Pahalılaşan, ucuzlayan döviz
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Otuz yıl öncesine kadar, döviz fiyatlar, yapay olarak düşük tutulurdu. O tarihlerde ithalat kotalarla ve yüksek gümrük tarifeleriyle denetlenir;

Otuz yıl öncesine kadar, döviz fiyatlar, yapay olarak düşük tutulurdu. O tarihlerde ithalat kotalarla ve yüksek gümrük tarifeleriyle denetlenir; “gereksiz, lüks” görülen ithalat kısıtlanır; ithal edilen sanayinin temel girdileri ve yatırım malları ise düşük döviz fiyatları sayesinde ucuz tutulur; sanayileşme böylece desteklenmiş olurdu.
24 Ocak/12 Eylül/Turgut Özal devrinde IMF’nin “önce devalüasyon, sonra ithalatın serbestleştirilmesi” reçetesi benimsendi; “ihracat önceliği” stratejik bir hedef oldu. Döviz fiyatlarının enflasyonun gerisinde seyretmemesi; hatta giderek onu aşması büyük önem taşıdı. Böylece reel olarak pahalılaşan dolar, ihracatı çekici hale getiriyor; ithalatı caydırıyordu.
1989’da sermaye hareketleri serbestleştirildi. Artık döviz (dolar) fiyatlarını, ithalat, ihracat ile dış ticaret açığını kapatmada kullanılan dış borçlanma değil; bunlardan bağımsızlaşan sermaye hareketleri belirliyordu. “itibarlı” görülen ülkelerde, dış kaynak girişleri, cari işlem açığını fazlasıyla aştı; rezerv birikimine ve yerli burjuvazinin dışarıya sermaye aktarmasına imkân verecek boyutlara ulaştı. Böylece, “işler yolunda giderken” dolar ucuzladı; yani enflasyonun gerisinde seyretti. Dış spekülatörlere dolar üzerinden yüzde 40’lara ulaşan getiri sağlayan bir dönem böyle başladı.
Bu ortam, finansal krizleri de gündeme getirdi. Sermaye hareketlerinde kesintiler patlak verince, “ucuzlayan döviz süreci” tersine döndü. Kriz ortamında döviz fiyatları hızla yükseldi ve önce bankalarda, sonra reel sektörde çöküntülere yol açtı. Kriz son bulduğunda dış kaynak girişleri canlanır; döviz tekrar ucuzlamaya başlar; finansal çevrimin yükseliş aşamasına geçilir; “geçmişe dönüş” gerçekleşir. 1994, 2001 krizlerini ve sonrasını hatırlayınız.
• • •
2008-2009 krizinin öncesinde, içinde ve sonrasında da aynı süreci izlemekteyiz. Ancak, ülkeler arasında önemli farklılıklarla… Kısaca gözden geçirelim: Kriz öncesinin son “normal” ayını Ağustos 2008 olarak belirliyoruz. Her ay gerileyen sermaye hareketleri sonunda Şubat 2009’da krizin “dip noktası”na ulaşıldı. Dış kaynak girişleri sonraki aylarda artmaya başladı; ama Ekim 2009’a kadar bir yıl öncesinin gerisinde seyretti. Bu tarih, krizin “bitim noktası” olarak tanımlanabilir.
Türkiye’ye bakarak belirlenen bu üç tarihi, tüm çevre ekonomileri için geçerli sayarsak fazla hata yapmayız. En büyük yirmi çevre ekonomisinde dolar fiyatlarındaki hareketler izlendiğinde, (Ağustos 2008=100 alınarak) krizden en olumsuz etkilenen yedi ülkeye ait bulgular Tablo 1’de yer alıyor.
Ödemeler dengesine ait karşılaştırılabilir veriler yoksa, kriz ortamında dolar fiyatındaki tırmanış hızı, ülkeye dönük dış kaynak hareketlerindeki bozulmanın bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Tabloya bu açıdan bakalım: Krizin ilk altı ayında en olumsuz etkilenen yedi ülkeden beşinin (Polonya, Meksika, Macaristan, Romanya ve Türkiye’nin) bu dönemde IMF’nin kapısını da çalmış oldukları hatırlatılmalıdır. Brezilya ve Kore’nin ise bu dalgayı hafif atlattıkları, krizin bitim tarihine gelindiğine buralardaki dolar fiyatlarının kriz öncesine yaklaşmış olduğundan anlaşılıyor.
Buna karşılık Çin, Malezya, Tayland gibi sıcak para hareketlerine bağımlı olmayan Asya ekonomilerinde döviz fiyatları, kriz ayları boyunca pek değişmemiştir.
• • •
Kriz ortamı son bulduğunda sermaye girişleri canlanır; döviz fiyatları aşağı çekilir; “ucuz dolar” dönemine belli ölçülerde dönülür. Döviz kurlarındaki ucuzlama oranları, dış kaynak hareketlerinin canlanma temposunun da bir göstergesi olur. Tablo 2, krizin bitimini izleyen sekiz ay içinde büyük çevre ekonomileri içinde, reel döviz kurları en fazla ucuzlayan yedi ülkeyi veriyor. Burada, önceki tablodaki gibi dövizin (doların) nominal fiyatlarındaki değişmeyle yetinmedik. Her ülke için, dış ticaretin bileşimini temsil eden bir döviz sepetini kullanan; iç ve (“ticaret ortakları”na ait) dış enflasyon oranları arasındaki farkı da dikkate alan (ve Bank of International Settlements tarafından hesaplanan) bir “reel efektif döviz kuru” kullanılmaktadır.
Önceki tablo, dış kaynak hareketleri bakımından krizden etkilenmeyi temsil eden bir olumsuzluk göstergesini içeriyordu. ikinci tablo ise, aynı etkenler açısından krizden çıkışın boyutlarını ortaya koyuyor.
Her iki tabloda da yer alan (yani krizden hem en sert etkilenen; hem de dış koşulları en hızlı düzelen) iki ülke Türkiye ve Meksika’dır. Diğerleri, krizin başlangıcını hafif atlatmış; “çıkış” aşamasının olumlu koşullarından yararlanmışlardır. Ve (Güney Afrika dışında) hepsi, dış açık sorunları taşımayan ekonomilerdir. Dövizdeki ucuzlamaya yol açan yüksek dış kaynak girişlerine fazla gereksinimleri yoktur. Bu nedenle bu durumdaki bazı ülkeler (Endonezya, G.Kore ve Brezilya) kriz sonrasında sıcak para girişlerini kısıtlayan önlemlere başvurmuşlardır.
Meksika ve özellikle Türkiye ise, yüksek ve artan cari açık sorunları kronikleşen ekonomilerdir. Ucuzlayan döviz, dış açığı yeni baştan pompalamakta; 2008 öncesinin sorunları aynen gündeme gelmektedir.
Bu anlamdaki “geçmişin tekrarı”, kırılganlığı da tekrarlayan bir canlanma anlamına geliyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız