-Reklam-
Anasayfa KÜLTÜR SANAT Paraşütsüz atlamak lazım bazen

Paraşütsüz atlamak lazım bazen

Bruce Dickinson, çocukluğumda heavy metal’i bizim nesle sevdiren gruplardan Iron Maiden’in solisti. Fear Of The Dark albümü ile başladı sevgimiz sonra hızla diğer albümlere geçtik. Grubun, hiçbir zaman hayran olmadım ama genel olarak bir sevgi besledim; neticede ilk sevdiklerimizdendir. Özellikle de solist olarak Bruce Dickinson öncesi dönemi yani Paul Di’Anno’nun liderliğindeki haline (ilk iki albüm) bayılırım. Bruce Dickinson’la grup başka bir lige çıkmıştı. Sevsek de grup, punk soslu müzikleriyle dünya liginde anca büyük saygı duyulan bir grup olarak kalırdı. Bruce Dickinson’ın ses rengi, şarkıları ve en önemlisi ticari zekası göz önünde bulundurulduğunda doğru bir hareketti gruba dahil olması. Bunlarla birlikte hâlâ ilk iki albüm olan Iron Maiden ve Killers baş tacımdır, o ayrı. Neyse şimdi çoğu metalcinin bildiği şeyleri geçip Dickinson’un İstanbul çıkartmasını biraz irdeleyelim. Dickinson, Brand Week 2017 kapsamında Zorlu PSM’de “Müşteriden Hayran Yaratmak” başlıklı bir konuşma yaptı.


Genel olarak biraz eski kafalı metalciyimdir. Zihniyet anlamında da müzikal anlamında da. Yeni ve modern metal albümlerini olabildiğince yakından takip etsem de genellikle aşırı modern bir sound duyunca, miks anlamında pırıl pırıl soundlu bir albümle karşılaşınca yüzümü ekşitirim. Zihniyet konusunda da -endüstri ve sektör kavramlarını unutmadan- müzik ve iş insanlığı başlıklarını yan yana görünce aralarına girip “Siz kardeş değilsiniz, lütfen ayrılın” diyerek aralarını bozasım gelir. Metal camiasında 3-4 tane böyle zekası metalcilikle birlikte para kazanmayı çok iyi bilen birkaç ilginç karakter vardır. Müziklerine bayılsam da -serçe ve işaret parmağıyla yapılan boynuz metal işaretine marka tescili almaya çalışan – can sıkıcı bir karakter olan Kiss kurucusu Gene Simmons, Metallica davulcusu Lars Ulrich ve Iron Maiden solisti Bruce Dickinson’dır. Özellikle Lars olmasaydı Metallica, Gene olmasaydı da Kiss bu kadar büyüyemezdi. Bruce biraz daha grupla birlikte kendi markasına ağırlık veren bir şahsiyet oldu hep. Bir metal solistinin Airbus kullanmayı bilmesi filan gerçekten akla zarar bir fikir geliyor bana hâlâ durup düşününce. Adam koskoca grubu kendisi uçurdu kıtalar arası.

Iron Maiden’i kaç kez izlediysem hepsinde Bruce Dickinson’ın sahne ve seyirci hakimiyetine şapka çıkarttım. Brand Week konuşması kendisine daha fazla sempati duymamı sağladı. Genel olarak bir fikrin kendisine nasıl geldiğini, nasıl içinde büyüdüğünü ve harekete geçtiğini anlattı. İnsan içinden geçiriyor tabii, o kadar para ve imkan bende de olsa ben de hayata geçiririm pek çok fikrimi diye. Neyse, konuşmanın ana fikri müşteri değil hayran kitlesi yaratmanın önemiydi. Kimse kusura bakmasın ana akım müzik sektörü için hepimiz birer müşteriyiz. Pek çok grup gibi Iron Maiden da sayısız tişört, bira bardağı, birası, ıvırı zıvırını satıyor. Albümleri, renkli plakları, şişe açacakları filan…. Bunları satın alıyoruz, plaklar toplayıp, CD koleksiyonları yaptık, yapıyoruz. Grup tişörtlerini hayran olarak aldık ama neticede ciddi para harcayan müşterileriz. Dickinson, futbol hayranları nasıl sonsuza kadar yenilse de o takımın takipçisi olursa gruplar için de bu geçerlidir diyor. O iş pek öyle değil. Zamanında hayranı olduğum sonradan üst üste rezalet albümlerle kariyerini tükettiği için yüzüne bakmadığım pek çok grup var hayatımda. Ünlü solistin haklı olduğu bir durumsa kitap yayıncılarının müzik sektörüne göre dijitale sırt çevirip dijital indirenleri suçlu gibi görmesinin müzik sektörünü zora soktuğuydu. Kitap almak hâlâ havalıyken CD’ler maalesef böyle görülmüyor. Plaksa ayrı bir tartışma konusu. Kısacası bazı noktalarına hiç katılmasam da Bruce Dickinson, gayet sevimli bir konuşma yaptı. Hitabeti yerli yerinde, parti kursa oy toplar. Hayranlar hakkında söylediği şeylerde çok haklı. “Müşteri yürür gider ama hayran sabittir, orada kalır.”


Konuşmanın en sevdiğim kısımlarından biri ise sondaki soru-cevap bölümünde azılı Maiden fanlarından arkadaşımız Çağlar Necelik’in Maiden’den ayrıldığı süre zarfında kişilik olarak nasıl geliştiği minvalinde sorduğu sorusuna verdiği cevapta gizliydi: “Bazen konfor alanından çıkıp kapasiteni algılaman lazım.” Paraşütsüz atlayıp neler yapabildiğini görmen lazım. Birileri sürekli seni pohpohlarken bazı şeyleri anlaman çok zordur. O alandan çıkıp kendini anlaman lazım.”

- Reklam -

SON HABERLER

Ayinesi iştir kişinin ‘Demiri soğutalım’ demesine bakılmaz

TBMM Genel Kurulu, Meclis’in açılışının 99. yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal...

İbre Babacan’dan yana

AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde Ankara, İstanbul ve İzmir’in de aralarında olduğu...

Umutlarını kararttılar

BERRAK GÜNGÖR23 Nisan’da bir televizyon kanalının canlı...

Çubuk’tan sonra YSK’den önce

Seçim hengâmesinde pek konuşulmadı ama başka bir seçim sürecinin, yani 7 Haziran’dan...

Güven…

Güvende hissedeceğimiz sosyal ilişkiler, kurumsal yapılar ve güvenceler arıyoruz hepimiz. Bireysel değil...

Kıyamet özel

Kıyamet birden gelecek sanıyorsunuz ama kıyamet çoktan geldi.Atmosfer...

Başakşehir son düzlükte teklemeye başladı

Haftanın açılış karşılaşmasından kazanan çıkmadı. Deplasmanda galibiyete yakın bir oyun ortaya koyan...

Son büyük tabu

Korku ya da gizem filmlerinde vardır, bir aile ücra bir kasabaya taşınır....

Erdokrasi

Tanıma gerek var mı?

Sanatçılardan #LinçGirişiminiKınıyoruz açıklaması

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun asker cenazesinde uğradığı saldırıya oyuncular, yazarlar, sanatçılar...

Sonraki haber