Onur ve adalet-çıkar ve korku
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Şu son haftada yaşadıklarım bu iki kelimenin neden yan yana gelmesi gerektiğini çok iyi bir şekilde anlamama neden oldu.

Klişeleşmiş sözcükleri kullanarak algı manipülasyonu yapmak çok kolay ki; şu an her yerde sadece yapılan bu neredeyse!

Olayları yaşamak farklı bir olgu…

İnsan karşılaştığı güçlükler, ihanetler ve haksızlıklar karşısında nasıl davranması gerektiği güçlüğünü yaşarken, çözümü yine kendisi bularak olgunlaşıyor. 

O kadar şey kaybettik ki; insanlığımızla nasıl bir uzlaşı bulacağız bilemiyorum.

Kaybettikçe de arsızlaşıyoruz!

Kendi kazançlarımızı başkalarının kayıpları üzerinden elde ederek yok oluyoruz.

Bunu ne için yaptığımızla ilgili bir yüzleşmeye bile tenezzül etmiyoruz.

Bir insanı kaybetmenin karşısındaki kazanç ne olabilir ki? Bunun bir izahı yoktur.

Bir maaş için mi, yoksa bir masa için mi, ya da bir çıkar için mi?

Şu an bunların hepsi geçerli maalesef.

Bakın:

Siyasete,

Spora,

Eğitime,

İş hayatına,

İçerikler tamamen kaybedilmiş ve beklentiler ile çıkarlar her alanda bir “rant cumhuriyeti” kurmuştur.

Çıkarlarımız kadar acımasız, acımasız olduğumuz kadar da katil oluyoruz. Akrep gibi kendimizi imha ederken, yaşam alanlarımızı ve bu alan içindeki herkesi yok ediyoruz.

Çıkar o kadar acımasız bir hal aldı ki; “onur” pazarlanır hale geldi.

Onur kaybedilince hangi tepki doğru olacak, hangi tepki yerini bulacak ve haklı çıkacak.

Ve en önemlisi bu acı kayıpla hangi adalet sağlanacak?

Adaleti sağlamak onurdur!

Hele hele onurunu koruyanların üzerine basarak adil olmaya çalışmak ve adaleti sağlıyormuş gibi yapmak, toplumun içini oymaktır.

Bu ayrışmalar üzerinden prim yapılırken:

Nasıl öğretmen olunur,

Nasıl sporcu olunur,

Nasıl kurum başkanı olunur,

Nasıl sanatçı olunur, nasıl milletin vekili olunur ve hangi insan olunur?

İnsan olmak?..

Birinin bunları bana izah etmesi gerekiyor. Çünkü yaşadığım toplumdaki bu şifreleri çözme sanatına sahip değilim. Bu başka bir esnaflık her halde?

Korku; onur ve adaletin kaybedildiği ortamda egemen olur. Tüm benliği sarar, karar verme gibi bir özellik imha olduğundan hep bir koruyucu aranır.

Bu koruyucunun avuçları kadar olur herkes…

Avuçlardan düşeceklere bakılarak “ümit” edilir.

Sokrates’in dediği gibi “Tanrılar olmasaydı insanlar kendilerine yeni tanrılar yaratmak zorunda kalacaklardı.”

Kişisel beklentiler artık yeryüzünde herkese bir Tanrı yaratma zorunluluğu getiriyor.

Tanrı yeryüzüne indiriliyor…

Çıkar ve korku, onur ve adaletle yer değiştiriyor.

Korku üzerine yaratılan Tanrı’nın dediği oluyor, tartışmasız ve şuursuz bir şekilde…

Onurdan ve adaletten anlaşılan; herkesin kendi Tanrısı’nın buyrukları kadar oluyor.

Ama…

Her canlı bu ölümü tatmayacak…