Parlamenter rejimi işler kılmak için...
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Öncelikle şu belirtilmeli: Parlamenter veya başkanlık, meclis hükümeti veya yarı-başkanlık, hangisi olursa olsun, belli asgari ortak özellikleri yansıtması ölçüsünde demokratik olabilir ancak. Ortak payda için yasama organının seçimle oluşmasının ötesinde, yargı bağımsızlığı ekseninde anayasal denge ve denetim düzeneklerinin varlığı ve işletilmesi belirleyici.

Katılım ve müzakere, saydamlık ve hesap verebilirlik, denge ve denetim düzeneği bütününde iktidarı hukuken çerçeveleme ve sınırlama ereğinde anlam kazanır. Dahası, demokratik rejimin özü, hak ve özgürlükler güvencesinde düğümlenir.

Türkiye’de demokrasiyi işler kılmaya yönelik çözüm önerileri, parlamento ekseninde üç düzlemde somutlaştırılabilir: Yasama organının kendisi, yasamaya giden yollar ve yasama-ötesi kurumlar.

1.- Parlamento, müzakere, yasama ve denetim organı olarak, görev ve yetkilerini özerk bir biçimde kullanabileceği bir düzenleme ve yapıya  kavuşturulmalı. Tek veya çift meclis, ayrıca tartışılabilir.

• Öncelikle, Bakanlar Kurulu’nda yer alan üyeler, yasama faaliyetinden çekilmeli; yasama girişiminde, tasarıdan çok yasa önerisine işlerlik kazandırılmalı; dahası, halk girişimi de öngörülmeli.

• Sonra, TBMM üyelerinin ayrıcalıklı statüsü makul bir eşiğe çekilmeli. Başka bir deyişle, milletvekili olmanın çekiciliği, Avrupada’ki benzerlerinin sahip olmadığı hukuki/cezai ve mali üçlüden oluşan ve istismara açık olan ayrıcalıklı statüden kaynaklanmamalı.

•Nihayet, TBMM’nin hükümeti denetleme yolları, göstermelik olmaktan çıkarılmalı.

2.- TBMM’ye giden yollar, hak ve özgürlükler, siyasal partiler ve seçimler olmak üzere üç düzlemde demokratikleştirilmeli.

Düşünce, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri güvence altına alınmalı; iktidar yanlısı fikirler kadar karşıtı olanlar da savunulabilmeli.  (Bu özgürlükler halkası, demokratik toplumun ana dokusu ve çimentosu olarak görülmeli).

Siyasal partiler yasasından gerek genel anlamda yasaklayıcı hükümler, gerekse partilerin demokratik yapıya kavuşmasını engelleyici hükümler ayıklanmalı,

• Seçim yasasından öncelikle  % 10 baraj çıkarılmalı; aday belirleme yöntemleri demokratikleştirilmeli, seçim bölgeleri makul bir büyüklükle sınırlanmalı.

3.- Yasama-ötesi kurumlar, üç kategoride toplanabilir.

Yasamayı denetleyen kurumlar: Anayasa yargısı ve Sayıştay, hukuk devleti ve demokratik hesap verebilirlik kurumları olarak güçlendirilmeli. Anayasa Mahkemesi’ne, -en azından belli işlemler üzerinde- yürürlüğe girmeden  önce denetim yetkisi tanınmalı; Sayıştay’ın TBMM adına denetim ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisi ve  kesin hesap kanunu üzerinde uygunluk bildirimi, göstermelik olmaktan çıkarılarak yargısal niteliğe kavuşturulmalı.

Yasama önünde sorumlu kurum olarak Hükümet: tek parti hükümeti kadar koalisyon hükümetinin demokrasinin bir gereği olduğu kabul edilmeli. Koalisyon hükümeti,  özellikle Türkiye gibi çatışmacı kültürün ve çoğunlukçu zihniyetin geçerli olduğu siyasal yapıların belirgin olduğu toplumlarda uzlaşma geleneğini yaratıcı bir işlev görebilir. Koalisyon hükümeti, devlet yönetiminde hukuku ve liyakati geçerli kılmanın da bir aracı olabilir.

Yasama, yürütme ve yargı  dışındaki kuruluşlar da, üç düzlemde ele alınabilir: üniversiteler, özerk ve uzman birimler, adem-i merkeziyet kuruluşları.

Yükseköğretim kurumları, nitelikli eğitim-öğretim, bilim ve araştırma özgürlüğü ereğinde yeniden düzenlenmeli, yürütmenin güdümünden kurtarılmalı.

Uzman ve özerk kuruluşlar, idari hiyerarşi dışında, amaçları doğrultusunda bağımsız statülü birimler şeklinde düzenlenmeli.

Adem-i merkeziyet kuruluşları, “demokrasi, yerel ortak hizmetlerin etkililiği ve iktisadi verimlilik” bakımından yeniden yapılandırılırken, merkezi iktidar için fren ve denge işlevleri yönünden de pekiştirilmeli.

Türkiye’nin anayasal-siyasal düzenine ilişkin olarak yapılan bu öneriler, aynı zamanda Anayasa tartışmasının belli başlı yön ve öğeleri olarak görülebilir. Kuşkusuz, “eşitlik, yurttaşlık ve laiklik” üçlüsünün anayasal tartışmanın öncülü olduğunu ve, “egemenlik” kavramını siyasal maskeden arındırma gereğini unutmamak kaydıyla.