alpertasbeyoglu

Özelleştirmenin yeni öğrendiğimiz perspektifleri

Kemal Derviş, bu hafta sonu  Habertürk gazetesindeki röportajında ABD yönetiminin yeni dönemde özellikle bankacılık sektörüne çeki düzen vermesini, Türkiye’de ise bankacılıkta yerli payının azalmaması gerektiğini söyledi.
Bahsettiğimiz kişi 2001-2003 arası 15 günde 15 yasayı çıkartan, çok ciddi özelleştirmelerin altyapısına imza atan bir kişi. Türkiye’de tarımın çözülmesinin, kırdan kente göçün hızlanmasının ve neoliberal dünyaya eklemlenmemizin en büyük hazırlayıcısı bile bu şekilde konuşurken,  Taraf gazetesinde Süleyman Yaşar beyefendi ne buyurmuş;”-Ayrıca, THY, Halk Bankası, Ziraat Bankası, Vakıfbank, DHMİ, TKİ, ETİMADEN, ÇAYKUR, BOTAŞ, MKEK, TPAO, Anadolu Ajansı, TRT ve diğer kamu şirketleri özelleştirmeye hazırlanmalı. Aksi takdirde büyüyen devlet ile baş etmek mümkün olamayacak. Çünkü, özelleştirme olmadan demokrasi de olmuyor. Balyoz darbe planını, hazırlayanların, özelleştirilen şirketleri tekrar devletleştirme istekleri de bu görüşü doğruluyor. Çünkü, devlet arpalıklara sahip oldukça, devleti ele geçirme arzusu sürekli yükseliyor. Darbecilere fırsat vermemek için özelleştirmeyi hızlandırmak şart.-“
Süleyman Yaşar’ın sözlerini sadece kendi içerisinde değerlendirirseniz, bu sütunda Türkiye’nin bütün sosyoekonomik mantığını darbecilerin planlarının tersine yapmaya yönelik bir mizah yazısı çıkabilirdi. Süleyman Yaşar’ın inanılmaz mantık ötelemesi ile sadece darbecilerin isteklerinin aksi olsun diye,  irticai ve terör örgütlerine destek veren kişilerin bankalardaki paralarına el koymak yerine bunları desteklememiz gerekir. Aynı şekilde zaten doğru dürüst bir denetim olmayan bütçe eksik/noksan kaleminde milyarlaca dolar yekun tutan döviz transferleri olabildiğince denetimsiz bırakılmalıdır. Bu doğrultuda MASAK gibi kurumlara gerek yoktur.
Bu mantık ile ilgili çok yazmanın anlamı yok. Zira ne özelleştirme, ne de ekonominin yönetimi fantaziler doğrultusunda ya da darbe planları ışığında gerçekleştirilmez. Ancak yazdığınız gazetenin ekonomiye bakışınıza dahi nasıl tesir ettiğini ifşa etmek açısından Süleyman Yaşar’ın yazısı numuneliktir.
Benim değinmek istediğim mesele başka. Bugün Tekel, itfaiye, tamgün yasası gibi meselelerin toplumda tartışılması, ilgi görmesi ve karşılık bulması için toplam nüfusun ne kadarını ilgilendirdiğine bakmak gerekir. Bugün sendikalı işçi sayısı bir milyonun altında. Toplam çalışan sayısının yüzde 5’i bile değil. Nüfusun yüzde  50’ye yakınının hizmet sektöründe çalıştığını gözönüne alıp, emek alanındaki hareketliliğin karşılığını bulması için nasıl bir difüzyona girmesi gerektiğini, hangi dinamikleri tetiklemesi gerektiğini konuşmak gerekiyor.
Aksi takdirde bugün 50,60 bin satan bir gazetenin ekonomi yazarı rahatlıkla herşeyi koşulsuzca özelleştirmek gerekir çünkü darbeciler tersini istiyor yazmaya akıl almaz bir rahatlıkla devam edecek ve bu tip yazıların sayıları artacak. Taraf gazetesini sıkça okuyan beyaz yakalılar, entelektüeller Tekel işçileri ile aynı kaygıları taşısalar sadece vicdana değil akla ve bilime de aykırı yazıları ne yazmak bu kadar kolay okurdu ne de yazdırmak.

BİZİ TAKİP EDİN

359,890BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,689TakipçiTakip Et
7,813AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL