Ortaya karışık...
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Bu haftaki “Dilin Kemiği” yazımız biraz “ortaya karışık” tadında olacak. Tek bir konuya odaklanmadan, sıkıcı ve ayrıntılı açıklamalara girmeden, göze çarpan kimi dil ve kavram yanlışlarına / yanılgılarına kısa kısa değineceğiz...

 

“Dolu dizgin”

Bileşik sözcükler, adından da anlaşılacağı gibi, iki ya da daha çok sözcükten oluşur ve bu sözcükler ayrı ayrı anlam kaymasına uğrayarak yeni bir kavrama dönüşür. Sözgelimi “doludizgin” böyle bir sözcüktür ve doğal olarak bitişik yazılır... Ama kimi yayınlarda bu sözcüğün ikiye bölünerek yazıldığına tanık oluyoruz. Örnek mi?

Cumhuriyet gazetesinin 25 Mayıs 2012 günlü sayısının Kültür sayfasında kocaman bir başlık: Tiyatro Festivali dolu dizgin”. İmza: Zeynep Oral. Acaba sayfa sekreterinin dikkatsizliği mi diye düşündüm önce. Ama yazıyı okuyunca, yanlış yazım biçiminin metin içinde de iki kez yinelendiğini gördüm. Tam sevgili Zeynep’in günahına girecektim ki, Cumhuriyet’in 17 Haziran 2012 günkü “Pazar” ekinde, başka bir haber başlığında yine karşıma çıktı bu yazım biçimi: “Alaçatı Festivali dolu dizgin”...

Demek ki sorun yazarda değil, gazetenin son dönemde düzelti sorumluluğunu üstlenen insanlarda! Bunlar başlıkları bozmakla kalmıyor, yazarların yazım biçimine de yanlış yönde karışıyorlar. Gerçekten, son aylarda Dil Derneği’nin Yazım Kılavuzu’yla çelişen uygulamalar görüyoruz Cumhuriyet’te. Örneğin “artırma” sözcüğü, uyarılara karşın inatla “arttırma” biçiminde yazılıyor. Üstelik yalnızca haberlerde değil, gazetedeki tüm köşe yazılarında! Bunun gerekçesi nedir, açıklasalar da öğrensek!

Cumhuriyet gazetesinin, Sevgi Özel yönetimindeki Dil Derneği ile çok yakın işbirliği içinde olduğunu biliyoruz. Öyleyse sorun nereden kaynaklanıyor? Gazetenin düzeltme birimindeki görevliler, sözcüklerin yazımında neden böyle keyfi davranıyorlar? Yoksa bu arkadaşlar Kenan Evren’in “yeni” Türk Dil Kurumu’nda mı eğitim gördüler? Biliyorsunuz, Türkçedeki bileşik sözcükleri ikiye üçe ayırarak yazma yolunu, 12 Eylül sonrasında bu Kurum açmıştı...

“İlgi ve alaka”

Silivri Cezaevi’nde bir süre tutuklu kalan Bilim ve Gelecek dergisi editörü Baha Okar’la Ahmet Meriç Şenyüz’ün yaptığı söyleşi, 10 Mayıs 2012 günlü BirGün’de, “Yılgınlığa düşmemek bütün mesele” başlığıyla yayımlandı. Söyleşinin sunuşunda şöyle bir tümce vardı:

“Siyaseten hiç ilgisinin alakasının olmadığı Devrimci Karargâh örgütüyle nasıl bir ilişkisi olabilirdi, tahayyül bile edemedik.”

“İlgi” ve “alaka” sözcüklerinin yan yana kullanılmasını yadırgadım. Yazı dünyasında şimdi böyle bir eğilim gözleniyor. Sanki pekiştirme amacıyla kullanılıyor bu tür eşanlamlı sözcükler. Evet, bir zamanlar Süleyman Demirel’in ağzından ilk çıktığında hayli ti’ye alınan “türlü çeşitli” sözü Türkçeye yerleşti. Ama eşanlamlı sözcüklerin bir arada kullanılmasını öteden beri yanlış bulanlardanım. AKP iktidarında, dinci söylemin yaygınlaşmasına koşut olarak Arapça ve Farsça sözcüklerin de Türkçeleriyle birlikte kullanılması eğilimi güç kazanmaya başladı. Sözgelimi “mutlu mesut” diyorlar! Şimdilerde Hilmi Yavuz’un başını çektiği bu “melez dil” akımına yüz vermemek, seksen yılda büyük emeklerle özleştirdiğimiz Türkçemizin üzerine yeniden Osmanlıcanın gölgesinin düşmesine destek olmamak gerekiyor.

Hürriyet’in densizliği!

“Demir perde bayramı bitti”

Bu başlığı, 20 Mayıs 2012 günlü Hürriyet gazetesinin bilgisunar sayfasında görünce çok şaşırdım. Çünkü başlıktaki söz, tırnak içinde değildi. İlk bakışta, gazetenin görüşü gibi algılanıyordu. Oysa haberin içindeki şu satırlar okununca, sözün kime ait olduğu anlaşılıyordu:

“Türkiye’nin dört bir yanından gelen gençleri kabul eden Başbakan Erdoğan, yeni 19 Mayıs kutlamaları için ‘Gerçek bayrama çevirdik. Bayram böyle olur. Öbürü, demirperde ülkelerine ait bayramlardı’ dedi.”

“Demirperde” nitelemesi başlıkta ayrı, metinde bitişik yazılmış ama konuyu dağıtmamak için şimdilik üzerinde durmayalım.

Kesin bir yazım kuralıdır: Başkasının sözü aktarılırken tırnak içinde verilir. Böyle çıplak bir sunum, başlıktaki nitelemeyi gazetenin de paylaştığı, benimsediği anlamına gelmez mi?

Hürriyet gazetesi aslında bu kural dışı başlıkla bir yandan Başbakan’a şirin görünmeye çalışırken, bir yandan da geleneksel antikomünizmini sergilemiş oluyor...

 

Özensiz Tümceler

* “Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)nın başkanlığına Ercan İpekçi yeniden başkan seçildi.” (“İpekçi Yeniden Başkan”, Cumhuriyet, 16 Nisan 2012, s. 8)

 

* “Dağıtım, dayanışma ve abone ağını yaygınlaştırmak için harekete geçen BirGün gazetesinin Trakya Bölge Toplantısı Lüleburgaz’da gerçekleştirildi. İkincisi gerçekleştirilen toplantıya gelen çok sayıda abone temsilcisiyle gazete dostu katıldı.” (BirGün, 7 Mayıs 2012, “Dayanışma ağı Trakya’da örüldü”)

Bu alıntılarda koyu harflerle yazılan sözcüklerin spotlara nasıl fazladan “sızarak” tümce yapılarını bozduğu açıkça görülüyor.

“En çok yanlış spotlarda yapılıyor” derken haksız mıyım?

Balık hafıza

Çabuk unutan, “balık hafızalı” bir toplum olduğumuzu yineleyip dururuz ya... Aforizma yazarı İbrahim Ormancı’nın bu söze itirazı var. Sevgili dostumuz, Cumhuriyet’in “Pazar” ekinde konuk olduğu Kâmil Masaracı’nın “Çizlenimler” köşesindeki “Ziyaretçi Defteri”ne şöyle yazmış:

“Balık hafızalı toplum olsak, kredi kartlarının, simkartların, Facebook hesaplarının şifrelerini unutmaz mıydık?”

Yerinde bir soru... Balıklara haksızlık mı ediyoruz yoksa?