Onların da Allah’ı var...
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
Jefferson’ı, Carter’ı, Obama’yı saymazsak ABD başkanlarının çoğu hem dolara hem de bir Allah’a sahiptiler. George Washington örneğin, “bizim Allah’ımız var” diyenlerdendi

‘Sayın’ Genel Başkan Rize’de yaptığı konuşmada, 5.50 seviyesini aşan dolar/TL kurundaki yükselişe ilişkin, “Çeşitli kampanyalar sürdürülüyor. Bu kampanyalara kulak asmayın. Onların dolarları varsa bizim de halkımız, hakkımız, Allah’ımız var” demesi, sıkışmışlığının ifadesi olduğu kadar bundan daha da çok kamusal mesaj üretirken vatandaşına sürekli dini anımsatma alışkanlığının da son örneği. Bunu çok sık yaptığını biliyoruz.

Tabii referansı din olan birisi olarak “Allah’ın hep yanında olduğunu” söylemesinde bir gariplik yok. Dolarla Allah’ı birbirine karşıt iki eşit güç gibi göstermesindeki tuhaflığa kafa yorması gerekenler de inanç sahipleri elbette. İktidar fetvacısı Hayrettin Karaman bu işe ne der merak ediyorum ayrıca. Allah’ı bu kadar dünyevi meselelerle meşgul etmenin açıklamasını Karaman hocadan duymak isterdim doğrusu. Dolarla mücadelesinde Allah’ın ne gibi katkısı olabilir bilmiyorum ama Genel Başkan bunu söylediğine göre bir bildiği vardır kuşkusuz.

Günümüze uygun laf değil
Genel Başkan, Trump dahil şimdiki ABD yöneticilerine “onların doları varsa bizim de Allah’ımız var” demekle isabetli bir iş yapmadı bana sorarsanız. Bunu, örneğin Thomas Jefferson’ın başkanlığı dönemine ilişkin söyleseydi daha anlamlı olabilirdi. Çünkü Jefferson’ın pek alışılmadık dini inançları vardı. Filozof ve teologdu Jefferson. İsa’nın tanrısallığı ile yetenekleri konusunda da kuşkulara sahipti. Giderek deizme ulaşmıştır denir. Ama rakipleri onun ateist olduğunda ısrarlı oldular hep. “Kafir Jefferson” derlerdi örneğin. O dönemde doların durumu nedir bilemem, yani Genel Başkanın, büyük bir silah olarak değerlendirdiğini sandığım güçte doları var mıydı bilmiyorum ama Jefferson’ın pek öyle Allah’ı falan yok gibiydi.

Başkanlar arasında dine en uzak olan Jimmy Carter’ın başkan olmak için Tanrı’ya dua ettiğini sanmam. Ama başkanlığa seçilebilmişti. Barack Obama 2010’da, Kongre’de yapılan bir Dua Toplantısı’nda Tanrı’dan hiç söz etmedi diye açık mektupla binlerce kişi tarafından eleştirilmiş bir Başkan’dı. Carter ile Obama’nın başkan seçilebilmeleri belki de Tanrı’nın seçim işlerine karışmayacak kadar “demokrat” olduğunun da bir işaretidir kim bilir?

Genel Başkanın atladığı ya da gerçekten görmediği şey şu; Jefferson’ı, Carter’ı, Obama’yı saymazsak ABD Başkanlarının çoğunun hem dolarları hem de Allahları var. Çünkü nasıl Genel Başkan Allah’ın kendisine yardımcı olacağına inanıyorsa, sadece dolarları var sandığı ABD’li politikacılar da aynı inanca sahipler. Öyle ki, Genel Başkanın da gayet iyi yaptığı gibi Amerikalı politikacılar da sık sık Allah’tan söz ederler. Çünkü, tıpkı yine Genel Başkan gibi, ABD’li politikacılar da sadece başları sıkıştığında değil, ülkedeki inanç gruplarına onlarla ne kadar uyum içinde olduklarını göstermek için de yaparlar bunu. Samimi ya da değiller ayrı mesele.

WashIngton ve Reagan...

George Washington örneğin, “bizim Allah’ımız var” diyenlerin başında gelirdi. Amerikan Kongresi’ndeki ilk konuşmasında “Evreni yöneten yüce varlığa, Allah’a yalvarıyorum” der. Yani karşısına ne tür zorlukların çıkacağını bilmediği bir dönemde “zorluk çıkarsa çıksın be! bizim de Allah’ımız var” demek istemiş Washington, tıpkı Genel Başkan gibi.

George Washington ile “dünyevi zorluklar” karşısındaki tepkileri aynı olan Genel Başkanın “onların doları varsa bizim de Allah’ımız var” diyerek, sadece kendisinin Allah’ının olduğunu düşünmesi gerçekçi değil.

Genel Başkanın doların önlenemeyen yükselişi karşısında herhalde yardımını beklediği Allah uzun zamandan beri, özellikle 1945’ten sonra yoğun biçimde Amerikalılarla birlikte. Başka ülkelere “demokrasi” götürürken de, Vietnam’ı, Irak’ı işgal ederken de ABD ordusunun yanında oldu Allah. Bu yüzden diyorum, Genel Başkanın “onların doları varsa, bizim de Allah’ımız var” demesi ABD’lilere inandırıcı gelmez.

Üstelik ABD’li politikacılar 1980’den itibaren dine daha fazla atıfta bulunur oldular konuşmalarında, tutumlarında. Ronald Reagan’dan önceki politikacılar denir, Tanrı’dan sadece “ricalarda” bulunuyorlardı. Başkanların adeta peygambervari tutumlar almaları Reagan’la başlamıştır. Reagan ilk başkanlık konuşmasında “Tanrı’nın özgür olmamızı istediğine inanıyorum” demekle, kendisini Tanrı’nın niyetlerini okuyan kişi konumuna yükseltir. Oysa kendisinden önceki başkanlar tanrıdan Amerika’nın özgür olmasını vs. diliyorlardı sadece, “ricacı”ydılar dediğim bu.


Bush Tanrı ile konuşurdu
George W. Bush, Afganistan ve Irak işgallerini kendisine “diktatörlüklere bir son ver” diyen Tanrı’nın yaptırdığına inanırdı. BBC’de kendisiyle 2005’te röportaj yapılan eski Filistin Dışişleri Bakanı Nebil Şat tanıktır buna. Şat bir heyetle makamına kabul edildiklerinde Bush’un odada bulunan herkese “Ben Tanrı’dan bir görev aldım. Tanrı bana ‘George Afganistan’da teröristlerle savaş’ dedi, savaştım. Sonra Tanrı yine bana ‘George, Irak’taki zulmü bitir’, dedi, bitirdim” dediğini aktarıyor. Yani, Genel Başkan ne der bilemem ama ABD’nin bugüne kadar yapıp ettiklerine bakılırsa Allah’ın kimlerden yana bir tercihte bulunduğu ortada.

Tanrı ile muhabbeti bir hayli ileri götürdüğü aşikar olan Bush daha sonra şöyle devam etmiş: “Ve şimdi, yine, Tanrı’nın sözlerini hissediyorum, bana diyor ki ‘Filistinlilere kendi devletlerini ver, İsrail’in güvenliğini sağla, barış yap.”

İsrail’in güvenliğini sağlamada Tanrı’nın isteği gerçekleşmiş durumda. Filistinlilere devlet verme işi hala olamadığına göre Tanrı, George’a bu durumda da bir şeyler söylemiş olmalı. Kızdı mı, gönül mü koydu, sitem mi etti, bilemiyoruz haliyle. En azından “George, ne oldu Filistin işi” demiş olabilir, madem bu kadar senli benliler. Bush’un bu konuda bir açıklama yaptığını duymadım ama.

Bush ile İngiltere Başbakanı Tony Blair’in 2002 yılında Irak’ın istilası konusunda prensip anlaşmasına vardıkları bir Crawford toplantısı vardır. O toplantı sırasında Bush’un Teksas’taki meşhur çiftliğinde Bush’la Blair birlikte Tanrı’ya dua etmişler. Onlar kadar güçlü olmayan Genel Başkanla, dünyanın patronları durumundaki Bush ile Blair’in Tanrı’dan aynı şeyi, yani kendilerine güç vermesini istediklerini tahmin ediyorum. Tanrı’nın bu üçlüden hangisinin dilediğini kabul ettiği sanırım herkesin malumu.

Sayın Genel Başkan dolara karşı mücadelesinde “onların doları varsa bizim de Allah’ımız var” derken bu örnekleri hatırlasa iyi olur. Karşısındakiler de en az kendisi kadar inançlı, en az kendisi kadar toplumun dini kodlarına uyma konusunda gayretliler.

Buna ragmen Allah’ın neden onların yanında olduğunu biliyor değilim. Merak ediyorum aslında.
Tüm İslam dünyasının merak ettiği gibi.