Anasayfa BİRGÜN PAZAR Parti oturum açtı

Parti oturum açtı

Dünya çapında yeni “dijital partilerin” doğuşu net olarak gösteriyor ki, partilerin modası geçmemiş, parti demokrasisi ise yeni formuna kavuşuyor

CHRIS MAISANO

Onlarca yıllık reddedilişin ardından, sol partiler Rönesans dönemlerini yaşıyor. Fakat işçi sınıfının toplumsal kökenlerine bir adanmaları olmadıkça, 21. Yüzyılın bu “dijital partilerinin” de öncekileri gibi kaybolup gitmeleri kaçınılmaz olur.

Peter Mair, vefatının ardından 2011’de çıkan kitabı Ruling the Void’e (Boşluğu Yönetmek) küt bir deklarasyonla başlıyordu; “parti demokrasisi çağı sona ermiştir.” Parti formu hiçbir şekilde kaybolmamış olsa da, Mair geleneksel partilerin demokratik siyasetleri artık bilindik şekilde örgütleme ve ayakta tutma kabiliyetinde olmadığını iddia ediyordu.

Uzun bir zaman için, Mair’in umutsuz tespiti tutarlı gözüküyordu. Neoliberal çağda, gelişmiş kapitalist dünyanın partileri toplumsal tabandan kopuk durumdaydı. Sağ ve sol partiler arasındaki ayrım ortak neoliberal hedefler doğrultusunda buluşuldukça bulanıklaşmıştı. Parti üyeleri listelerden çıkmış, seçmenler sandığa gitmemiş ve seçimler PR danışmanlarına, medya maymunlarına ve demagoglara kalmıştı. Eğer başarısızlığın resmini arıyorsanız, Berlusconi’nin çirkin çirkin sırıttığı fotoğrafa sonsuza kadar bakabilirsiniz.

Kitle partilerini sol icat etti ve en büyük zararını da kendisi çekti. Şanlı sosyalist ve komünist partiler ülke ülke çökmeye başlayınca, Almanya’daki sosyal demokrat parti -solun ilk kitlesel partisi- için de son gözüktü. Onun çöküşü, başlangıcı sosyalist hareketin ilk günlerine dayanan bir çağın sonunu işaret eden önemli bir tarihsel andı.

Fakat 20. yüzyılın kitlesel partileri krizdeyken, parti formunun kendisi bir Rönesans yaşıyor. Dünya çapında yeni “dijital partilerin” doğuşu net olarak gösteriyor ki, partilerin modası geçmemiş, parti demokrasisi ise yeni formuna kavuşuyor.

2008 krizi ciddi bir kırılma anıydı. Krizin büyüklüğü eski partilerin meşruiyetini yok etti, milyonları ilk kez örgütlü siyasal eylemlere itti ve siyaseti bırakmış birçok militanı da tekrar harekete geçirdi. Siyasetin her renginden geniş çapta yeni kuruluşların yükselişini sağladı, İtalya’da Beş Yıldız Hareketi, İspanya’da Podemos, Fransa’da Insoumise, İngiltere İşçi Partisi içinde Momentum ve kendine özgü şekliyle, Amerikan Demokratik Sosyalistleri. Senelerdir neoliberal konsensüs içerisinde üstü kapatılan güç ve kaynaklarla ilgili çelişkilerin yeniden ortaya çıkmasıyla parti formu tekrar canlandı.

Bu yeni partiler, öncekilerinden önemli şekilde ayrılıyorlar. Paolo Gerbaudo, yeni kitabı Dijital Parti: Siyasi Örgütlenme ve Online Demokrasi’de, bu yeni parti formunu inceliyor ve demokratik siyaseti canlandırma potansiyeline işaret ediyor. İdeolojik renklerindeki farklarına rağmen, bu yeni partilerin hepsi, dijital teknolojik platformların sağladığı saydamlık, katılım ve dolaysızlıkla “gerçek demokrasiye” adanmış durumdular. Her ne kadar parti meselesi Amerika solu için şu an en acil durum olmasa da, benzer meseleleri ve sorunları olan diğer ülkelerden bir şeyler öğrenmek değerli.

Gerbaudo’nun analizi, geleneksel partilerin yarattığı tatminsizliğe karşı dijital partilerin meşru bir cevap ürettiği, parti formunun zamanın sorununa cevap vermek için güncellenmesi gerektiği yönünde. Fakat bu partiler de eğer iddialarını yerine getirebilmek ve eskilerinin sonundan kurtulmak istiyorlarsa, şu an sahip oldukları bazı ciddi zayıflıkları gidermeleri gerekiyor.

Neden Partiler?

Marx ve Engels, kendilerini sol içindeki diğer rakiplerinden, işçi sınıfı hareketinin siyasi eylemini merkeze alarak ayırıyorlardı. Onlara göre, işçi sınıfı, demokrasi savaşını kazanmak için kendisini siyasi olarak örgütlemeliydi ve partilerin kuruluşu da bu vizyonun ayrılmaz bir parçasıydı.

Partiler sadece seçim kazanıp hükümet kurmak açısından değil, aynı zamanda bir hareketin kendisini siyasi aktör haline getirmesi, siyasi güç olma yolunda yetenek ve tecrübe edinmesi için de çok hayati bir faktör. Partiler aynı zamanda toplumsal çelişkileri tanımlama, bireyleri sınıflara ve bloklara örgütleme ve kolektif sınıf bilinciyle onları bir araya getirmeye de yarar.

Seçimler insanların siyasetle en çok ilgilendiği, ideallerimizin ve vaatlerimizin ne kadar benimsendiğinin en iyi test edildiği alan. Aynı zamanda sendika kavgası gibi engellerle uğraşmadan en kapsamlı siyasi programımızı sunabileceğimiz nadir alanlardan.

Seçimler dışında, hareketler genelde kendilerini militan bir biçimde yansıtır ancak tek bir siyasi grubun taleplerini ve aciliyetlerini işaret ederler. Belki insanların hayatlarını kolaylaştıracak zaferler kazanabilirler ama genelde bunu yaparken tüm toplumu dönüştürebilecek ya da egemen sınıfı geriletebilecek alternatif bir yönetim vizyonu gösterebilme şansı bulamazlar.

En siyasi odaklı emek mücadeleleri bile -şu an süre giden eğitim boykotları örneğin- süreksiz ve dönemseldir. Kendi üyelerinin taleplerinin üstünde bir şekilde işçi sınıfı için en ciddi taleplerde bulunabilen en iyi sendikalar bile en nihayetinde kısmidir çünkü temel amaçları belli bir işçi toplamını örgütleyip onların patronlarıyla uğraşmaktır.

İş yerlerinde ve topluluk içerisinde verilen mücadele kimi zaman insanların temel bir toplumsal değişimin gereğini anlamalarını sağlar. Buna adanmak fakat, grev, protesto, talep kampanyaları gibi pratiklerin ötesinde bir gelişim ve korunum istemektedir. Ancak soluksuz aktif iknacıların parti ya da siyasi formunun, böyle spesifik mücadeleleri nasıl daha geniş bir toplumsal dönüşüm için kullanacağı, kazanımlarını nasıl konsolide edebileceği ve mücadeleyi ne kadar genişletebileceği gibi önemli rolleri vardır.

Hatta, bu yeni dijital partiler bu mekanizmaları, kendi iç karar alma süreçleri için de yararlı şekilde kullanıyorlar. Bu noktada tabana önemli bir soruda söz vermek gibi olumlu ve meşru bir rol biçmenin yanı sıra, daha yatay, katılımcı ve demokratik bir süreçle parti liderlerinin pozisyonunu üyelere olabildikçe yakınlaştırmış oluyorlar.

Taban ve Sınıf

Dijital parti, kendisini doğuran popülist hareket gibi, işçi sınıfının kolektif örgütlenmesindeki zayıflığın üstesinden gelebilmek için ortaya çıktı. Chantal Mouffe’yi takip ederek Gerbaudo, eski partilerin, sendikaların ve toplumsal örgütlenmelerin yıkılışının, büyük liderlerinin karizmalarının geçici bir çözüm olmasından kaynaklandığı yorumunda bulunuyor.

Yarattığı açık sorunların yanında, muhtemelen kaçınması mümkün olan bir durum da değil, en azından sınırlı bir süre için. Neoliberalizmin kırk yılı işçi sınıfını örgütsüzleştirdi ve yirminci yüzyılı şekillendiren kitle partilerini bitirdi. Bu geçen sürede, lider figürleri kitlesel çapta insanları parçadan bütüne taşıyacak önemli toplumsal olaylarda kilit rol oynadı.

Asıl sorun tabii ki, bu liderlerin kendi projelerinin ötesinde bir kitlesel örgütlenme dönüşümüne rızalarının ya da yeteneklerinin olup olmadığı ve beraber hareket ettikleri yeni siyasi formların, bu liderlere bağlılığı arttırıp arttırmayacağı.

Birçok açıdan, yeni dijital partilerin sol popülizmi, bir yüzyılın sosyalist stratejik fikrinin üstünde duruyor. 1853’de, Marx işçi sınıfının onlarca yıllık mücadele ve gerileme sonucunda sadece toplumu değiştirmekle kalmayıp aynı zamanda kendilerini siyasi gücü kullanma konusunda eğiteceklerini söylemişti. Engels bu yorumu kırk yıl sonra tekrar yineleyerek, hareketin toplumsal örgütlenmesinin tam dönüşümü için uzun ve ısrarlı bir çalışmanın gerekli olduğunu söylemişti.

Yeni formasyonlar, bu süreci tersine çevirerek, hükümete gelmenin olabilecek en hızlı yolunu oluşturmaya çalışıyorlar (Podemos’un seçim savaş makinesi gibi). Ve bunu da devlet dışındaki desteğini konsolide etmek için kullanıyorlar. Bu stratejinin bir mantığı var belki ama yanı zamanda siyasi kontrataklara karşı zayıf kalan, tabansız bir sol hükümet yaratma gibi de dikkate alınması gereken bir riski var. Syriza’nın hükümet olduktan sonraki tecrübeleri ibret verici bu konuda.

Bu sorun, eğer solun yeni partileri iş yerlerinde ve işçi mahallelerinde kendine güçlü kaleler yaratabilirse hafifleyebilir. Kimi istisnalar harici tabii ki (Corbyn ve Sanders akla gelecektir), sol popülistlerin, sınıf siyasetinin bir noktada çözerek, halka karşı oligarşi/kast gibi bir ikilem kurma eğilimi oluyor. Böyle bir yatay anlayış, siyasetin her alanından insanı katabiliyor, sol ve sağ arasındaki kesin ayrımı, işçi sınıfı ve burjuva arasındaki mücadelenin köhnemiş olduğu görüntüsüyle yumuşatabiliyor.

Bu anlayış seçimlerde hızlı bir karşılık getirdi ve geleneksel solun birçok ülkede daha da güven kaybetmesine sebep oldu. Fakat bu durum aynı zamanda maddi taleplerin yaratacağı siyasi sıkıntıları da ortaya çıkardı ve sınıf pozisyonu ne olursa olsun partilerin herkesi temsil edebileceği gibi bir fikri yarattı. Bu da parti planlarının nasıl gelişeceği ve neyin talep edileceği konusunda ciddi bir iletişim sorunu yarattı.

Her ne kadar sol popülistler sürekli olarak Gramsci yolunda olduklarını iddia etseler de, perspektifleri ve adanmışlıkları içerisinde sınıf politikasının olmaması bu durumu zorlaştırıyor. Kendisinin Hapishane Defterlerinde söylediği gibi “entelektüel ve ahlaki reformlar mutlaka bir ekonomik reforma bağlı olmalıdır -ekonomik reformun programı da mutlaka kendisini tüm ahlaki ve düşünsel reformlarda somut şekilde göstermelidir.”

Herhangi bir etkili hegemonya projesinin çekirdeğinde mutlaka sol popülistlerinin önemsediği değerlerini içerecek, ileriki bir devrimin dayanacağı bir ekonomik reform olmalıdır. Bu anlamda, Thatcher’in çok daha iyi bir Gramscici olduğunu, siyasi projesini açıkladığı şu sözlerinden anlamak mümkün: “ekonomi metottur, amaç kalbi ve ruhu değiştirmektir.”

Hakkını vermek gerekirse, Iglesias Podemos’u sınıf siyasetine ve emek mücadelesine yönlendirerek bunun farkına varmış gözüküyor. Ve ABD’de temsilci Alexandria Ocasio-Cortez ve arkadaşları da Yeni Yeşil Anlaşma ile birlikte, iklim değişikliği sorununu akıllıca bir şekilde işçi sınıfı programıyla bütünleştirmiş gibi gözüküyor.

Solun eski kitle partileri sadece eskimiş örgüt yapılarını kullandıkları için değil, aynı zamanda kendi geleneksel temellerine saldıran ve dağıtan politikaları kabul ettikleri için de artık kabul görmüyorlar. Partiyi günün şartlarına göre güncellemek, kapitalizme siyasi bir alternatif yaratma konusunda hayati önemde. Ancak solun yeni dijital partileri kendilerini işçi sınıfını tekrar örgütlemeye ve talepleriyle buluşmaya adamaz ise, ortaya çıktıkları hızda kaybolurlar.

Jacobinmag.com’dan çeviren: Yusuf Tuna KOÇ

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

10,653AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Demirtaş’ın avukatından ‘salı günü bırakılabilir’ iddiası üzerine açıklama

HDP eski Eş genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tahliye edileceği iddialarına avukatından açıklama...

Uzman çavuş ve eşi, evlerinde ölü bulundu

Maraş'ın Ekinözü ilçesinde Uzman Çavuş Yasin Delibaşı (25) ve eşi Münevver Delibaşı,...

Juventus’ta Sarri dönemi

İtalya Birinci Futbol Ligi'nde (Serie A) son 8 yılın şampiyonu Juventus, teknik direktörlüğe Maurizio...

‘Hard kapitalizm’ sosyal medyayı kasıp kavurdu

Yol TV'nin yaptığı sokak röportajında, bir yurttaşın "Devletsiz millet olmaz milletsiz devlet olmaz" sözüne...

Bahçeli mehter marşıyla geldi, sessiz sedasız döndü

İstanbul'da 23 Haziran'da gerçekleşecek seçim için dün İstanbul'a mehter marşı eşliğinde gelen...

ÖSYM Başkanından YKS açıklaması

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün, üniversite...

Trump, New York Times’ı vatan hainliğiyle suçladı

ABD’nin Rusya’daki elektrik şebekeleri ve diğer hedeflere yönelik siber operasyonları arttırdığına dair...

Sosyal medyada #SizYaptınız fırtınası

Yaklaşan İBB seçimleri öncesi gözler Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım arasında gerçekleşecek...

Havayı en çok Çin kirletti

BP 2019 Dünya Enerji İstatistik Görünümü Raporu'ndan derlediği bilgilere göre, zararlı emisyonların...

Mahalleli, enerji santralinin dumanları yüzünden maskeyle geziyor

Kayseri'de, kent merkezine 17 kilometre uzaklıktaki Bağpınar Mahallesi'nin sakinleri, biyokütle enerji santralinden...

Sonraki haber