. Hem de bir Tıp Fakültesi’nde, bilimin en şatafatlı kalesinde yani “ihmal ve aldırmazlık” da denen bu aç gözlü sistem nedeniyle ölürken , mahzunlukla fark edip diyor ki Zafer: “… Biliyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün unutacaksınız. Hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. Benden önce her sene ölen bin 500 işçi gibi. Soma’da ölen 301 maden işçisi gibi.”

İş ki, Zafer’in önünde duyduğumuz öfke ve utanç, sosyal medyalı dünyalarımızdan bir hashtag, bir paylaşım, bir like ile geçmesin. O öfke ve utanç, kalanların, Zaferlerin, Sevallerin kalbinde hayatlarını değiştiren, sonsuza kadar değiştiren bir kine dönüşsün. İşte yürek ustasının, yani devrimcinin işi budur.