Orta Avrupa dolaşısı - 2
ZAFER DİPER ZAFER DİPER

Kuyruklarda uzun uzun beklemeyelim diye, kılavuzumuz eşliğinde erkenden düşüyoruz yola; Seegrotte, Viyana’ya 17 km uzaklıktaki Hinterbrühl şehrindeki Avrupa’nın en büyük yeraltı gölüne... Yalnızca bir kişinin geçebileceği 250 metrelik dar bir tünelden yürüyerek tek sırayla içeri giriliyor. Duvarları fenerlerle aydınlatılmış tünelin ardından maden ocaklarının bulunduğu bölgeye geliyorsunuz. Orada alan biraz genişliyor. İçerdeki ortalama sıcaklık 9-10 derece ve nemden dolayı oldukça serin. Bu yeraltı dünyasına güneş ışığı girmediğinden hiçbir canlı yaşamıyor. Göl 6200 m2 alanda, 70 metre yerin altında. Daha önce kireç taşı çıkarılan bu madende büyük galeriler ve tüneller oluşmuş. 1848’de burası taş ocağıymış. Karanlıktan aydınlığa çıkınca hayvanlar çıldırdığı için, taşımayı kör ettikleri atlarla yapıyorlarmış. Birçok maden işçisinin yaşamını yitirdiği 1912’de büyük bir patlama sonucunda yeraltı sularının taştığını ve mağaranın içinde dev bir göl oluştuğunu öğreniyoruz sonra.

orta-avrupa-dolasisi-2-341817-1.

En önemlisi de, İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in gizli çalışma toplanaklarından(kamplarından) biri, 1944’te uçak ve silah yapımı için kullanılmış olması bu yerin. Pompalarla suları boşaltarak(bugün bile günde yaklaşık 60.000 litre su boşaltılan) mağarada, yaklaşık 2000 tutsak işçi ile jet avcı uçağı (He162 Salamander) üretimi gerçekleştirilmiş. Her birinin gizlice yapıldığı bu yeraltı mağarasında o parçalar geceleri yine gizlice dışarı taşınarak ve değişik yerlerde kurgulanarak dünyada ilk kez jet savaş uçakları üretimini sağlamış, savaşta dengeleri değiştirme düşleriyle yanıp tutuşan Naziler... “Bu jet üstünlüğünü kullanma olanağı bulsaydılar, ne olurdu, nasıl değişirdi yazgısı savaşın?” konulu tartışmalar geçiyor biz gezmenler arasında. Konuşuyoruz boşuna, olan olmuş. Ardından Prag; gezi orada sonlanıyor. Dönüyoruz, THY ile pazar gecesi. Uçakta bir kaçının dışında tüm gazeteleri görebiliyorum. Bizim bakkal gazetemi ayırmışsa da, hostesten BirGün istiyorum. “11 yıldır bu gazetede yazıyorum da. Bugün köşe yazım yayımlanacaktı. Nasıl olmuş sayfa, fotoğraf koymuşlarsa nereye nasıl yerleştirmişler, bir görsem?” Özür dileyerek BirGün’ün olmadığını söylüyor. “Neden?” diyorum. “Neredeyse bütün gazeteler var, BirGün niye yok?” Uçakta gazeteyi bulundurmamak onun suçuymuş gibi hık mık ediyor hostes utangaç. Ortamı yumuşatmak adına “Peki, sinirim yatışsın, kırmızı Fransız şarabı rica ediyorum, var mıdır?” diye soruyorum bulucuklu(espirili) güleç bir yüzle. Kadının yanakları al al, sanki benle söyleştiğine bin pişman “O da yok ne yazık ki!” diyor. “Anlamadım, geçen binişimde içmiştim THY’de” derken, “Kalmamış efendim,” diyerek elindeki tepsiyi uzatıyor ivedilikle, bu yakınıp duran yolcudan bir an önce kurtulmak isteğiyle. İyi de, o ne? Tost makinasında sıkıştırılmış, ezik büzük, sandviçi andırır bir şey duruyor önümde. “Onca paraları savuruyor, Hollywood oyuncularıyla tanıtım filmleri çekiyorsunuz, ne var ki uzun yolculuklarda, hele bu saatlerde, bu kahvaltı benzeri şey yerine üç kuruşluk bir yemek veremiyorsunuz ha?!”

orta-avrupa-dolasisi-2-341816-1.

Uçarsam ne olayım THY ile artık gelecekte, savaş çıkacak yoksa aramızda...

O dönemin Nazi uçaklarından, şimdinin THY’lerine bilmem nasıl bir bağlantı kursam da dolaşıyı(turu) sonlandırırken haftaya, daha bir ayrıntılı yazabilsem, kimi başka jet uygulamalar üzerine...

orta-avrupa-dolasisi-2-341818-1.
orta-avrupa-dolasisi-2-341819-1.