Ölümden öte ne varsa, kadınlardan yana…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Leyla Çiçek, Refika Barışsever, Özlem İnan, Fatma Hacıoğlu, Güleydan Sezer, Elvan Mutlu ve Leyla Yalçın…
Bursa’dan Ankara’daki 8 Mart etkinliğine katılmak için yola çıkan, İnegöl yakınlarında devrilen otobüste yaşamını yitiren kadınlar. Sendikalı kadınlar. Bu memleketin zaten çok düşük olan sendikalaşma oranı içindeki yerleri çok daha küçük olan kadınlardan 7’si…

12 milyon 181 bin işçiden, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na göre yüzde 11.5, sendikalarımıza göre yüzde 9.7 olan toplam sendikalı işçi içindeki oranları da yalnızca yüzde 10 kadar olan kadınlardan 7’si!

8 Mart etkinliğine giderken ölmeleri bir cilvesiyse kaderin, lanet olsun böyle cilveye!

Kader diyen varsa ölümün hep kadından yana düşmesine, lanet olsun öyle kadere!

Aynur Özallı… Üç çocuk annesi 42 yaşında bir kadın. Geçen yıl 8 Mart’ta, şiddet gördüğü - öyle böyle şiddet değil hem de bıçaklamalı şiddet - kocasından boşanmış. Bu yıl, 8 Mart’a saatler kala, kızının oturduğu apartmana girerken, kendisini orada bekleyen geçen yıl 8 Mart’ta boşandığı kocasının pompalı tüfekli saldırısıyla öldürüldü. “Koca”sı tarafından öldürüldü, çünkü bir “eş” asla bunu yapamaz!

8 Mart’a rastlayan bu ölüm de bir şakaysa, korkunç bir şaka!

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun saptaması daha da korkunç! İstatistiğe kurban edilemeyecek kadar korkunç!

Türkiye’de kadın cinayetlerini gösteren grafik çizgisi başını yukarıya kaldırmış gidiyor!

Çizgi yalnızca kadınlar yararına bir yasal düzenlemenin yapıldığı 2011’de boynunu bükmüş biraz; 2010’da 180 kadın öldürülmüşken 2011’de 122 kadın öldürülmüş! Sonrasında hep yukarıyı göstermiş kadın cinayetleri çizgisi; 2012’de 210’dan 2016’da 328’e kadar gelerek. Daha ikinci ayında 2017’nin, 67’yi bulmuş kadın cinayetleri sayısı!

Ölüm hep kadınlardan yanı mı düşer usta? Ölümden öte ne varsa, hep kadınlardan yana mı?

Bir Avrupa ülkesi temsilciliğinde geçen gün tanık olduğum vize manzaraları, ölümden öte duraklara götürdü beni, çatışma alanlarında tanık olduğum.

Vize peşinde koşan kadınlar… Aslında şanslı da sayılırlar başkalarıyla kıyaslandığında, oraya kadar gelebilmişler. Ama yüzlerindeki çaresizliği, gözlerindeki yakarışı gören yürekler dayanmaz. Biri kucağında, birinin elinden tuttuğu, biri eteğine yapışmış çocukları ile kim bilir hangi hallerden kurtulup, ne olduğunu bilemedikleri bir hale doğru yolculuktalar… Suriyeli kadınlar…

“Barış”ta her yıl artan sayılarda ölüyorlar ya kadınlar, savaşta da öyle… Çatışan, birbirlerine mermi sıkan adamların ölümünden öte bir ölüm onlarınki.

Kosava’yı hatırlıyorum; karnındaki bebeği elleriyle sıkıca kavrayarak kilometrelerce yürüyerek Arnavutluk sınırına ulaşmaya çalışan, yolculuğun her dakikasında defalarca ölen kadınları…

Kucağında “bebeğiyle”, soğuk ve yağmur altında Kosova dağlarını aşıp, sınırın Arnavutluk tarafındaki Kukes’e ulaşan o Arnavut kadını hatırlıyorum! Kucağındaki bebeğin ölmüş olduğunu söylemeye kimsenin cesaret edemediği o kadını!

Göç yollarında kadınlar… Savaştan kaçan… Bir dağ başında, bir çalı dibinde bazen, daha kundakta ya da emekleme çağındaki bebeğine süt veremeyen, ağzına tıkmaya çalıştığı bir parça kuru ekmeği yağmura karışan gözyaşlarıyla ıslatan kadınlar…

Yugoslavya parçalanırken, kim bilir neler çekerek ulaştığı bir mülteci toplanma noktasında gazetecilere, “Ben çok savaş gördüm ama böylesini görmedim” diyen nine… Ne çekti acaba öbür savaşlarda, bu savaşta gördüklerinin fazlası ne diğerlerinden?

Afganistan’da, Kabil’de bir hastane morgunda, bir bombanın kendisinden kopardığı 11-12 yaşındaki oğlunun cesedine, ağlayamadan, dövünüp göğsünü yumruklayamadan donuk bir yüzle öylece bakan kadın… Ölümden ötesi değil mi durduğu yer?

Ölüm neden hep kadınlara düşüyor usta, ölümden ötesi neden hep kadınlara?

Dün nutuklar atıldı yine… Kadınlar üzerine... 15 Temmuz’da sokağa çıkanların yüzde 51’inin kadın olduğu söylenip demokrasi inançları övüldü, her şeye layıklar denildi. 9 Mart’tayız, değişen bir şey olacak mı hayatlarında? HAYIR!