Önlenen darbeden demokrasi mi çıktı?
ERK ACARER ERK ACARER

İtiraf edelim; cuma gecesinden beri yaşanan her gelişmeyi büyük bir endişeyle izliyoruz.
Darbe girişiminin ilk anlarında Hayat’ın Sesi Televizyonu’nda katıldığımız ve Ankara İddianamesi ile IŞİD saldırılarının tartışıldığı programdan çıkıp evimize ulaşmaya çalışıyoruz.
•••
Taksim yönünden silah sesleri geliyor. Araçlar böylece ters yolda dönüp Tarlabaşı’ndan aşağı inmeye çalışıyor. Güçlükle Aksaray yönüne doğru ilerliyoruz. Vatan Caddesi’nin yakın bir noktasına düşüyoruz. Oradan da silah sesleri yayılıyor.
•••
Bir polisle konuşuyoruz. “Darbe oldu askerle çatışıyoruz, vur emri çıktı” diyor. Araçla yol alamayacağımızı anlayınca tali bir yola giriyor, bir kaldırım kenarına üstün körü park ediyoruz. Ara sokaklardan ayrıldığımız yere ulaşmaya çalışıyoruz.
•••
İlginç bir ekibiz. Yanımızda, Evrensel Gazetesi’nden iki dostumuz, onlardan birinin sekiz yaşındaki kızı Eylül var. Programa birlikte katıldığımız Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren Korkmaz Tedik’in babası Erdoğan Abi de bizlerle. Eylül’ü ortaya alıp yürüyoruz. Erdoğan Abi yol boyunca eski darbeleri anlatıyor.
•••
Caddelerde iki manzara var. Bankamatikler önünde kuyruk olan yurttaşlar ve “Darbeye karşı durun” çağrısıyla sokaklara dökülmeye başlayanlar. Gazetecilik tuhaf bir yazgı gibi. Sanki her önemli şeyde seni ‘senin dışında’ sokakta olmaya zorluyor. Kendi gazetemizde bulunamasak da dostların arasında Evrensel Gazetesi’nde gece boyunca gelişmeleri izliyoruz.
•••
Sela sesleri, çağrılar, sonik hızı aşıp camları titreten jetler... Hepsi birbirine karışıyor. Sabaha karşı aynı ekiple bir kez daha köprüyü geçmeyi zorluyor, öylece bırakılan tanklar ve onların üzerinde hatıra fotoğrafı çektirenler arasında evimize ulaşıyoruz. Şehirler bir korku sahnesinin çekildiği film seti gibi. Hafızamızda ahenksiz, çelişkili görüntüler. Ölen erin başucunda bozkurt işareti yapan biri, tank tarafından vurulan TOMA, darbe girişiminde bulunanların havadan bombaladığı Meclis...
•••
Direk söyleyelim... Ayrıntıları tarih gözler önüne serecek ancak darbe girişimini görüyoruz. Fakat bu iki parçalı bir resim. Bunu yakalamamız, diğer görüntüleri kaçırdığımız anlamı taşımıyor. Cüppeli, sarıklı, kişiler, polisin yedek lastiği olan cihatçılar, kanı seven, kana alışmış, gözünü kan bürümüş gençler. Zihnimizi allak bullak eden şeyler. Biri paylaşmış. Ayakkabıları kanlı... Bu ayaklar bir bir binbaşının kanına bulandı diyor. İHD’nin açıklaması derinden sarsıyor: “Kafası kesilen askerlerin aileleri bize ulaşabilirler...” Genelkurmay’ın önünde, Taksim Meydanı’nda, ele geçirilmiş tankların başında zikir çekenler...
•••

Siyasal İslam’ın aynı rahimden çıkan iki yumurtası tokuştu. Biri tamamen kırıldı. O çürümüş koku bir kez daha tüm toplumu sardı.

Selalar aralıksız okunuyor. Yargıda büyük tasfiyeler var. Her kurumun son bir elekten geçeceğini görmek zor değil. Cuma geçesinden beri üzerimizde, bizi her tarafımızdan ezen bir silindir dolaşıyor. Kaygılı olmamak elde değil. Yaklaşık 300 kişi yaşamını yitirdi. Birbirinden kopuk, birbirlerini hiç anlamamış olsalar bile ölen ve bu topraklardan geçen canlar...

•••
Demokrasi şöleni devam ediyor! Bu şölen arasında ülkenin dört bir yanından çıkan ucu açık elektrik tellerini bir tek biz görmüyoruz herhalde! Darbeye karşı durma eylemi, “Fırsat bu fırsat deyip” gerici bir gözdağına evriliyor. Alevi mahallelerinde tehdit yaşanıyor. Sahilde toplananlara saldırılar oluyor, kornalarla geçen bazı kişiler genç kadınları kıyafetleri açık olduğu gerekçesiyle taciz ediyor. Suriyelilere saldırmak, havaya ateş açmak eğlencenin parçası!
•••
Evet, darbe girişimini gördük. Ancak tüm bu yaşananlara da tanık olduk. Azgelişmiş, yıllardır mezhep, din cihat, ırk altyapısı üzerine kurulmuş ülkelerde böyle oluyormuş demek. Darbeler gibi, önlenen darbeler de tehlikeli olabiliyormuş. Deneyimledik.
•••
Siyasal İslam’ın aynı rahimden çıkan iki yumurtası tokuştu. Biri tamamen kırıldı. O çürümüş koku bir kez daha tüm toplumu sardı. Paralel, cemaat, Feto... Her neyse artık! Bittiği anlaşılıyor. Son kozunu oynadı! Giderken bir korku, yılgınlık ve acı bıraktı. IŞİD meşrulaştı, cihat kafası meşrulaştı. Paramiliter güçlerin varlığı anlaşıldı. Keşke savrulan darbeden gerçekten de demokrasi çıkabilseydi. Umudumuz yok mu? Elbette var! Belki de bir gün her şeye rağmen, “Ne karanlık yıllardan geçmişiz” deme şansına kavuşuruz!