Öpmek isterken kesen makasın dramı: Yavuz Bingöl
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Tövbe mekanizması çok faydalı bir mekanizmadır. Nedamet getirene şefkatle yaklaşmak gerekir

RAKI BEYAZI - [email protected]

Meyhaneye yakışmayan hareketler vardır. Misal, dalkavukluk.
Hepimizin hoşuna gider gidilen yerde itibar görmek. Ama meyhanede itibar dalkavuklukla değil samimiyetle, babacanlıkla olur. Bahşiş de itibar satın almaz. Bahşiş nazik bir insanın ödevidir. Nasıl mekâna veriyorsun, çalışana da vereceksin. Uzun yıllardır meyhaneye giderim. Dalkavuk seven garson yahut barba görmedim. Dalkavukları muktedirler sever.
Dalkavuklar gibi meyhaneye yakışmayan müzikler vardır. Punk bile güzel gidebilir (Kadıköy MeyHane’de Clash dinlemişliğimiz çoktur) ama misal, new age olmaz. O ne öyle? Yanni imiş Kitaro imiş... Çevreci yuppie’lerin sessizlik bozma müziğinin ne işi var çilingirde? Yahut teenager pop müziği. Olacak iş değildir.

Bir de “pırıl pırıl” sesli, duyarlı, “hümanizm” saçan yerli modeller vardır. Boğazlı kazak giyer, kafalarıyla tremolo yaparlar. Arabeske yakın olanları daha bağırarak şarkı söyler ve Kayahan, Ferhat Göçer gibi isimlerle anılır. Türküye yakın olanlarına da Fatih Kısaparmak, Yavuz Bingöl filan diyebiliriz. Bu ikinci bölüm şarkı söylemez, ellerindeki metni bir miktar melodik ama soğuk, sopsoğuk okurlar. Bu müziğin de alıcısı vardır elbet. Hatta asansörlere, AVM’lere, otel lobilerine yakışabilir, duyulmadığı zamanlarda güzel olabilir bile. Ama meyhanede olmaz.
Bu şarkı tebliğ eden kişilerin en temiz yüzlü, en buğulu seslisi Yavuz Bingöl lüzumsuz, yaralayıcı, kendi amaçları ve çıkarları için dahi kullanışlı olmayan bir halt etti. Ve memleketin ayağa kalkma melekelerini yitirmemiş kısmını ayağa kaldırdı.

Uzuncorap.com sitesinden Engin Öncüoğlu kardeşim bu haltı güzel özetlemiş:
“Miting alanında, ne dendiğini bile duymadan birşeyleri yuhalamak, başka birşeyi alkışlamak mümkün. Kazanan tarafta olmak cazip. Sana tepeden bakanlara nanik yapmak eğlenceli ve hatta televizyonda ‘penguen’ seyredip ATM ve otobüsler için de gözyaşı dökülebilir. Fakat olaylar hararetini kaybettikten aylar sonra, adınla-sanınla ortaya çıkıp, acılı bir annenin yuhalatılması için mazeret üretmek veya olan biteni tevîl etmeye soyunmak ise… işte bunu da anlamıyoruz!”

Ardından Berkin’imizin aslan yürekli annesi Gülsüm Elvan, Bingöl’ün hak ettiği cevabı hak etmediği bir nezaketle verdi.
Kardeşi Oğuz Bingöl’den ise Yavuz Bingöl’ün hak ettiğine daha yakın bir üslupla cevap geldi: “Ah anacım, güzel anacım, yiğit anacım bir gün gelip alzheimer olduğuna, olan bitenin farkında olmayışına sevineceğim hiç aklıma gelmezdi.” Malumunuz Bingöl’ün annesi efsane türkücü Şahsenem Bacı’dır.
Bu iki cevapla birlikte konu benim için kapanmıştı. Fakat memlekette kalbi kan pompalamak dışında işler de gören insanlar öyle bir yaralandı ki Bingöl dahi rahatsız oldu.
Bizim Robinson Ahmet ağabeyimiz vardı, daha önce bahsetmiştim. Rakı sofrasındaki veciz lafları meşhurdu. “Hata kaka gibidir herkes yapar, kimse sevmez” derdi. Hata yapmakta bir beis yok. Hatanın büyüğü varsa nedamet ve özür esnasında ortaya çıkar. Nedametin sebebi münhasıran yapılan hatayla ilgili ve samimiyse toparlanabilir. Tövbe mekanizması çok faydalı bir mekanizmadır. Nedamet getirene şefkatle yaklaşmak gerekir.

Ama nedametin sebebi konjonktürelse, ortalığı sakinleştirmek içinse, hata ile bir ilgisi yoksa harikulade bir deyişimiz girer devreye: “Özrü kabahatinden büyük.” Bingöl’ün özür metni de tam böyle oldu.
Bingöl bırakın samimiyeti, ne yardan ne serden geçeyim derken iyice kötüleştirmiş durumu. İstemiş ki iktidarı üzmeyeyim ama sinirleri de yatıştırayım. Etkileyici olsun diye belagat sanatını konuşturmaya çalışmış, epey süslemiş metnini. Sonuçta ortaya edebi olarak da etik olarak da berbat bir metin çıkmış.

Metne dair çok şey yazılabilir. Ben iki kısmına çok takıldım. Bingöl, “Görmek istediğinizi değil, ‘ben’i görün” diyor. Ben şahsen kendisine votkaya uzak olduğum kadar uzağım. Karşıma kendiliğinden çıkmadığı sürece görmem. Görmek istediğim bir Yavuz Bingöl yok yani. Hatta genel olarak görmek istemediğim bir Bingöl var. Kendisini bir başkası sanıyor olmalı (Bu cümlede Rimbaud referansı yok).
Metin şurada doruk yapıyor: “Ben iktidarın ne olduğunu hiç bilmem, çünkü hayatımda böyle bir hiyerarşim ve pusulam hiç olmadı diyorum.”
Ne diyeyim? Ben de hiç rakı içmedim.

“‘Öldükten sonra değil, yaşarken doğru anlaşılabilmek’ umuduyla...” diye bitiren Bingöl’den ölümünden sonra anlaşılacak şeyleri bizden gizlememesini rica ediyorum. Gizlediği bir şey yoksa hepimize geri zekalı diyor olmalı. Ölmüş bir ÇOCUK, meydanda yuhalatılmış bir ANNE ve bu eyleme bahane üreten, özür dilerken bile “meydanlarda evlat acısındaki masum insanları yuhalatmak ayıptır” diyemeyen bir YAVUZ var. Durum böyle, biz böyle anladık ve başka türlü anlayan bir AKP’li olsun duymuş değiliz.

Tanıyan gitsin Bingöl’e söylesin. İktidara yakın olmak için eğilip bükülme olayında basit bir ilke vardır. İşin dozunu kaçırdığında toparlayamazsın. O noktadan sonra eğilip bükülmek toparlamaya, toparlamak eğilip bükülmeye engeldir. Birisinden vaz geçmek gerekir.
Dalkavuklardan uzak bir hayatın şerefine.

Not 1: Başlık için Deniz Karabacak’a teşekkürler.
Not 2: Geçen hafta Tolga Arvas ve Arif Takvimi yazmıştım ya, Tolga’dan harikulade bir haber aldım. İletişim Yayınları için Levent Cantek ile birlikte “Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2015” adında enfes bir takvim hazırlamışlar. Hararetle tavsiye ederim.
Not 3: Özür dilemenin memlekette sağda da solda da nasıl yanlış bilindiği ve nasıl olması gerektiği üzerine leziz bir yazı okumak isterseniz. Özür Dilemek “Bildiğiniz Gibi Değil” araması yapın. New York Üniversitesi, Siyaset Bölümünden Ayda Erbal’ın yazısı çok zihin açıcı.