Panoptikon ve metafor
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

Panoptikon, İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın 1785’de tasarlamış olduğu hapishane inşa modeli. Tasarımın konsepti, birkaç katlık tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kurulu ve gözetlemeye izin veriyor. Halkanın ortasında mahpuslardan tamamen saklanmış konumdaki gözlemcilerin kaldığı bir nöbet kulesi var. Panoptikon’un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindekine saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketini izleme olanağı sağlaması. Bentham’a göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen, ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun, her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği yok. Böylece mahkûm bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacak.

Bugünkü iktidar halkın yeme, içme ve sevişme alışkanlıklarına karışıyor. Hatırlanacaktır “Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı” vardı. Bu kapsamda ırk, etnik köken, siyasi düşünce, din, mezhep, dernek, sendika üyeliği yanında sağlık ve cinsel hayatla ilgili veriler de toplanacaktı. İktidar çocukları tutukluyor, hak talebinde bulunanlara şiddet uyguluyor, özgürlük alanlarını yok ediyor. ‘Kişisel verileri koruma’nın diğer adı fişleme. İktidar bu işleri yaparken garip bir dil kullanıyor. Bu dil çoğunlukla metaforlara dayanıyor. Metaforun bir iktidar dili olduğunu ileri süren birçok düşünür var.

Örneğin ‘beden metaforu’. Thomas Lemke’in Biyopolitika’da belirttiği gibi bedenlerin disiplin altına alınması, nüfusun düzenlenmesi (üç çocuk gibi) Nasyonal Sosyalizm’in de temel stratejilerinden biri. Yaygın şekilde kullanılan ‘halkın bedeni’ metaforu o zamanlar otoriter, hiyerarşik bir biçimde yapılanmış ve ırksal açıdan homojen bir topluluğu işaret ediyordu.

Metafor, ilgi veya benzetme sonucu anlatımı daha etkili kılmak ve söze canlılık, güçlülük, kazandırmak amacıyla yapılıyor. Düşünce sisteminin bir parçası olan metafor başta edebiyat olmak üzere sanatın birçok dalında kullanılmakta. İktidarın dilinde ise metafor, özel bir üst dil olarak kurgulanıyor. Michael Ryan ve Douglas Kellner ‘Politik Kamera’ kitabında, “Metafor, o olmadan da ayakta tutulabilecek bir iktidar yapısına eklemlenen bir yardımcı unsurdan ibaret değildir. İktidar, metafordan, yani bire bir anlamıyla nesnenin yerine ideal bir anlam yerleştiren yaygın kültürel ikameden ayrı olamaz... sistemin güvenirliğine teslim olmak aynı zamanda ona inanmayı gerektirir, başat metaforları ve anlamlarını kabullenmeyi, ideolojik temsillerini içselleştirmeyi şart koşar” diyor.

Sistemi idealize ettikleri ve sistemin adilliğine inanç duyulmasını sağladıkları için ideolojik nitelik taşıyan metaforlar gerekiyor. Çünkü eğer sömürülenler metaforik versiyon yerine bire bir olana inanırsa -üst sınıfın güzel şeyleri hak eden üstün varlıklar değil(!) serveti tekellerine almış leş yiyiciler olduğu ortaya çıkacak, sistem olduğu gibi çökecektir ya da varlığını idame ettirebilmek için zora başvurmak zorunda kalacaktır. Ekonomik ve politik sistem, herkesin herşey olduğundan başka türlüymüş gibi davranmasına dayanır. İktidar dilinde özgürlük, başarı ve kariyer gibi metaforlar bir burjuva idealleştirmesidir. Söz konusu metaforların örttüğü gerçeklik; aslında rüşvetçiliktir, açgözlülüktür, sömürüdür.

Foucault’un Panoptikon kavramıyla iktidarların kontrol mekanizmalarını nasıl geliştirdiği bilgisinin altını çizmekte yarar var. Denetim mekanizmasını daha iyi anlatmak için Bantham’ın Panoptikon hapishanesi metaforunu kullanan Foucault, fişlemenin bugün geldiği boyutu da anlatıyor bir bakıma. Bugünkü durumda, Panoptikon hapishanesinin yerini alan şeyin enformasyon teknolojisi olduğunu söylemeye gerek yok.

Günümüz sanatında ise, nesnel gerçekliğin kurgulanmasında bilinen temsili sembol ya da simgelerin yerini, sanatçının özel biçimsel metaforları aldı. Örneğin, sürrealizmin günümüz denemelerinde, içeriği güçlendirilememiş, sembol yüklü, sözde metafor barındıran, tekniği belli, ancak bir anlamda kitch örneklerine rastlamaktayız.