Osman Sebrî tarihe tanıklık ederken!
ŞEYHMUS DİKEN ŞEYHMUS DİKEN

İnsan teki kimi özel ve tarihi anlamı olan günlerde; hem yaşayarak hem de yaşadıklarını yazarak mücadelesiyle tarihe örnek olmuş şahsiyetlerin anılarıyla hemhal olmak istiyor.

Bu baptan hareketle daha dosya halindeyken okuduğum ve yakın zamanda Lis Yayınlarınca kitap olarak basılan Mamoste Osman Sebrî’nin “Hatıralarım”* kitabını bir kez daha okudum. Hem de çok tarihi anlamı olan bir günde. Kürt Halkının büyük değerlerinden Şêx Sêîd’in Diyarbakır Dağkapı Meydanında arkadaşları ile birlikte dara çekilerek asılışının 87. Yıldönümünde okudum.

Kürtler farklı siyasal perspektiflere sahip olsalar da; tarihe geçmiş büyük değerleri olan şahsiyetler konusunda “milli” hassasiyetlerini her daim korumuşlardır. Zaman dilimi içinde kimi kez güncel siyasetin ötelemelerine kimi şahsiyetlerin üzerleri örtülerek “unutturulmaya” çalışılsa da, zamanın ve mücadelenin kazanımları hak teslimiyetini her daim gündeme taşımıştır.

Şêx Sêîd, Seyyid Rıza, Sêîdê Kurdî, Mele Mistefa Berzanî gibi bugün artık yaşamayan Kürt şahsiyetleri buna örnek teşkil eder. Bu şahsiyetler Kürt Tarihi içindeki rollerini oynamışlar ve bugün Kürtlerin nezdinde onurlu yerlerini alarak torunlarını utandırmadan öte yakaya göçmüşler…

Mamoste Osman Sebrî, daha önce Kürtçe olarak yayınlanan hatıratında Dîyarbekir’in Eğil-Gêl ilçesinden Mirdasî Emirliğinin bir parçası olduklarını ve üç parçaya ayrılıp üç ayrı bölgeye dağıldıklarını anlatır. Bir bölümünün Ankara-Konya arasındaki Haymana ovasına yerleşerek adına “Evdil-Hey Beg Mirdesileri”. İkinci bölümünün Dîyarbekir dağlarına yerleşerek, “Terrikan Mirdesileri”. Üçüncü bölümünün de Adıyaman’a yakın Nemrut Dağının doğusundaki Gerger ilçesi çevresindeki üç köye yerleşen Gawestî Mirdesileri olduğunu anlatır. Bütün yabani doğa koşulları ile iç içe yaşayan Gawestî Mirdesilerinin bir ferdi olduğunu ve aile olarak her daim ayrı düştükleri Dîyarbekir’in Eğil coğrafyasına dönüp yeniden yerleşmek istediklerini anı kitabının girizgâhında heyecanla anlatır.

Bir kış günü 7 Ocak 1905 senesinde Adıyaman Kahta’nın Narince köyünde doğar Osman Sebrî. Êşîr bir Mîr ailesinin erken doğmuş çocuğu olarak akranlarından daha çelimsiz ve zayıftır Osman. Ama babası hep okumasını ister. Hatta Mekteb-i Mülkiye-yi Şahane’yi okuyup da diploma almaz ise mirasından mahrum bırakacağı kelamını bile eder.

İşte daha çocuk yaştaki Osman Sebrî’nin hayatı bu denli yüksek beklentilerin ve 1915 cihan harbi ve sonrasındaki Kürt hareketlenmelerinin yaşattıkları içinde geçer. Şêx Sêîd Kıyamının ayak seslerinin Adıyaman Mirdesilerine ulaşması üzerine kendi cephelerinden isyancılara destek olmak için hazırlıklarına tanıklık eder. Adıyaman Mirdesilerinin “kıyam”a verdiği desteğin ve isyancıların “Diyarbakır kuşatması”nın zaaflarını bir siyasal analist gibi anılarında irdeler.

İsyan’ın “tez elden” bastırılması ve “kıyamcıların” derdest edilip Şark İstiklâl Mahkemelerinde yargılanmalarının derin izleri, mahkeme heyetinin hatırı sayılır rüşvetlerle kayırmaları ve de zalimliği bir yaşam boyu “genç” Osman’ın hafızasından asla silinmez. Hatta sonraki hayatındaki Kürdi siyasal kimliğine ve tavır alışına o tanıklıklar yön verir.

Amcası Şukrî yargılanan ve idam edilecekler arasındadır. Amcası sonunun geldiğini görünce kendilerine ihanet edenlerden Bedir Ağa’yı öldürmesini son arzusu olarak yeğenine söyleyip der ki; “İntikamımızı alıp Bedir Ağayı öldürdüğünde, bir tepenin üzerine çık ve nerede olursan ol yüzünü Dîyarbekir’e doğru dönüp ‘Amca intikamını aldım’ diye bağır” der. Amcası bu vasiyetine başka şeyler de ekler: “Yiğit ol, dürüst ol, olgun ol ki yolun sonuna vardığında özgür ve muzaffer olasın”.

Tabi amcasının bu vakur vasiyeti ve idamından sonra yaşamından süzülerek kurduğu dostluklar üzerinden “hayat bilgisi”ni pekiştirir.

Önce Adana mahpusunda Hüseyin Hilmi Atik Beg’den Kürtlük Bilincini alır. Sonra bir tren yolculuğu esnasında önceden adını duyduğu ve trende kendi gayretiyle tanıştığı Dîyarbekirli Cemilpaşazade Kadri Beyden Kürtlük Bilincini pekiştiren yeni şeyler öğrenir.

İsyan sonrasıyla birlikte yedi yıl süreyle doğudan batıya mahpusluklar, kaçak ve sürgünlükler, çatışmalar, tanışmalar Osman Sebrî’nin yoğun ve sıkı yaşanmışlıklarına yol verir.

Amca vasiyeti üzerine intikamı alıp Bedir Ağayı öldürdükten sonra yüzünü Dîyarbekir’e dönüp “Amca intikamını aldım” der ve meşakkatli çabalarla Suriye’ye geçer. 1930’lu yılların Hoybun önderleri ile arkadaşlıklar, dostluklar, ülkeye siyaseten giriş çıkışlar ve hep asi, ve hep başının dikine mücadele, ve hep isyankâr bir profil çizer Osman Sebrî. Sözün kantarını, kantarın topuzu kime değerse değsin gözünün yaşına bakmadan sertçe vuran bir üslubun anı yazıcısı olur. Kimi ifadeleri başkalarının ağzından aktararak, kimilerini de kendi gözlemlerine dayanarak aktarır. Hak teslimiyeti de yapar. Hırpalayıcı, imleyici ifadeler de kullanır!

Sonuç da Osman Sebrî’nin Hatıralarım kitabının çevirisini Abdullah Koçal’ın çok özenli çevirisi ve Lîs Yayınlarının özenli baskısı üzerinden bu kez Türkçeye kazandırılmış olarak Kürtçesi dışında bir kez daha yeniden okudum.

Hüzünlendim, hatırat neden 1932’de kesilmiş diye. Asıl Suriye sürgünlüğünde Cemilpaşaların, Bedirxanilerin ve diğer tüm Kürt entelektüel kimliklerinin, hatta 1980’le birlikte sürgüne gidip Suriye’de Mamoste Osman Sebrî ile tanışıp onun fikri hocalığından yararlananları da bildiğimden ikinci cilt olabilecek anıların yitip gitmesine ve paylaşılıyor olamamasına hayıflandım.

Mamoste Osman Sebrî adıyla ilk kez “Amidalılar-Sürgündeki Diyarbekirliler”** kitabımda karşılaşmıştım. Eski bir DDKD’li (1980 öncesi kitlesel örgütlenmesi olan ve bugün mazi olan bir Kürt örgütü: Devrimci Demokratik Kültür Derneği) Sait Güven Suriye sürgünlüğünün bir evresinde Osman Sebrî’nin kapısını çalar. Diğer sürgün Kürt siyasetçileri gibi zaten Mamoste ile sıkça görüşüyordur. Der ki Sait Güven Osman Sebrî’ye Avrupa’ya gitmek istediğini kastederek; “Apê Sebrî, ezê jî herim”. Mamoste Osman Sebrî’nin yanıtı 1985’ten, 30 yıl öncesinden bugünlere yazılmış bir kısa mektuptur adeta. “Mezê ke, Apoçî diçin welat, hun jî diçin Evropa. Evê qezenç bikin. Hun jî winda bikin.”

Hatıralarım’da Osman Sebrî, İstiklal Mahkemeleri’nden Cemilê Çeto’ya, Bedirxanlardan Seyid Rıza’ya, Şêx Sêîd İsyanından Xoybun Partisi’ne, Ağrı Direnişi’nden Cemil Paşazadelere, Haco Axa’dan Reşuyanlı Hacı Bedir Bey’e kadar tarihî pek çok kişi ve olayı kendine has bir eleştirellikle yer yer sivri bir üslüpla dile getirmiştir. Mamoste Sebrî’nin kimi eleştirilerinden rahatsız olan Suriye’deki dava arkadaşlarından biri/bazıları, yazar tarafından kendilerine emanet edilen bu eserin 1931 yılı ve sonrasına dair olan bölümlerini “kaybetmişlerdir.”

Kürtçe alfabe, makaleler, şiirler, anılar ardında bırakarak 85 yaşında ve 1993 yılında Suriye’de vefat eden Mamoste Osman Sebrî’nin hatıratından 1930’lara kadarki dönem üzerine öğrenilecek çokça yaşanmışlıklar var. Hazır Lis Yayınevi Osman Sebrî’nin anılarıyla başlamışken hem çevirmeni hem de yayınevini kutlarken, Osman Sebrî’nin diğer eserlerini de Türkçenin okurlarına kazandırmalılar diye düşünüyorum.

 

*Osman Sebrî, Hatıralarım. Kürtçeden çeviren Abdullah Koçal. 166 Sayfa. Lis Yayınevi. Mayıs 2012, Diyarbakır.

**Şeyhmus Diken, Amidalılar-Sürgündeki Diyarbekirliler. İletişim Yayınları İst. 2007, sayfa 430…