‘Onur kırma’ belgesi
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT
Bugünlerde bazı çocuklar okullu olmaya hazırlanıyorlar.

Bugünlerde bazı çocuklar okullu olmaya hazırlanıyorlar.
Evlerde telaş…
Çocuklarda ürkek bir şaşkınlık…

Annelerinin kollarındaki yerleri baki de... Yollarında koşmaları beklenen bahçelere araba doldu çoktan. Çiçekleri hiç sormayın; gıcıkları hiç geçmeyen egzozlar yedi onları...

Neyse ki bazı okulların bahçesi var, derken… Ne acı, onlar da otopark oluyor, birer birer…

Çocuk cıvıltılarının yerlerini ''hemşerim saati kaç para''lar alıyor. Okullara para girdi. Artık daha az ip atlıyor kızlar, daha az tek kale oynuyor erkekler.

Önce kayıtlar müzayedeye döndü.

Parayı veren güzel okulu kapar oldu! Şimdi ise insanların onurlarıyla oynanmaya başlandı. Nasıl mı? Anlatalım.

Hangi hükümet gelirse gelsin, kayıtlar sırasında ''zorla bağış'' iddiaları hep olur.

Okullar parasızlıktan kıvrandıkça da olacaktır...

Bakanlık ''zorlama olmayacak'' der ama önlem almaz. Okullar bağışsız yürüyemiyorsa (yürütülmüyorsa!) aslında basit çözümler üretilebilir: Her okulun bir hesabı olur. Bağışlar ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerinin denetiminde toplanır. Kimin ne yatırdığını kimse bilmez... Kayıtlar da müfettiş gözetiminde yapılır.

Bu tür önlemler hiçbir zaman alınmaz. Çünkü okul kaydı, ''bağış'' için tehdit olarak kullanılır.

Eğitim kurumlarına yeterince ödenek ayıramayanlar, zorla bağışı el altından desteklerler…

Ama bu dönemde işin rengi değişti. Bel altından vurmaya dönüştü.

Velilerin ve hiçbir şeyden anlamaz dediğ imiz ama her şeyin farkında olan çocukları mızın onurları kırılıyor... Nasıl mı? Çocuğunuzu okula götürüyorsunuz. ''Bağış parası''ını verecek durumunuz yok! Sizden ne istiyorlar? ''Yoksulluk belgesi.''
Tam bir rezalet!

Anayasasında ilköğretimin devlet okullarında parasız olduğu hükmü bulunan Türkiye'de, çocuğunuzu okulda okutabilmek için, istenilen ''bağış''ı ödeyemeyecek durumda olduğunuzu kanıtlamanız gerekiyor...

Hayırlı olsun.... Bunu yapanın ''bağış''landığı bir sistemimiz var artık...

Ankara'da birkaç okulda birden tespit edildi bu durum.

''Bu belgeleri isteyen yöneticilerin derdi ne diye'' sorduk. Efendim neymiş, diğer velilere mesaj olsunmuş.... Sonra herkes, ''bende de para yok'' dermiş. Kimin para veremeyecek durumda olduğu başka türlü bilinemezmiş.
Bu resmen bir fişleme!..

Belki o çocuklar, yıl boyu arkadaşlarının önünde utandırılacak. Para istenecek belki sınıfta, ''Ahmet ve Ayşe, siz getirmeseniz de olur'' denilecek.

O çocuklar yoksulluğundan utandırılacak. İp atlayamadan yere düşecek Ayşe... Tek kale maça başlamadan gol yiyecek Ahmet... Bu rezalete dur demesi gereken bakanlık uyuyor.

Bunu yapan okulların yöneticilerine, insanların onurlarını kırmanın ne demek olduğunu öğretecek birileri yok mu?

Öğrenci Velileri Derneği Genel Başkanı Enver Önder isyan ediyor. Önder'e göre bunların önüne geçmenin tek yolu örgütlü hareket etmek... Velilerin, okullarda karşılaştıkları bu tür anlamsız uygulamalar için kendilerini aramalarını istiyor. Derneğin numarası şöyle: 0 312 362 58 99

Okul aile birliklerinde hukuki tartışma

Okul aile birlikleriyle ilgili tartışmalar tükenmek bilmiyor. Ankara'da il özel idareleriyle okulları karşı karşıya getiren ve okullardan elde edilecek paranın kimler tarafı ndan kullanılacağına ilişkin kavgadan okullar galip çıktı. Bu, tüm Türkiye'de okullar için emsal oldu.

Fakat şimdi bir başka tartışma var.

Biliyorsunuz 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nu değiştiren AKP; okulların işletilmesini okul aile birliklerine verdi.

Bugüne kadar bu yasaya dayanılarak trilyonlarca liralık ihaleler yapıldı, sözleşmelere imza atıldı. Ama kritik nokta şu: Anayasaya göre bu tür sözleşmelerin yapılabilmesi için tüzel kişiliğin olması gerekir. Tüzel kişilerin de yasayla kurulması gerek.

Okul aile birliklerinin ise tüzel kişiliği yok.

Zaten kamu tüzel kişiliği olma özelliğine de sahip değil, çünkü bu birliklerde kamu görevlisi olmayanlar (veliler) de var.

Konuştuğumuz hukukçular da bu doğrultuda görüş bildirdiler..

Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri de durumun farkında. Bir çıkış yolu arıyorlar.

Ama bu konunun kamuoyunda hiç dillendirilmemesi, bakanlığı rahatlatıyor. Eğer 1739 sayılı yasada yapılan değişiklik Anayasa Mahkemesi'ne taşınırsa bir iptal gelebilir. Olası iptal kararı geriye yürümeyecek ama trilyonlarca liralık sözleşmelerin hukuksuz yapıldığı da ortaya çıkacak. Bu sözleşmelerden kaynaklı olarak okullara veya öğrencilere gelebilecek bir zarardan kimin sorumlu olacağı da büyük bir tartışma konusu olacak.

 Bizden uyarması…