Orhan Pamuk sonunda konuştu!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Epeydir suskundu. Hatta ortalıkta görünmüyordu.
Bir süre önce, cezaevlerindeki açılık grevleri ölüm sınırına dayandığında; ülkenin duyarlı yazarları, sanatçıları, aydınları çözüm için uğraşırken, yurtdışında kendisini sıkıştıran gazetecilere şöyle demişti:
"Şimdi bu konulara girmek istemiyorum."                                     
Onun bu ilgisizliğini, duyarsızlığını ve de korkaklığını, uyarlama bir şiirle BirGün’de ti’ye almıştım:
“Bir elimde cımbız / Bir elimde ayna / Umurumda mı dünya? // Almışım Nobel'imi / Takmışım açlık grevini!”
Daha birkaç gün önce, usta tiyatro sanatçısı Genco Erkal, Haber Türk’ten Balçiçek İlter’le konuşurken, “angaje aydın” demişti onun için.                      
 Neden mi? Çünkü Madımak yangınını anlatan “Sivas ‘93” oyununun galasına çağırdığı Nobel’li yazarımızdan, “Benim orada görünmem politik olarak doğru olmaz” yanıtını almıştı!      
 Orhan Pamuk, ne zaman AKP Hükümeti’ni zora sokacak bir konuda konuşması istense, ya suskunluğu yeğler ya RTE’yle ters düşmeyecek şeyler söyler...
 Örneğin, “Anayasadan anlamam” dediği halde, 12 Eylül referandumunda “Evet” oyu vereceğini açıklamaktan çekinmemişti.
 Romanları gibi, açıklamaları da hep hesaplı-kitaplıdır onun.
 Aslında kendisi de, ödülü de bir “proje” ürünüdür!                           
    * * *
Orhan Pamuk, kendisine Nobel ödülü veren küresel efendilerinin hoşuna gitmeyecek sözler etmemeye her zaman büyük özen göstermiştir.
Tüm girişimlerinde AB’nin ve ABD’nin politikalarını titizlikle (kurnazlıkla demek daha doğru!) gözetmiştir.
Emperyalist güç odaklarına, bazen susarak, bazen konuşarak bilinçli destek vermiştir.
Bugüne değin, misyonuna uygun biçimde davranmıştır hep.
Ama “angaje aydın” konumunu, Batı’nın çıkarları için bir devlet başkanını ölümle tehdit edecek kerteye vardırabileceği kimsenin aklına gelmezdi.
Bir hafta önce, dışarıdaki işbirlikçi omuzdaşlarıyla uğursuz bir çıkış yaparak, emperyalizme hizmette sınır tanımadığını gösterdi.                                                                                                                                                                            
 Batılı güçlerin hizmetindeki beş yazarla birlikte, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a bir açık mektup yazdı ve "İstifa et, yoksa senin sonun da Saddam ve Kaddafi gibi olacak" dedi.
İnanılır gibi değil! Liberasyon gazetesinde yayımlanan mektuptaki şu satırlara bakın:
"Rusya’ya ve Çin’e güvenme! İstifa dışında sizin ve aileniz için ne yazık ki tek yol var: Saddam Hüseyin veya Kaddafi gibi ölüm. Ya da Lahey'de steril bir hücrede müebbet hapis...”        
Nasıl da benimsemiş emperyalistlerin tetikçiliği rolünü!
Esad’a açıkça, “Hemen istifa et ve sürgüne razı ol, yoksa ya idam edilirsin ya da ailenle birlikte hücrede çürürsün!” diyor.
soL gazetesi, bu aymazlığı, “Orhan Pamuk tetikçiliğe başladı” manşetiyle duyurdu okurlarına. Pamuk’un eline de bir tabanca tutuşturdu!
 Pamuk’un yaptığı işe ve üstlendiği göreve çok yakışan bir sunumdu bu.
 Ama dönek solcular bundan çok rahatsız oldular. İslamcı ve liberal kalemlerle ağız birliği ederek soL’a saldırmaya başladılar.
Onlara göre Pamuk doğru olanı yapmıştı. Suriye’de insanlar ölüyordu ve bunun sorumlusu, “zalim Esed rejimi”ydi!
“Allahü ekber!” çığlıklarıyla okul basan, öğrencileri ve öğretmenleri öldüren, gazetecileri kurşuna dizen, topluöldürümlere imza atan terörist çetelerin, fanatik İslamcıların bu cinayetlerde hiç payı ve sorumluluğu yoktu!
Orhan Pamuk, bu küresel oyunda piyon mu, tetikçi mi?
Ahmet Cemal, “Hepsini de tanıdığım bu aydınların ve yazarların ‘yazar ve aydın olma sıfatları benim için son buldu” diyor Cumhuriyet’teki yazısında.
Başka söze gerek var mı?