“Orta gelir tuzağı” ve Türkiye
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Son yıllarda, iktisatçılar arasında “orta gelir tuzağı” söylemi yaygınlaşmaktadır

Son yıllarda, iktisatçılar arasında “orta gelir tuzağı” söylemi yaygınlaşmaktadır. Belli ölçülerde sanayileşmiş olan; ancak Batı ile aralarındaki farkı bir türlü kapatamayan (Türkiye gibi) çevre ekonomilerine dönük bir teşhis, bir de reçete içermektedir.

Teşhis kısaca şudur: “Sizler rekabet gücünüzü artırabilmek için uluslararası piyasalara, dış ticarete açıldınız; sanayileşmede, ihracatta büyük mesafeler aldınız. Ancak, giderek tıkandınız. Sıradan sanayi ürünlerinde sizden çok daha düşük emek maliyetleriyle ihracat yapan ülkeler (örneğin Çin) ile rekabet edemiyorsunuz. İleri teknolojiye dayalı ihracatçılar (örneğin Almanya) ile de rekabet edecek gücünüz yok. Orta gelir tuzağına saplandınız.” Reçete ise bilinenin tekrarıdır: “Yapısal reformları hızlandırın.”

Söylem, rekabet gücü önceliğine dayalı bir ekonomi öngörüyor. Yapısal reformlar, ise emek maliyetini aşağı çeken neo-liberal önlemlerden oluşuyor; zira, “serbest piyasa”, teknolojik sıçramayı (“öndekileri yakalamayı”) sağlayacak sihirli anahtardan yoksundur.
•••
Ekonomi durağanlaşınca Ali Babacan durumu “orta gelir tuzağı” ile açıklamaya çalıştı. Wall Street Journal’da (30 Eylül’de) çıkan bir yazısı ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de ona katıldı. Başlığını Türkçeleştirelim: “Türkiye Orta Gelir Tuzağından Nasıl Kurtulacak?”

Mehmet Şimşek diyor ki: “Türkiye’nin kişi başına geliri 2002’de $3492 iken, şimdi $10807’ye çıkmıştır. Orta-gelir düzeyli bir ekonomiye dönüşmesi, kapsamlı reformlar ve temkinli makro-ekonomik politikaların sonucudur. Bu ilerlemeye rağmen, orta-gelir tuzağını aşmakta hâlâ büyük güçlüklerle karşı karşıyadır. Başarı için sağlam makro-ekonomik politikalar ve ilave yapısal reformlar gereklidir.”

Mehmet Şimşek AKP’nin ekonomik karnesini abartmaya hevesli olduğu için, daha önce Dani Rodrik’le tartışırken yaptığı bir hatayı tekrarlıyor: Dolarlı milli gelirdeki büyümeyi bir başarım göstergesi olarak kullanıyor.

Niçin yanlış? Büyüme hızını ölçmenin sağlıklı yolu, milli geliri enflasyondan arındırılmış TL ile hesaplamaktır. Dolarla hesaplarsanız ne olur? Örneğin, ekonominin sıfır büyüme gösterdiği enflasyonlu bir yıl içinde dolar ucuzlamışsa (veya enflasyonu geriden izlemişse), dolar cinsinden milli gelir yükselir. Zira, enflasyonu da kapsayan TL’li milli geliri, ortalama döviz fiyatına bölerseniz, elde edilen sayı dolarlı milli gelir olur
•••
Peki, AKP’nin “gerçek büyüme karnesi” nasıldır? On bir yıllık büyüme hızı ortalama yüzde 4,5’tir. Ancak öncesi ve aşamaları önemlidir: 1998-2002 dönemi durağandır; kişi başına milli gelir yüzde 2 gerilemiştir. AKP ekonomiyi devraldığında kullanılmayan kapasite oranları bir hayli yüksektir. 2007’ye kadar milli gelir bu sayede yüksek bir tempoyla (ortalama yüzde 7,3) büyür. Sonraki 6 yılda ise ekonomi yüzde 3,7’lik bir büyüme patikasına oturur. Yakın gelecekte de bu temponun aşılamayacağını öngören AKP liderleri, “orta gelir tuzağı” söylemine sığınıyorlar.

Peki, Türkiye gibi ülkelerde büyüme hızını aşağıya çeken etkenler var mıdır? Yanıt, ekonomilerdeki emek rezervleri ve sermaye birikimi ile ilgilidir. Bünyesinde bol emek fazlası bulunan ekonomilerde büyüme, öncelikle üretim kapasitesindeki genişlemeye, yani sermaye birikimine bağlıdır.

Türkiye’ye bakalım: Tarım, toplam istihdamın yüzde 23,6’sını barındırmakta; milli gelirin yüzde 7,2’sini üretmektedir. Bu derecede düşük verimlilik, tarımdaki emek fazlasının göstergesidir.

İşgücüne katılma oranı, damla damla artmış; yüzde elli eşiğine ancak ulaşmıştır. Ortadoğu hariç, tüm Güney coğrafyasında ve Batı’da bu oran yüzde 56 ile 71 arasında değişmektedir.

ILO, 40 ülke için, “15-29 yaş gruplarında, çalışmayan, iş aramayan, okumayan, stajda ve askerde olmayan” insanların oranını belirlemiştir. Türkiye yüzde 34,6 oranıyla ve açık farkla birincidir.

Demek ki Türkiye, yüksek oranlı emek rezervleri bulunduran bir ekonomidir. Bu kaynağın üretime dönüşmesi, sermaye birikim oranına bağlıdır ve AKP’li yılların ortalaması yüzde 20’dir. Aynı yıllar için Asya’nın sekiz büyük ve “yükselen” ekonomisinde yatırım oranlarının ortalaması yüzde 30,4’tür.
•••
Bu özellikler, Türkiye’nin durgunlaşma çemberinden çıkmasının da anahtarını veriyor: Sermaye birikim oranını yukarı çekecek, yatırımların sektörler-arası dağılımını belirleyecek, âtıl nüfusun üretime yönelmesini sağlayacak bir planlama perspektifi… Parazit burjuvazinin sınıf egemenliğinin ve öncelikle emperyalizme bağımlılığın aşılması ile gündeme gelebilecek olan bir seçenek…

Burjuva siyasetçileri, emek maliyetlerini bastırma hedefine odaklanmış bir rekabet gücü yarışması içinde “orta gelir tuzağı”nın aşılmasını ümit ediyorlar. Planlama seçeneğinde, emek fazlası tükeninceye kadar iç talep önceliklidir; dış ticaretin işlevi ise büyümeyi, sermaye birikimini desteklemektir. Rekabet gücü yarışması ve onun zorunlu sonucu olan “orta gelir tuzağı” bu ortamda uzun süre gündeme gelmez.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız