“Özgür Gündem okusa korkarmış!”
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Söyleyen AKP Gurup Başkanvekili... Özgür Gündem’le dayanışma nedeniyle yapılan tutuklamalarla ilgili Meclis’teki tartışmada, gazeteye terör faaliyetinden dolayı işlem başlatıldığını söylerken, Özgür Gündem’le ilgili düşüncesini de esirgemiyor: “Manşetleri okusam korkarım, öyle bir gazete!” İlginç!

İlginç; çünkü, bir süredir Türkiye’de manşetlerin korkutucu olduğu doğru ama bunun nedeni Özgür Gündem veya başka bir gazete değil. Örneğin Kürt meselesinin teröre indirgenmesinden barışın kolayca harcanmasına, terörle mücadele diye kentlerin ve halkların üzerine salınan şiddetten dokunulmazlıkların kaldırılmasına kadar korkulacak çok şey var. Bu nedenle aklı başında herkes, daha büyük badireler yaşanacağı korkusunu yaşamakta.

Bu büyük meseleyi bir yana bıraksak bile, -konu, öyle iki satırla geçiştirilecek bir konu değil- otoriterlik ve hukuk dışılık konusunda artan pervasızlık bile korkmak için yeter!

Yani, manşetler korkutucu ama hangi manşetler!

Yüksek Yargıyı Sıfırlama Hamlesi: Hazırlanan tasarıya göre, tüm Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevlerine son verilip, yerlerine yeni üyeler atanacak. Yani, 2010 Referandumunda getirilen değişiklikler ve HSYK’nın ele geçirilmesi, 2014’de Yargıtay ve Danıştay’da yeni daireler kurularak yeni atamaların yolunun bulunması iktidara yetmemiş, şimdi temelden temizleme yoluna gitmekte!

Sıfırlamanın, hukuka ve anayasaya aykırı olduğu biliniyor ama Adalet Bakanlığı –nasıl adaletse!-bunu savunurken, karşı çıkması beklenen yüksek yargı sessiz kalmakta! Yeniden atanabilmenin yolunun liyakatte değil, orada olduğunu bildiklerinden Erdoğan’ın peşinde, yurt gezisindeler!

Kayyum tedbirinin uygulanabileceği suçlar listesi genişletiliyor: Yine hazırlanan tasarıya göre “güveni kötüye kullanma, nitelikli dolandırıcılık, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (terör suçları), Sermaye Piyasası Kanunu’nun 110. maddesinde tanımlanan suçlarda” da kayyum atanabilecek.

Bunun anlamı da, “anayasal düzene karşı suçlar” gibi her yöne çekilebilecek bir tanımlama içinde istenilen her şirketin başına çorap örebilmek! İş dünyasından gelen tepkiler nedeniyle bu değişikliklerin tasarıdan çıkarıldığını gördük ama bu korkutmalarla, iş dünyasının zaten var olan sessizliğinin iyice garantiye alındığını düşünmek de mümkün.

Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye Maarif Vakfı’na devredildi: Çıkarılan Yasa’ya göre, Türkiye Maarif Vakfı, okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumları açacak, yaygın eğitim amaçlı kurslar, etüt merkezleri ve kültür merkezleri gibi tesisler ile bunların devamı sayılacak kütüphaneler, laboratuvarlar, sanat ve spor tesisleri, bakanlıkça uygun görülen eğitim amaçlı internet sitesi gibi yayın organları, yurt, pansiyon ve lojman gibi tesisler kuracak.

Türkiye Maarif Vakfı’nın kurulmasından ve teşkilatlanmasının tamamlanmasından sonra, Milli Eğitim Bakanlığının uygun gördüğü, yurt dışında kamuya ait varlıklar Bakanlar Kurulu kararıyla bedelsiz olarak vakfa devredilmesi de öngörülmekte.

Yani Milli Eğitim Bakanlığı ve yapacağı işler, artık, üyeleri iktidarca belirlenen (4’ü Cumhurbaşkanı, 3’ü Bakanlar Kurulu, diğer 5’i de bakanlıklar ve YÖK tarafından atanacak) bir vakfa emanet edilmekte!

Isparta’ da İl Emniyet Müdürlüğü tarafından, sosyal paylaşım sitesi üzerinden PKK ve FETÖ/PDY propagandası yaptığı, Türk bayrağı ve cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla 300 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.

Bursa’da, Ankara’da düzenlenen bombalı saldırıları protestolar sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği öne sürülen 25 kişiye dava açıldı.

Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin, Erol Önderoğlu, Özgür Gündem gazetesi dayanışmasına bir günlük destek verdikleri için tutuklandılar. Her üçünün de, demokrasi ve insan hakları konusunda olumlu ve haklı şöhretleri var ama bu şöhret tutuklanmalarını engellemek şöyle dursun, kışkırtmış gibi!

Örneğin İnsan Hakları Vakfı Başkanı Fincancı’nın kızı, karara şaşırmadıklarını söylüyor: “Annemin hazırladığı Cizre raporu sonrası bunu bekliyorduk. Devlet artık herkesi zincirlemeye çalışıyor.

Barış isteyen akademisyenler arasında da tutuklamalar yaşandı; işten çıkarmalar oldu. Soruşturmalar sürdüğünden daha kaç kişinin canı yanacak, bilemiyoruz. Örneğin Mersin Üniversitesi’nde 6 öğretim üyesi işten çıkarılırken, haklarında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla dava açıldı; 12 Temmuz’da duruşmaları var.

Bir de şu garipliğe bir bakın! Manisa’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde sendikalar, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve yurttaşların katılımıyla gerçekleşen yürüyüşte ’güzergaha uymadıkları’ gerekçesiyle 12 kadına ayrı ayrı bir buçuk yıldan iki yıla kadar hapis cezası verildi.

Asıl korkulacak olanlar da bu hal ve gidiş... Yani, yüksek mahkeme üyelerinin tamamının iktidarın güdümüne girdiği; ama sopayla ama havuçla yargının, üniversitenin, iş dünyasının, sendikaların sessizliklerinin satın alındığı; muktedirin canın sıkan her durumun ya hakaret ya terör propagandası sayıldığı; demokrasi, güven, istikrar ve adaletin değil, kaos, baskı, tehdit ve adaletsizliğin solunduğu bir ülkede yaşamak...

Evet, korkuyoruz. Ama Özgür Gündem’lerin, Fincancı ya da Nesin’lerin, barış isteyen akademisyenlerin varlığından değil, bunlara ZİNCİR VURMAYA ÇALIŞANLARDAN korkuyoruz!