Oyunu bozmak
08.01.2017 09:50 BİRGÜN PAZAR
Her şey çok güzel olacak, neşeli günler yakında. Buna gönülden inanıyoruz. Çünkü bu ülkede zulmün kalesini yıkmaya kararlı devrimciler, teslim olmayanlar, Gezi’yi dört mevsim diri bir kır çiçeği gibi avuçlarında taşıyan milyonlar var

CANAN KAFTANCIOĞLU

Geçtiğimiz günlerde mahkemedeki savunmasına, “Savunmamı hukuk varmış gibi ve hukuk adına yapacağım” diyerek başlamıştı Aslı Erdoğan. Zihnime asılı kaldı Aslı Erdoğan’ın cümlesi. Farkındaydı oynamak zorunda bırakıldığı oyunun. Hukuk varmış gibi… Halimizin pürmelali bu ve benzeri cümlelerde gizli aslında. Muhatap varmış gibi sorular sorup, yanıtlar almaya kalkıştığımız, hukuk varmış gibi hak aradığımız, kurallar varmış gibi kural ihlali yapanları uyardığımız, demokrasi varmış gibi antidemokratik uygulamalara karşı çıktığımız absürd ötesi bir gerçeklik içinde boğulup giderken “ –mış gibi” yaşar olduk. Yaşamlarımız kocaman bir hiçe dönüştürüldü bir şekilde.

“-mış gibi” yaşamlar dayatılırken, egemenin işine geldiği şekilde kuralları belirlenmiş, yine egemenin çıkarları doğrultusunda her saniye kuralları değiştirilebilen bir oyunda bulduk kendimizi. Kuralı, nizamı, hakkı, hukuku olmayan bir oyun! Adı belki yaşam oyunudur ama varlığı ölümlere, yok etmelere bağlı olan. Egemenin bir parmak şıklatmasıyla yeniden, yeniden kartların karıldığı, dayatmaların belirlendiği. Yaşamak/oynamak zorunda bırakıldığımız tiyatroya kurbağa misali adapte olduğumuz. Oyunun tek değişmez kuralının ise böyle giderse egemenin hep kazanan, bizlerin daima kaybedecek olduğu gerçeği.

Nasıl gelindi bu günlere? Nasıl böylesi bir ölüm oyununun içinde bulduk kendimizi?

Oyuna ara verelim bir süreliğine. Gözlerimizi kapatalım ve anlatıcının sesinin ahengine bırakalım kendimizi. Tarihçilerin kimi zaman yaptığı gibi retrospektif bir bakışla bir kurgunun içine bırakalım kendimizi. Hayalle gerçeklik arasında gidip gelelim ve unutalım bir an için neyin hayal, neyin gerçek olduğunu.

Yazdığı “Kürk Mantolu Madonna” romanıyla Nobel Edebiyat ödülünü alan Kültür Bakanı Sabahattin Ali, şerefine verilen resepsiyonda verilecek para ödülünü çocuklarımızın daha iyi bir eğitim görmesi için Milli Eğitim Bakanlığına hibe edeceğini söylerken gözleri ışıl ışıldı.

Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığına atanan Savcı Doğan Öz devlet içinde çeteleşmeye çalışan bir yapıyı ortaya çıkarmış ve sorumluların cezalandırılmasını sağlamıştı. Doğan Öz görevi devralırken yaptığı konuşmasında şöyle demişti. “Şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır.”

Emniyet Genel Müdürü Cevat Yurdakul ortaya çıkardığı büyük yolsuzluk hakkında “babam olsa göz yaşına bakmam halkımın cebindeki paraya el uzatanın elini kırarım” diyerek yolsuzluğun üzerine sonuna kadar gideceğinin sinyallerini daha ilk günden vermişti.

Üniversiteler arası koordinasyon kurulu başkanı Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in “Azgelişmiş Ülkelerin Toplumsal Yapısı” ve “Köy ve Gençlik” çalışmaları ışığında düzenlenmiş olan çalıştaya tüm halkımız davetlidir.

TRT Genel Müdürü Ümit Kaftancıoğlu, dönemin başbakanı Abuzittin Muhitoğlu’nun TRT’nin yayın politikasına müdahale etmesini şiddetli bir şekilde kınamış, TRT çalışanları ile birlikte yaptığı basın açıklamasında başbakanın özrünün kabahatinden büyük olduğunu ifade ederek TRT’nin dün olduğu gibi bugün de basın yayın ilkeleri doğrultusunda yayın yapacağının altını çizmiştir.

İlk kadın Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Bahriye Üçok’un “İslamdan Dönenler ve Yalancı Peygamberler” isimli kitabı 80. Baskısını yaptı.

İnanç Bilimleri Enstitüsü Başkanı Turan Dursun ülkemizdeki hoşgörü ortamının tüm Orta Doğu coğrafyasında örnek alınmasını temenni ederek Türkiye’de her türlü ötekileştirmenin önüne nasıl geçildiğinin yöntemlerini anlattı katıldığı uluslararası panelde
Araştırmacı Gazeteci Uğur Mumcu, ortaya çıkardığı silah kaçakçılığı ve kimi devlet görevlilerinin de işin içinde olduğunu belgelendirdiği haber dosyasıyla bir kez daha Cumhurbaşkanlığı özel ödülünü aldı. Cumhurbaşkanı Abuzittin Muhitoğlu ödülü takdim ederken Uğur Mumcu gibi işini iyi yapan ve bizlerin de iyi yapmasını sağlayan gazetecilere ihtiyacımız var diyerek alnından öptü Mumcu’yu.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Metin Göktepe… Gerçek tokat gibi çarpıyor birden. Devam edemiyorum. Açıyorum gözlerimi ve yine oyunun içinde buluyorum kendimi. Çünkü Metin 21 yıl önce bugün katledildi ve bu satırları okuduğunuz saatlerde Metin’in mezar başında gerçeğin soğuk yüzünü bir kez daha hissediyor olacağız. Hayallerimize bile izin vermeyen bir oyun bu. Yukarıda ismini andıklarım bu günkü oyunun kurguları yapılırken yok edilmesi gerekenlerden sadece birkaç tanesiydi. Olaylar hayal ürünü olsa da kişiler sonuna kadar gerçek. Onlar yok edilmemiş olsaydı hiç birimiz bu oyuna mahkûm olmayacaktık.
Peki her şey bitti mi? Umutlar tükendi mi? Elbette Hayır. Hem de kocaman bir Hayır.

Ne yaparlarsa yapsınlar, ne tür yöntem kullanırlarsa kullansınlar aydınlık bir gelecek düşümüzü elimizden alamayacaklar.
Her şeye rağmen memleket, her şeye rağmen insanlık, her şeye rağmen hayat kazanacak!

Çünkü bu ülkede dün olduğu gibi bugün de onurlu aydınlar, yanacağını bile bile dokunan gazeteciler, ‘sen yanmasan ben yanmasam’ diyerek kalemini satmayan yazarlar, akademisyenler var! Her şey çok güzel olacak, Buna kuvvetle inanıyoruz.
Çünkü bu ülkede ‘yumruk ol, ışık ol’ çağrısıyla karanlığa sırtını dönen gençler, her biri umudumuzun nar tanesi kadınlar, ‘hangi dağ efkarlıysa oradayız’ diyerek Cengiz’lere geçit vermeyen Cerattepeliler var!

Her şey çok güzel olacak, neşeli günler yakında. Buna gönülden inanıyoruz.
Çünkü bu ülkede zulmün kalesini yıkmaya kararlı devrimciler, teslim olmayanlar, Gezi’yi dört mevsim diri bir kır çiçeği gibi avuçlarında taşıyan milyonlar var.

Her şey çok güzel olacak, neşeli günler yakında. Buna tüm kalbimizle inanıyoruz.

Çünkü bu ülkenin direniş tarihinde Suphi ve Nejatlar, Mahirler, Deniz ve İbolar, Ali İsmailler, Abdocan ve Berkinler var!

Çünkü bu ülkede oyunu bozmaya niyetli HAZİRAN var!