alpertasbeyoglu

Özgürleştim diyen kadınlar!

#10YearChallenge paylaşımları, ülke genelindeki 10 senelik değişimi gözler önüne serdi. Hayatının bir döneminde başörtüsü takmış kadınlar, BirGün’e saçlarını açma deneyimlerini anlattı. bunu özgürleşme olarak nitelendirdi

#10YearChallenge paylaşımları Türkiye’de 10 senede değişen önemli bir gerçeği de gözler önüne serdi. Hayatının bir döneminde başörtüsü kullanmış kadınlarla saçlarını açma deneyimlerini konuştuk. Kadınlar, bunu özgürleşme olarak nitelendirdiler. Özgürleşme serüvenini anlatan kadınlardan Emine, “Bunu yaşamayan birinin bilmesine imkân yok, çünkü her şeyden önce ailenizle karşı karşıya geliyorsunuz” diyor. Rümeysa Koral, “Ben 12 yaşında kapandım” diyor ve ekliyor: “12 yaşındaydım, nasıl bilinçli bir karar olabilir ki?”

Gazeteci Büşra Cebeci ise, şöyle konuşuyor: “Zamanında başörtüsü ile kamusal alanda var olmak bir hak çerçevesinde tartışılıyordu. Ama bugün tamamen bir makullük göstergesi…”

İşte kadınların hikâyesi…

***

Tek kişilik devrim…

Ben bunu devrim olarak niteledim. Bunu yaşamayan birisinin bilmesine imkân yok, çünkü her şeyden önce aile ve çevrenizle karşı karşıya geliyorsunuz ve bunu tek başınıza yapıyorsunuz

‘10YearChallege’ paylaşımı yapan kadınlardan biri de Emine… Emine, yaşadığını süreci şu sözlerle anlatıyor: “Bunu yaşamayan birisinin bilmesine imkân yok, çünkü her şeyden önce aile ve çevrenizle karşı karşıya geliyorsunuz ve bunu tek başınıza yapıyorsunuz.”

► 7 yaşında kapatıldın aslında… O sürece dair neler söylersin?

Annem ve babam evlendiklerinde, annemin o dönemdeki kadınlar gibi saçları çok fazla kapalı değil. Halalarım da aynı görüntüye sahipler. Ancak toplumda gittikçe artan dini söylemlerin ve fetvaların etkisi ile oldukça değişmişler. Ben 4 yaşında iken camiye, Kuran öğrenmek için gönderildim. Bu her yaz devam etti. 7 yaşıma bastığım yaz, babam başımdaki örtüyü göstererek, “Bu bir daha çıkmayacak” dedi.

► Muhafazakâr bir ortamda büyümenin, hayatında nasıl etkileri oldu? Sana dayatılan neydi?

Arkadaşlarımın saçlarının açık olması, benimse topuklarıma değen bir örtü taşımam, içime kapanmama sebep oldu. Sonra arkadaşlarımla oynamamaya başladım. Çünkü içlerinde sadece ben farklıydım. Ardından babam, 8 yaşımdayken, tişört ve pantolon giymemi de yasakladı. Artık kendimi çocuk olarak göremiyordum. 1-2 yıla kalmadan, benden yaşça çok büyük kadınlar gibi giyinmeye başladım. Ancak haliyle, onların bulunduğu kümeye de ait değildim. Bugün insanların anlamak istemedikleri şey aslında tam olarak bu… Bir insanı istemediği bir şeye, ya da bir çocuğu anlamadığı bir şeye zorladığınızda, o kişinin sosyal bir canlı olma şansını elinden almış alıyorsunuz.

► Ne değişti hayatında?

Hiçbir zaman isteyerek örtmediğim bir örtü vardı başımda. Benim savunduğum şey, çocuğun yaşına ve düzeyine göre eğitim, temel bilimlerin müfredatta daha çok yer bulduğu bir eğitimdi. Bu olayları tabii ki ayetlerle, hadislerle açıklamaya ve fikrimi değiştirmemi sağlamaya çalışanlar çoğaldıkça, açıkçası dini de sorgulamaya başladım. Fikirlerim, inandıklarım değiştikçe başörtüsü ile aramda daha fazla uçurum oluşuyordu. Başörtüsünü çıkarttıktan sonraki ilk haftalar çok zordu. Benden kısa bir süre sonra başörtüsü takan kız kardeşim de başörtüsünü çıkarınca, ailem, tüm kızgınlıklarını bana yöneltti. Babam aylarca benimle konuşmadı, annem ise sürekli tartıştı. Defalarca evden ayrılmayı düşündüm.

EVLENDİRİLMEKTEN çok KORKUYORDUM

► Şimdi de kız çocukların erken yaşta evlendirildiği, başlarının kapatıldığı bir iklimde yaşıyoruz…

Emine’nin 8 yaşındaki fotoğrafı.

Yetiştiğim coğrafyada, benim yaş grubum genellikle çok erken evlenirdi. Çocukken en büyük korkum, günün birinde benim de evlendirilmemdi. İlköğretimden mezun olduktan sonra çok az arkadaşım liseye başladı. Diğerleri bir kaç yıl içinde evlendiler. İmam hatip meselesi hem geçmişte hem de şimdi siyasi mesele olarak değerlendiriliyor. Bu okullarda okuyan öğrenciler, artık farklı dinamiklerle bu okullarda eğitim görmeyi tercih ediyorlar ya da aileleri tarafından bu okullarda okumaları isteniyor. Atama kontenjanlarındaki eşitsizlik sebebiyle diğer okullarda okuyan gençlerin de öfkesine maruz kalıyorlar.

► Sosyal medyada paylaşımlarının ardından, linçe maruz kaldın… Ne hissettin?

Paylaşımda, herhangi bir tarafı ötekileştirmemeye, kırmamaya çok dikkat ettim. Buna rağmen, “nesilleri tüketilmeli”ye varan ölçüde tehditler, küfürler, aşağılamalar ve alaylar ile karşılaştım. Bu kadar ayrıştığımızı görmek beni dehşete düşürdü.

► Son olarak, sosyal medyadaki paylaşımın senin için neden bir özgürlük mücadelesi?

Ben bunu devrim olarak niteledim. Bunu yaşamayan birisinin bilmesine imkan yok, çünkü her şeyden önce aile ve çevrenizle karşı karşıya geliyorsunuz ve bunu tek başınıza yapıyorsunuz. Üstelik bunu mini etek giymenin tecavüz sebebi sayıldığı, açıksanız ahlakınız hakkında yorumların rahatlıkla yapılabildiği bir toplumda yapıyorsunuz. Bizim mücadele etmemiz gereken ilk şey önyargılarımız. Biz iki ayrı takımın üyeleri değiliz. Biz kadınız, insanız, başka bir sıfata ihtiyacımız yok.

***

TÜM KADINLAR ŞUNU SÖYLÜYOR: Saçıma rüzgârın değmesi çok güzel

Gazeteci Büşra Cebeci, “Okula ilk defa başörtüsüz gittiğini söyleyen bir kadın, ‘Saçıma rüzgârın değmesi çok güzel’ yazmıştı. Çok etkilendim. Ben de aynı süreci yaşadım” diyor

Gazeteci Büşra Cebeci.

Büşra Cebeci, ‘Başörtüsü Mücadelesinin Değişen Yolculuğu’ ismindeki yazı dizisiyle konuyu gündeme getiren ilk gazeteci oldu. O da benzer bir süreç yaşamıştı. Hem kendi hikâyesini, hem de karşısına çıkan diğer hikâyeleri konuştuk. Cebeci, “Zamanında başörtüsü ile kamusal alanda var olmak bir hak çerçevesinde tartışılıyordu. Bugün ise tamamen bir makullük göstergesi… Tam tersi bir atmosferde yaşıyoruz. Konu artık, ‘başörtüsü serbestisi’ değil. Bugün ilkokul çocuklarını da kapsayan bir süreçten bahsediyoruz. Bunun özgürlükle en ufak bir ilişkisi olamaz” diyor.

► Öncelikle konuştuğumuz bütün kadınlar sana teşekkür ediyor. Onlara cesaret verdiğini söylüyorlar, biz de etmiş olalım. Nasıl başladı bu yazı dizisi?

Bianet’de staj yaparken başladım yazı dizisine, daha önce kendim de aynı süreci yaşadığım için problemlerin farkındaydım. Bir kere bu süreci yaşamışsan, ilk defa tanıdığın insanla saatlerle konuşabiliyorsun. Ben de başörtümü çıkarınca mesajlar almaya başladım. O zaman da kısa bir araştırma yaptım. Sadece İran’daki kadınların haberleri çıkıyordu karşıma. Google’a bakarken, ‘başörtüsünü çıkarmak günah mıdır?’, ‘istiyorum ne yapmalıyım?’, ‘başörtüsünü çıkaran ünlüler kimler?’ gibi şeyler çıktı. Daha sonra bir Facebook grubu olduğunu gördüm ve onlar arasına bir şekilde dahil oldum. İlk defa okula başörtüsüz gittiğini söyleyen bir kadın, “Saçıma rüzgârın değmesi çok güzel” yazmıştı. Çok etkilendim.

► Sen yazı dizisini “başörtüsü mücadelesinin değişen serüveni” olarak adlandırdın. Neyin değiştiğini gördün?

Facebook grubunda, saçlarına rüzgâr değdiğini söyleyen kadın, ‘eve böyle mi gideceksin’ sorusuna yanıt olarak, ‘babam beni öldürür’ yazmıştı. Tam olarak bunu görünce ‘evet’ dedim, bu haberi yapmalıyım. Çünkü biliyordum ki, bir gürültü kopmadan bu durum normalleşmez… Önce Twitter’dan duyurdum. Ve duyuruda, başörtüsü kadınların değil, erkeklerin tartışması oldu dedim. Ardından erkekler o duyuruya öyle tepkiler verdiler ki, haberde verdiğim iddiayı da doğrulamış oldum. Zamanında başörtüsü ile kamusal alanda olmak bir hak çerçevesinde tartışılıyordu. Bugün tamamen bir makullük göstergesi…

► Peki kendi sürecin?

Benim hikâyem diğer kadınların hikâyelerinden daha az dramatik geliyordu bana. O nedenle anlatmıyordum ama fark ettim ki ciddi ortaklıklarımız var. 15 yaşında kendi isteğimle örtündüm. Lisemde bir tek örtülü bendim. Babam çok dindar bir insandır. Babam beni daha çok sever diye düşündüm. 16 yaşındayken uzun pardösü giymeye başladım. Makyaj da yoktu tabii. Bol giyiniyordum. Aynaya baktığımda kendimi aynada görmemeye başladım.

GEZİ EN BÜYÜK KIRILMAM

► Kırılman nerede yaşandı?

Aslında en büyük kırılma Gezi’de yaşandı diyebilirim. Ait olduğum yer o insanların yanıydı. Üniversitede de Konya’yı kazandım. 3 yıl kadar sürdü bu süreci aşmam. Bir gün çok yakın bir arkadaşım, aradı feraceli ve çok dindar biriydi. ‘Görüşelim, ben çok sorguluyorum’ dedi. ‘Ben de sorguluyorum’ dedim, gülüştük. Başka arkadaşlarımızda vardı. Aynı durumda olan. Bir süre sonra da ben karar verdim ve başörtüsünü çıkarıdm. İlk defa kafam üşüdü. O rüzgârın hissi çok güzeldi. Anlatamam…

► Ya sonrası?

Aileme bir mektup yazdım. Anlatmayı öngördüğümden çok daha fazla şey yazmışım orada. Bitince mektup, artık aileme karşı suçluluk hissetmiyordum. 1,5 sene hiç konuşmadık. Fakat yazı dizisi çıktıktan sonra babam aradı. Üçüncü röportajdan sonra, ‘ben son paylaştığın kadının hikayesinden çok etkilendim’ dedi. Babam kendi gerçekliğiyle yüzleşti. Benim en büyük başarım da bu oldu.

***

MağduriyetLER kullanıldı

► Bu siyasi iklim yine kadınları mı etkiledi en çok?

Öyle hikâyeler dinledim ki… Başörtüsü siyah değil de desenli diye dayak yiyen kadınlarla konuştum. Eşcinsel olan bir kadın yeter ki evlendirilmeyeyim diye çarşaf giydiğini anlattı. Konu artık, ‘baş örtüsü serbestisi’ değildi. Özgürlük dediğimiz şey başka bir baskıyı mı getirdi? Bunu düşünmek gerekiyordu… Bir kere başörtüsü taktığında bu çocuk artık evlenebilir diyorsunuz! İnanabiliyor musunuz; 17 yaşında bir kız, ‘6 yıldır çıkartmaya çalışıyorum’ diyor. 28 Şubat’ta konuşulan aslında şuna dönüştü: İslamcı erkeğin iki yüzlülüğü ile karşılaşmış oldu kadınlar. Bu mağduriyet kullanıldı. Bugün tam tersi bir mağduriyet söz konusu.

***

12 yaşında kendin karar veremezsin

Rümeysa Koral 12 yaşında başörtüsü takmaya başlamış.

Rümeysa Koral da kampanyaya katılan kadınlardan. Koral, yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Ben 12 yaşında kapandım. Muhafazakar bir aileye sahibim, babam imamdı. Onlar, ‘kapan’ demeden, sürekli o çevrede yaşadığım için, kendiliğimden kapandım. Ama 12 yaşındaydım, nasıl bilinçli bir karar olabilir ki? İlk kapandığım yıl, açık giyinen herkese özeniyordum. İlk sorgulama dershaneye gittiğinde başladı.”

Koral, “Küçük yaşta kapanınca daha da içime kapandım” diyor ve ekliyor: “Okula açık, dershaneye ise başörtülü gidiyordum. Okuldan arkadaşlarım beni görmesin diye kaçıyordum. Lisede de imam hatibe gittim. Aslında hiç aklımda yoktu ama yönlendirildim. Bize lisede kapalı olduğumuz için, ‘çok önemli bir insansın’ deniyordu. Üniversite geçince tam tersi olduğunu düşündüm.”

Rümeysa, şöyle devam ediyor: “Daha sonra fark ettim ki bana öğretilen genel İslam’a çok da uygun davranmıyordum. Bir şey yaşandığımda İslam’a uygun mu değil mi diye bakmıyordum. Olması gerekenin bu olduğu söylendiğinde ilk kırılmayı yaşadım. Daha sonra bulunduğun ortama ait hissetmediğini gördüm. Annem çok üzüldüğü ve kızdığı için evden kapalı çıkıp apartmanda kapanıyordum. Okula kapalı gidiyordum. Bu ciddi olarak zor bir süreçti. Neredeyse kimlik bunalımı diyebilirim. İlk açıldığımda İslam ile ilgili hiçbir sorunum yoktu. Ama ardından, insanlar kötü yola düşeceksin denilince oldukça soğuyorsun.”

Rümeysa Koral Twitter’daki 10YearChallenge kampanyasında bu fotoğrafı paylaştı.

‘ÇOCUK, DİN GİBİ SOYUT BİR KAVRAMI KAVRAYAMAZ’

Koral’a göre, 4-5 yaşından itibaren dini bilgiye maruz kalmak oldukça olumsuz bir gelişme. Bunu şöyle açıklıyor: “Küçük bir çocuğun din gibi soyut bir kavramı kavrayabilmesi mümkün değil, illa öğrenilecekse ancak ilerleyen yaşlarda kendi isteği ile öğrenilmesi gerekir. Ben mutlu hissetmiyordum. Ve mutlu hissetmek istedim. Mutlu hissetmeyi istemekten daha büyük bir özgürlük olabilir mi?”

Rümeysa Koral, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Lisede laikliği çok kötü ve İslam’a aykırı bir şey olarak düşünüyordum ama inanın şimdi bu böyle değil. Pozitif yaklaşıyorum artık. Kafamıza taktığımız şey bir siyasi araç haline geldi, kullanıldı. Baş örtülü olduğum zaman şunu düşüyordum bunun üzerine çok konuşan İslamcı erkeklerin bedel ödediğini düşünmüyorum. Kadınlar ister başörtülü ister başörtüsüz olsun kazanılmış hakları için mücadele ediyor. Zaten bizde olan hakları sürekli bir şekilde yeniden kazanmaya çalışıyoruz. Kadınların genel olarak, en büyük öfkesi bu.”

BİZİ TAKİP EDİN

359,930BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,830TakipçiTakip Et
7,819AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL