-Reklam-
Anasayfa KÜLTÜR SANAT Özyönetim herkese ve her topluma lazım!

Özyönetim herkese ve her topluma lazım!

AYSEL SAĞIR

İçinden geçilen zaman tünelinin sonunda özyönetim kaçınılmaz gözüküyor. Zira özyönetim, gerçek bir demokrasinin olmazsa olmaz en temel noktalarından biri olarak bugün açığa çıkmış bulunuyor. Ancak özyönetim, gelişmiş bir ekonomik, sosyal, kültürel bir yapı gerektiriyor. Yani, yaşadığımız topraklarda tehlikeli bir argüman haline getirilmiş bulunan özyönetim, hiç de öyle dar bir zihniyetin içinden çıkacağı, tanımlayacağı boyutta bir şey değil.

Caner Sancaktar, Özyönetim Düşüncesi adlı çalışmasıyla buna bir hayli açıklama getirmiş. Söz konusu olguyu, siyasal, tarihsel bağlama yerleştirerek inceleyen Sancaktar, -bugünlerde bir takım kesimlerin küfür gibi dile getirdiği- özyönetimin her toplum, her ülke ve insan için varılacak en gelişmiş model olduğuyla ilgili çok önemli bir saptama(lar) yapmış. Bu saptamayı ise, toplumların ve yönetimlerin gelişim evrelerini takip ederek gerçekleştiren yazar, insanlık için var olduğu halde üstü örtülen bir ufku okuyucularıyla paylaşıyor.

Özel mülkiyet, kapitalist ekonomi…

Ancak tam da, burada nedir özyönetim, diye sormak gerekiyor. İçinde yaşadığımız çağın kaçınılmaz sonuçlarından biri olarak kendini dayatan özyönetim uygulamalarına dair birçok örnek bulunuyor. Yani söz konusu olan, hayata geçtiği için -Yugoslavya- sonuçları hakkında rahatlıkla yorum yapabileceğimiz somut örneklerinin var olduğu bir yönetim biçimi ve zamanı geldiğinde de derhal uygulanmayı gerektiriyor. Özyönetim düşüncesinin kökeninde ne olduğuna gelince, “insanın özgürleşmesini engelleyen dört temel unsurun eleştirilmesi ve yadsınması” gerektiği üzerinde duruyor Sancaktar. Ve şöyle devam ediyor; “Liberal temsili demokrasi, özel mülkiyet, kapitalist ekonomi ve devlet. Dolayısıyla özyönetim düşüncesi, liberal temsili demokrasinin, özel mülkiyetin, kapitalist ekonominin ve devletin eleştirisi ve yadsınmasıdır. Özyönetimsel toplum ise; liberal temsili demokrasiyi, özel mülkiyeti, kapitalist ekonomiyi ve devleti yadsıyan ve aşan bir toplumdur…”

Ancak bireysel, toplumsal, ekonomik ve siyasal dört ayak üzerinde şekillenen özyönetim, bunlardan birisi olmadığı taktirde yerine tam olarak oturamıyor. Zira özyönetim şu temellere dayanıyor; “ekonominin demokratik biçimde emekçiler tarafından yönetilmesi, sömürü ilişkilerinin sona erdirilmesi, toplumsal sınıfların, özel mülkiyetin ve devlet aygıtının süreç içinde yok olması ve böylece kendi kendini örgütleyip yönetebilen bir toplumun kurulması ve nihayet; her türlü sömürü ve baskıdan kurularak ve karar alma süreçlerine katılarak insanın özgürleşmesi…”

Özyönetimin baskıcı sistem karşıtı bir model olduğunu, tüm dünyanın ve insanlığın üzerine bir heyula gibi çöken kapitalizmden kurtulmanın da bir yolu olarak öne çıktığını söylemeye gerek yok. Özyönetim bu yüzden, tüm baskıcı, sömürücü… modellere karşı bir panzehir özelliği taşıyor. Kapitalizme karşıt kurulan yapıların da, bir önceki sistemi aratmayacak süreç izlediği biliniyor. Yugoslavya ise bu duruma bir örnek teşkil ediyor. Sancaktar’ın çalışmasını Yugoslavya’daki özyönetim sürecine dayandırarak temellendirmesi bu yüzden çok anlamlı bir yerde duruyor.

Yugoslavya ve sosyalist özyönetim

Özyönetim konusu da zaten Yugoslavya (1950) ile birlikte başlıyor. Yugoslavya bu modeli hayata geçirmeden önce, bu konunun akademik ve siyasal çevrelerin zihninde yer almadığının altını çizmekte yarar var. Yugoslavya SSCB bürokratizmine özyönetimle cevap verdiğinde; söz konusu çevreler de henüz, “kapitalizm-sosyalizm” ve “liberalizm-devletçilik” tartışmalarının içinde debeleniyor. Şöyle ki; “Yugoslavya Komünistler Birliği (YKB) ve Yugoslovya Anayasası, bu yeni modeli ‘Sosyalist Özyönetim (Socijalisticki Samoupravljanje)’ olarak tanımladı. Yeni ‘Yugoslavya modeli’, 1950-1980 döneminde önemli ölçüde ekonomik ve toplumsal gelişme kaydetti. Ayrıca aynı otuz yıl içinde ‘Yugoslav sosyalist özyönetim modeli’ hem ‘liberal temsili demokrasi’ye hem de ‘devletçi SSCB modeli’ne karşı yeni bir ‘alternatif model’ haline geldi. Çoğu akademisyen bu neden Yugoslavya’yı ‘Üçüncü Yol’ olarak adlandırdı. Böylece 1950’lerle birlikte hem akademik hem de siyasal çevrelerde özyönetim konusu gündeme geldi, özyönetim üzerine yeni tartışmalar ve akademik çalışmalar hız kazandı…”

Tabii, Yugoslavya’nın özyönetimi hayata geçirilirken Marx’ın referans alındığını, onun tezlerini analiz ederek bu sonuca varıldığını özellikle belirtmekte fayda var. Başkan Tito, Yugoslavya’da sosyalist özyönetim uygulamasıyla ilgili 26 Haziran 1950 tarihinde şunları söyler; “ sosyalizme giden yolumuz, Marksist bilimin verili aşamaya, ülkemizde var olan özel koşullara mümkün olan en yakın uyum ile uygulanmasına dayanır. Bizim için bu bölüm bir dogma değildir fakat bir liderlik aracıdır… Yaptığımız her şeye bu bilimin ruhunu koymaya çalışıyoruz çünkü bunun doğru olduğunu derinden düşünüyoruz… Her ne bahane altında olursa olsun, bu prensiplerden herhangi bir uzaklaşma, sadece işçi sınıfına değil tüm insanlığa ihanet etmek anlamına gelecektir.”

Kapitalizmin tüm baskıcı, yok edici yüzüyle karşımıza geçip bizimle oynadığı şu günlerde, -önce kendimizden başlayarak- yeni bir dünya adına özyönetime kafa yormak gerekiyor. Üstelik özyönetimin, -üçüncü bir yol olarak- hayattaki örnekleri de bulunuyorken, neden olmasın!

ÖZYÖNETİM DÜŞÜNCESİ
Yazar: Caner Sancaktar
Yayınevi: Ayrıntı, 2015

- Reklam -

SON HABERLER

Mardin’de tarihi yapılar yağmurdan yıkıldı

Mardin'de bu yıl mevsim normallerinin üzerinde yağmur yağması sel baskınlarının yanında tarihi...

Sri Lanka’daki saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 310’a yükseldi

Sri Lanka’da Paskalya gününde kilise ve otelleri hedef alan saldırılarda hayatını kaybedenlerin...

Afyonkarahisar’da hamile tilkiyi öldürdüler

Afyonkarahisar'da silahla vurulan gebe tilki tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Kılıçdaroğlu’na saldıranlara destek olan okul müdürüne büyük tepki: Çocuklarımız bu zihniyete teslim edildi

İzmir'de Çiğli Selim Diniz İlkokulu Müdürü Ayşe Çevil'in, CHP Genel Başkanı Kemal...

Tarantino, “Once Upon A Time In Hollywood” karakterlerini anlattı

Quentin Tarantino, Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt’i aynı filmde buluşturan "Once Upon...

İmamoğlu ve Yavaş koltuklarını çocuklara bıraktı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 23...

Sri Lanka Savunma Bakanı: Saldırılar Yeni Zelanda’nın misillemesi

Sri Lanka Savunma Bakanı, kilise ve otelleri hedef alan bombalı saldırıların Yeni...

Yeni IRA: Gazeteci McKee’inin öldürülmesinin sorumluluğunu üstleniyoruz, özür dileriz

Kuzey İrlanda'da Yeni IRA örgütü, Perşembe günü gazeteci Lyra McKee'inin öldürülmesinin sorumluluğunu...

“Protesto hakkı anayasal koruma altındaysa Cumartesi Anneleri’nin bu hakları neden engelleniyor?”

Kayıp yakınlarını aramak için her cumartesi basın açıklaması yapan ve bir süredir...

HEPAR siyasi faaliyetlerini durdurdu

Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) siyasi faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

Sonraki haber