Ortadoğu’nun 30 yıl savaşları
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI
Ortadoğu yaklaşık dört yüzyıl sonra kendi “otuz yıl savaşları”nı yaşıyor. 1618–1648 yılları arasında cereyan eden ve Avrupa’yı kasıp kavuran “otuz yıl savaşları”nın görünür gerekçesi, “din/mezhep sorunu”ydu

Ortadoğu yaklaşık dört yüzyıl sonra kendi “otuz yıl savaşları”nı yaşıyor. 1618–1648 yılları arasında cereyan eden ve Avrupa’yı kasıp kavuran “otuz yıl savaşları”nın görünür gerekçesi, “din/mezhep sorunu”ydu. Mezhepler ve mezhep içi gruplar, mezheplere mensup ülkeler, Protestanlar, Katolikler, Lutherciler, Kalvenciler, Hussçular, Almanlar, Fransızlar, İsveçliler, Danimarkalılar, Hollandalılar, İspanyollar birbirleriyle ve karşıtlarıyla savaştılar.
Görünür gerekçe din olsa da asıl sebep, değişik güçlerin hâkimiyet iddialarını hayata geçirme çabası, yani yeni bir düzen kurma mücadelesiydi. Westfalya Anlaşması’yla noktalanan bu savaşların, etkileri günümüze kadar uzanan pek çok önemli sonucu oldu. Modern Avrupa’nın coğrafi ve siyasi açıdan bu savaşlarla doğduğu, modern dünya sisteminin de bu anlaşmayla kurulduğu kabul edilir.
•   •   •
Etnik, dinsel, mezhepsel kapışmanın yaşandığı Ortadoğu’da an itibariyle yaşanan manzara 366 yıl öncesinin Kıta Avrupası’nı çağrıştırıyor. Avrupa’daki “otuz yıl savaşları”nı Kutsal Roma Germen İmparatoru Ferdinand başlattı. Ortadoğu’nun “otuz yıl savaşları”nın kıvılcımını ise radikal İslamcı IŞİD yaktı. Örgütün Irak’a girip halifelik ilan etmesiyle uzun yıllara yayılabilecek dini motifli bölgesel bir savaşın da tohumları atılmış oldu. Sünniler, Şiiler, Kürtler, Araplar, Türkler, Acemler, Suudiler, ABD, Suriye, Türkiye, Irak, İran, Ürdün, Lübnan, İngiltere, İsrail, Rusya ve daha birçok aktör direkt veya dolaylı bir şekilde çatışmanın merkezinde yer alıyor.
Ortadoğu’da cehennemin kapıları açılmış durumda. Anlık ittifakların kurulduğu, konjonktüre göre cepheleşmelerin yaşandığı bölgede herkes birbiriyle kavgalı. Mezhep içi çatışmalar, etnik diş bilemeler tam gaz sürüyor. Sünni örgütler birbirleriyle, Şiiler, Kürtler kendi aralarında, mezhepler hem kendi içlerinde hem de karşıtlarıyla çatışma halinde. Tüm bu kapışmanın içinde Musul’u işgal eden IŞİD’in Sünni lideri Ebubekir El Bağdadi, kendisini halife ilan ederken, örgütün adını da İslam Devleti olarak değiştirdi. Fırat ve Dicle nehirleri arasında hilafeti kara bayrakları dolanıyor. Irak’ın üçe bölüneceğine dair senaryolar ise çoktan piyasaya sunuldu.
•   •   •
Herkesin birbiriyle kavgalı olduğu Ortadoğu’da dikkatleri çeken asıl ayrışma ise Kürt cephesinde yaşanıyor. Irak, İran, Suriye ve Türkiye arasında dört parçaya bölünen Kürtlerin bu süreçten en kazançlı kesim olacağı yönünde yorumlar yapılırken Kürtler kendi aralarında kılıçları çekti. Barzani’nin yönetimde olduğu Irak Kürdistanı ile Rojava ve Türkiye Kürtleri IŞİD’in Musul işgali ve olası bir bağımsız Kürdistan konusunda kavgaya tutuştu. Yakın bir gelecekte bağımsızlık için referanduma gidileceğini açıklayan Barzani’ye yanıt Rojavalı Kütlerin lideri Salih Müslim’den geldi. Müslim, bağımsızlık kararına karşı olduklarını Kürtlerin bulundukları ülkelerde hak mücadeleleri vermeleri gerektiğini dile getirdi.
IŞİD’in Musul’u işgalinin ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin de içinde olduğu  devletler tarafından Ürdün’ün başkenti Amman’da planlandığı ve Barzani yönetiminin de bundan haberdar olduğu iddiaları ise ipleri koparma aşamasına getirdi. İddialara Barzani yönetiminden zehir zemberek yanıt geldi ve Kandil sert bir şekilde eleştirildi. Kandil ve Rojava KDP’yi Amerikancılıkla, Barzani ise AKP’cilikle suçlamaya başladı. Karşılıklı suçlamalar Kürtler arasındaki ayrışmayı derinleştiriyor. Otuz yıl savaşlarında Alman şehir devletlerinin ve prensliklerin hem kendi aralarında hem de Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’na karşı savaşması gibi Kürtler de çok yönlü bir çatışmanın içinde.
Şiiler de Maliki, Sadr ve Caferi yanlıları olmak üzere ayrışmış vaziyette. Sadr ve ruhani lider Ayetullah Ali Sistani Maliki’nin gitmesi için açıkça bastırıyor. Sünni grup ve aşiretler ise Bağdadi’nin halifeliğine karşı rahatsızlıklarını dile getirmeye başladı. Savaşlar, çatışmalar ve gerilimlerle adı özdeşleşen Ortadoğu kendi tarihinin en hareketli ve sancılı günlerini yaşıyor. Bu sancının bölge halklarına tıpkı Kıta Avrupası’ndaki “otuz yıl savaşları” gibi kaos ve yıkım mı yoksa yeni bir düzen mi getireceği muamma!