Özgecanımız!
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Günlerdir Türkiye kan ağlıyor!..
İnsanlar infial halinde!..
Yolda, sokakta, meydanda bu vahşete karşı haykırıyor...
Bir genç kızımız,
bir güzel fidanımız,
geleceğimizin güvencesi,
çağdaşlığın simgesi,
aydınlığımızın ışığı,
Özgecanımızın hunharca katledilmesine yanıyor Türkiye!..

Özgecan Aslan 20 yaşındaydı. Tarsus Çağ Üniversitesi’nde okuyordu. Daha yaşamının başında “evine gitmek” üzere bindiği minibüsün şoförü ve işbirlikçileri tarafından yakılarak öldürüldü!

Herkesi dehşete düşüren büyük bir facia yaşandı ülkede... İnsanlık dışı bir katliamın ağırlığı ile eziliyor şimdi Türkiye... Vahşi, barbar kelimelerinin bile yetmediği bir durumla karşı karşıya toplum... Herkesin her an başına gelebilecek bir vahşet!.. Yüz karası bir durum!.. Yazık bize!..

Öncelikle Aslan Ailesi’nin başı sağ olsun... Tüm duyarlı insanlarla birlikte acılarını paylaşıyorum... Biliyorum ki Özgecan ölmedi!.. O Türkiye’nin kalbinde yaşamaya devam edecek. Vahşetlere karşı verilen mücadelede o bize yol gösterecek!..

Çok duygulu anlar yaşanıyor... Hepimizin görevi ve sorumluğu var... Bir yandan bu olay gözler önüne serilmeli, failleri en ağır cezaya çarptırılmalı. Diğer yandan, gelinen bu noktanın nedenleri ve sorumluları toplumla yüzleşmeli!

Tabii ki, bu vahim olay toplumun ilgisini çekiyor!.. Ancak medya görevini yaparken ailenin durumunu da dikkate almalı!.. Onların düşüncelerine ve tavırlarına saygı göstermeli... Acılarına acı katmak yerine,onların ayakta durabilmesini sağlamalı... Biliyoruz ki, bir facianın üzerinden belli bir zaman geçince unutuluyor!.. Önemli olan o zaman aileyi yalnız bırakmamaktır!.

İnsanlık dışı bu olaya sadece ağlamak, öfkelenmek ya da bağırmak yetmez!.. Toplum, vahşetin nedenlerini ciddiyetle irdelemelidir.

Katil ifadesinde; “Kendisine karşı geldiği için öldürdüğünü, boğuşma sırasında tırnak arasında DNA’sının kaldığını bildiği için de yaktığını” anlatmış... Bu bilgininin hemen sonrasında ilgili mahkeme, dosyaya “gizlilik şerhi “koydu... Böylece infiale neden olan bir olay yine toplumun bilgisinden ivedilikle kaçırıldı. Tıpkı, yolsuzluk yapan Bakanlar ya da faili meçhul cinayetleri içeren dosyalar gibi... Dahası da var. Mahkemenin başka bir kente gönderilmesi talebi de gündemde...  

Telaşla başvurulan önlemler, ”kadın cinayetlerinin neden hâlâ sürdüğünü” açıklıyor... Dosyanın gizlenmesi, kentin değiştirilmesi adaleti yerine getirmiyor. Mağdurların aksine, faillere bir ayrıcalık sağlıyor... Gezi Direnişi ve birçok olayda bu yöntemin kime yaradığını gördük...

AKP iktidarında kadın ölümleri 100 de bin 400 arttı!.. 2002’den bugüne kadar 7bin127 kadın hunharca öldürülmüş. Bu katliamların % 70’inde bıçak kullanılmış. 4bin302 kadın da öldürülmekten korktuğu için korunma talebinde bulunmuş. Tacizle karşılaşan ve can güvenliği olmayan kadın sayısı aslında pek bilinmiyor... Kadın nüfusun 3/2’si olduğu tahmin ediliyor...

AKP iktidarı zamanında kadın ölümlerinin olağandışı artması ve kadınların ölüm tehdidi ile karşılaşması tesadüfü değildir. AKP, siyasetini kadın üzerinden yapmaktadır!.. Daha başlangıçta RTE, “kadın ve erkek eşit değildir” diyerek kadınları erkeklerin arkasına koymuştur. İktidar kadınlara sürekli talimat veren bir üslup kullanmaktadır. Kaç çocuk doğuracağını ve nasıl doğuracağını bile dikte etmektedir. Kürtajı yasaklayan, dinin kadınları sakladığını anlatan hurafeler açıklamaktadır... Modern giyimli kadının her zaman tacize uğrayabileceği mesajı verilmektedir. Kadının yaşamına müdahale eden bir baskı sergilenmektedir. Özellikle gençlerin kızlı erkekli dolaşamayacağı, yan yana oturamayacağı, karma eğitimin ahlaki olmadığı gibi çağdışı düşünceler ortaya atılmaktadır.

İktidarın yarattığı bu ortamda erkek, kadını kendi malı olarak görmektedir... Yani erkek, kadın üzerinde hak iddia eden konumdadır!.
Cumhuriyet’in kadını eşit hale getiren tüm gelenekleri, yok edilmektedir.

Kısaca, oluşturulan yeni anlayışın üzerine  ekonomik sıkıntılar da eklenince, ahlak kavramı değiştirilince, cinsellik tabulaştırınca, erkek şiddeti de olağanlaşmıştır. Dolayısıyla kadın cinayetleri çoğalmaktadır!.. Ancak kadın ve erkeğin eşit olduğu bir düzende barış sağlanabilir!.. Barış, başta demokrasi olmak üzere her şeyin ilk adımıdır!..