Onur, Haysiyet, Kalite ve Bir Banka
BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA
Kulağı göstermenin elli türlü yolu var. Memleketin pek meşhur bankalarından biri...
Kulağı göstermenin elli türlü yolu var. Memleketin pek meşhur bankalarından biri. Hani şu müşteri memnuniyetini kaliteyi falan pek bir önemseyenlerinden. Şöyle diyelim hizmet almış başını gitmiş bu bankamızda. Hatta pek sevgili büyüklerimizden Perihan Mağden aynı kaliteli hizmeti gazetelerden almamaktan şikayet etmişti bir vakit. Hatta tam olarak bankanın adını verip bu “iks bankasından aldığımız kaliteli hizmet gibi gazeteler de artık o kadar kaliteli olmalı” buyurmuş idi kendileri. Benim de nereden aklıma geldi ise bu büyüğümüzün bu lafı. Hah işte bu bankanın çağrı merkezi biriminde işe başlıyor genç üniversite mezunlarından biri. 2006 yılında. Adı Birim. Hayır çalıştığı yer değil çalışan arkadaşın adı Birim. 2008 yılına kadar Birim kardeşimizden iyisi yok yöneticilerinin gözünde. İşinde başarılı. İş arkadaşlarıyla uyumlu. Takdirdir, teşekkürdür havalarda uçuşuyor.

İleri görüşlü dinleyiciler!

Fakat tahmin edileceği üzere bu peri masalı uzun sürmüyor. 2008 yılında yönetimde bir değişiklik oluyor. İşyerindeki çalışma koşulları ağırlaşmaya başlıyor. Çalışanlar üzerinde yoğun bir baskı ortamı oluşturuluyor. Mola ve yemek süreleri kısalıyor. Bir dakika geç kalınca yerine 10 dakika çalışıyorsun. Sonra siz telefonda bir bankacılık hizmeti alıyorsunuz diyelim. Tam o sırada müşteri temsilcisinin ekranında bir pop-up çıkıyor. “Şunu sat, bunu sat bu konuştuğun müşteriye” diyor. O pop-uplar çoğalıyor, süreleri kısalıyor. İşçi sağlığı iş güvenliği tedbirleri, gerekli periyodik sağlık kontrolleri örneğin yapılıyor mu bu kaliteli bankamızın çağrı merkezinde? Çok şaşıracaksınız(!) Tabii ki hayır! Niye insana kaynak ayırsın canım. Banka bu! On puanlık uzmanlık sorusu; en etkin baskı yöntemlerinden biri nedir? Hadiii! Bu sorunun cevabı basit! Son zamanlarda pek de moda. Zorlayın biraz. Evet? Bildiniz telefon dinleme. Daha kaset skandalları falan yok ortada o vakit. Murdoch’lar henuz kamuoyu önünde bu nebze köpüğe ve yalana bulanmamış. Ama bu işyerindeki yöneticilerden biri bu arkadaşımızın şahsi bir görüşmesini dinletiyor ve hatta ailesine de dinletmeye kalkıyor. Ne ileri görüşlülük(!)

Persona non Grata

Fakat Birim arkadaşımız değme parti liderlerinden daha cevval çıkıp hem bu dinlemelere, hem de çalışanlar üzerinde yaratılmaya kalkılan korku ve baskı ortamına karşı kuyruğu dik tutuyor. Sen misin tavır koyan. “Sayın müdürüm” “takıyor” Birim arkadaşımıza. Artık bu andan itibaren ondan kötüsü yok. Persona non grata. İstifaya zorlamak yollu çeşitli icatlar. Arkadaşın dik başlılığı diğerlerine bulaşacak diye herhalde tüm iş arkadaşları ile ilişkilerini kesmeye, yalıtmaya çalışıyor çalışma ortamında bir çeşit. Hatta daha da öte gidiliyor tecrit uygulamasında. Çalışmasına bile izin verilmiyor! Bankacılık sistemine giriş şifresi iptal ediliyor misal. Hatta sonunda, boş, evet bildiğinizi boş, bir masanın başına oturtuluyor. “Oh işte otursun kitap okusun o masada, çalışmasına izin verilmiyo madem! Alsın maaşını tıkır tıkır” diyen benim gibi cin fikirler olabilir. Fakat bir bankadan bahsediyoruz. Hiç kapitalizm yer mi bizim cin fikirleri. Orada boş oturacaksın başka bir iş yapmayacaksın diye tutturuyorlar bu kez. Yöneticilerin tehditkar ve aşağılayıcı tavırları sürüp gidiyor.

Makul Olanlar ve Olmamakta Israr Edenler

Eh arkadaşında eli armut toplamıyor tabii bu arada. Kendisi zaten Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği’ne de üye imiş. Onların da yardımıyla İzzet Otru diye genç bir avukat dahil oluyor sürece. Banka yetkilileri ile görüşüp gayet makul şekilde sadece tüm çalışanların üzerindeki baskının azaltılmasını istiyor. Ancak bu makul istek belki de gerçekten makul olduğu için geri çevriliyor. Hem de baskılar daha da arttırılıyor içeride. İşte hizmet işte kalite! Sonunda bu nebze kaliteye dayanamayan Birim kardeş ayrılıyor işten. İş akdini feshediyor. Haklı nedenle. Banka aleyhine İstanbul İş Mahkemesi’nde de dava açıyor. Alacakları kıdem tazminatı ve manevi tazminat talep ediyor bankadan. Ancak banka ve çağrı merkezi yöneticileri bu dünyadaki her şeyi ve de her şeyi bildikleri gibi, bu süreçte de her şeyi bilme üslubunu terk etmiyorlar. İki gram mahçubiyet? O yok! Ellerinde konuyla alakalı alakasız ne varsa mahkemeye sunuyorlar.

Onur!

Gelelim sadede. Bu mahkeme sürecinin önemli merhalelilerinden biri geçtiğimiz Salı günü gelen bir kararla kat edildi. Koskoca bankanın, o dünyalar satın alan paranın, o bitmek tükenmek bilmeyen hırsın iktidarının karşısında, insanlar, genç kadın ve erkekler. Onların haysiyet mücadelesi. Bir makine parçasına dönüşme ısrarına karşı çıkışları. Ellerini zalimlere açmaktansa dostlarının omuzlarına koymalarının hikayesi. Ancak böyle yapılınca uzun ve zor da olsa yollar aşılabiliyor. Evet, yerel mahkeme Birimin iş akdini feshinin haklı nedene dayandığını karara bağladı. Yani mahkeme bir işyerinde çalışırken, bu davada bilirkişinin de aynı yöndeki raporuyla, tüm çalışanların baskı altına alınması, tecrit edilme, işçi sağlığı iş güvenliği tedbirlerinin alınmaması gibi sebeplerle iş akdinin çalışan tarafından feshedilmesini haklı buldu. Eğer karar yargıtayda onanırsa bir örnek karar haline gelebilecek ve özellikle mobbing davalarında ciddi sonuçlar doğurabilecek. Takipçisi olmakta fayda var. Bu mücadeleyi yürütenler destekleyenler Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği, Bank-Sen, Plaza Eylem Platformu ve bizzat dik durmaya devam eden emekçiler yalnız kendileri için değil hepimiz için inat ettiler, ediyorlar. Bu hayatın kaybedenleri olarak kınanmamız ve aşağılanmamızın karşısında elimizde kalan tek şey onurumuz. Açık olan şu ki hakkımız ve onurumuzu koruyabilmenin bile tek yolu elimizi diğerinin omzuna koymak.