Özgür irade ve ahlak üzerine*
18.10.2015 09:43 BİRGÜN FİKİR
Özgür iradenin olanaklı olduğunu ortaya koyduktan sonra, toplumsal bağlamda özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin ve adaletin nasıl olanaklı olduğuna dair de bir şeyler söylemek gerekir

> ÖRSAN K. ÖYMEN - Prof. Dr.

Özgür iradenin var olup olmadığı ve bu tartışmanın ahlak ile olan bağlantısı Felsefe’nin, özellikle de Ahlak Felsefesi’nin, temel konularından bir tanesidir.

Bu konudaki düşüncelerimi ana hatlarıyla şöyle özetleyebilirim:
Özgür irade olmadan ahlak olmaz. Özgür irade, ahlakın önkoşuludur. Özgür irade olmadan eylem ve seçimden söz edilemez. Özgür iradenin olmadığı yerde, eylem ve seçim değil, sadece davranış söz konusudur. Sadece davranışın olduğu yerde insan Pavlov’un köpeğine dönüşür. Yani insan, belli bir etki sonucunda belli bir tepki veren ve kendi yolunu çizemeyen bir canlıya dönüşür.

Özgür irade olmadan, sorumluluk, suç ve ceza kavramlarından da söz edilemez. Sorumluluk, suç ve ceza kavramları özgür iradeyi varsaymak zorundadır. Bu bağlamda, hukuk ve yasalar da, özgür iradeyi varsaymak zorundadır. Özgür irade varsayılmadan, siyasi ve hukuki bir sistem kurulamaz.

Ahlak, insan eylem ve seçimleriyle ilgili bir alandır. İnsanın nasıl yaşayacağı, hangi eylem ve seçimlerde bulunacağı, hangi eylem ve seçimlerden kaçınacağı, neyin iyi, neyin kötü olduğu, ahlakın temel konuları arasında yer alır. Bu nedenlerle, özgür iradenin var olup olmadığı, felsefenin temel sorunlarından birisi olmakla birlikte, yaşamsal önemde bir konudur.

Nedensellik, doğada olduğu gibi, insan ve toplum yaşamında da önemli bir unsurdur. Özgür iradenin var olmadığını savunan tez, belirlenimcilik (determinizm) olarak bilinir. Bu teze göre insanın tüm davranışları dış etkenler ve nedenler tarafından belirlenir. Özgür iradeye dayalı bir eylem ve seçimden söz edilemez.

Özgür iradenin var olduğunu savunan tez, belirlenmezcilik (indeterminizm) olarak bilinir. Bu teze göre insanın özgür iradesine dayanan eylem ve seçimleri vardır ve bu eylem ve seçimler, özgür irade dışında bir nedensellik ilkesiyle açıklanamaz ve dış etkenlerin sonucu olan davranışlara indirgenemez.

Nedensellik ilkesini reddetmeden özgür iradenin var olabileceğini savunan tez ise, bağdaşırcılık veya ılımlı belirlenimcilik olarak bilinir. Bu teze göre, özgür iradeden kaynaklanan eylem ve seçimlerin varlığı, nedensellik ilkesinin olmadığı anlamına gelmez veya nedensellik ilkesinin varlığı, özgür iradeden kaynaklanan eylem ve seçimlerin olmadığı anlamına gelmez.

Bu tezin farklı biçimleri olsa da, özetle, bu teze göre, insan her şeyi özgür iradesiyle belirleyemese de, örneğin, insan, belli bir ölçüde, coğrafi, meteorolojik, biyolojik, fizyolojik, anatomik, genetik, ekonomik, psikolojik, sosyolojik, pedagojik v.s. etkenler ve nedenler tarafından şekillense de, özgür iradesiyle, belli bir ölçüde, kendisini oluşturma ve yapılandırma potansiyeline de sahip bir varlıktır.

Bu bağlamda insan, bir kaya parçasından, bir meteordan, bir su birikintisinden, bir dalgadan, bir hava akımından, bir ağaç yaprağından ve dalından, bir toprak parçasından ve toz taneciğinden farklıdır.

Belirlenimcilik de, belirlenmezcilik de, insan gerçekliğine aykırı durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Her iki akım, insanı ve toplumu yeterince anlamamanın ve araştırmamanın, insan ve toplum üzerine derinlemesine düşünmemenin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Belirlenmezcilik, insan ve toplumla ilgili birçok bilimsel gerçeği ve nedensellik ilkesinin önemini görmezden gelirken ve bir anlamda ilkel bir iddia olarak karşımıza çıkarken, belirlenimcilik de, insanı bir kaya parçasını inceler gibi incelemekte, insan ruhunun, aklının, algısının, duygusunun, anlamasının yapısını yeterince açıklayamamaktadır.
İnsan ahlakın içine doğmuş bir varlıktır. Ahlak dışı insan bir olanaksızlıktır. Toplumun içine doğan ve toplumsal bir varlık olan insan için ahlak kaçınılmazdır.

Ahlak görelidir. Belli konularda öznelerarası bir kesişme potansiyeli her zaman var olsa da, neyin iyi, neyin kötü olduğu, kişiden kişiye göre değişir. Ancak buna rağmen herkesin bir iyi ve kötü anlayışı vardır. Kaçınılmaz olan bu ahlakın önkoşulu da, özgür iradenin varlığıdır. Ilımlı belirlenimcilik veya bağdaşırcılık çerçevesinde, özgür iradenin varlığını savunmak olanaklıdır.

Özgür irade sorununa burada noktayı koymak elbette yeterli değildir. Özgür iradenin olanaklı olduğunu ortaya koyduktan sonra, toplumsal bağlamda özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin ve adaletin nasıl olanaklı olduğuna dair de bir şeyler söylemek gerekir. Bunu da bir cümlede şöyle özetleyebiliriz: İnsanlar özgür iradeleriyle öznelerarası çerçevede sosyalizmde kesişmediği sürece, özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adaletten söz edilemez.

*Bu yazı DüşünBil Dergisi’nin 49. Sayısında Eylül-Ekim 2015’te yayınlanan “Özgür İrade ve Ahlak Üzerine Bir Manifesto” başlıklı yazımın BirGün Pazar için revize edilmiş biçimidir.