Partili cumhurbaşkanı: Selamet mi, kaos mu?
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

CB Erdoğan’ın anayasal çerçeve dışındaki söylem, işlem ve eylemlerini açıklamak ve meşru kılmak için kullanılan ‘fiili durum’ kavramı, Anayasa bütünü için geçerli. Fakat ‘partili cumhurbaşkanı’ yönündeki zorlamalar, daha dar ve somut bir kanal görünümünde.
Kuşkusuz, Erdoğan’ın partisi üzerinde ‘fiili hâkimiyeti’, anayasal düzenleme ile sağlanamayacak derecede güçlü. Öyle ki, mesajı bile ayakta dinleniliyor. (Lider fetişizmi, çok yüksek bağlılık duygusu ile mi, yoksa çok yoğun korku ile mi açıklanabilir? Bu ayrı bir tartışma konusu).
Hal böyle olunca, bu fiili durumu anayasal hale getirmek ne anlam ifade eder? İki şeyi:
-Erdoğan, toplumunu değiştirme projesine –Devlet şemsiyesi altında- parti yoluyla ivme kazandırmak istiyor. Parti, bunun için en etkili araç.
-Partili CB, başkanlığa geçmek için bir araç/köprü olarak kullanılacak. Eğer başkanlığa geçilebilirse,
‘partili’ olarak geçilecek. Anayasal düzenleme ise–tıpkı CB’nin halk tarafından seçilmesinde olduğu gibi- bir kazanım olarak görülecek.
Böylece Başkan, liderliğini yaptığı partinin milletvekili adaylarını bizzat belirleyecek. Yani, yürütmenin başı, yasama çoğunluğunu, güdümü altına alabileceği kişilerden oluşturacak.


Görüşlerini kendileri çökertti
Bu da, AK Parti kurmaylarının başkanlık rejimini savunurken kullandıkları başlıca gerekçeyi çökertiyor. Onlara göre, TBMM çoğunluğu Hükümet’in güdümünde olduğu için ‘parlamenter rejimde yasama özerk değil; başkanlık rejimi, yasamanın özerk hale gelmesi’ni sağlayacak.
Oysa ‘partili cumhurbaşkanı’ yoluyla kurulacak başkanlık rejimi, tam tersine, tek başlı yürütmenin güdümündeki bir yasama çoğunluğu şeklinde ortaya çıkacak.
Böylece, ‘partili CB’ gündemi, parlamenter rejim yerine başkanlık rejimi için öne çıkarılan iki gerekçeyi dayanaksız bıraktı:
-“Rejim değişikliğini kişi için değil, Türkiye için istiyoruz” görüşünü kendileri geçersiz kılmış oldu.
-“Başkanlık rejimi, parlamenter rejime göre daha güçlü denge ve denetim düzeneğine dayanacak” görüşü de, yine kendileri tarafından çürütülmüş oldu.
Fakat bu süreçte olan Türkiye’ye oluyor…


Güvenlik neden sağlanamıyor?
Şiddet eylemlerinin, saldırıların ve terörist faaliyetlerin yaygınlaşması ile ‘fiili durum’ arasındaki bağlantı açık. Bu konularda esas yetkili organ Hükümet olduğu halde CB, inisiyatif sahibi tek kişi görünümünü sürekli kılmak için her vesileyi fırsata çevirme çabasında.
Böylece, yetkili organın devreden çıkarılarak yetkisiz organın söylem ve eylemleri, güvenlikle ilgili siyasal ve yönetsel düzeneklerin işleyişini zaafa uğratıyor. Yapılanlar ve yapılacaklar açısından, konuya bir bütün olarak bakıldığında, en üst düzeydeki yöneticilerin konumu ile güvenlik birimlerinin hukuki ve fiili konumu arasında paralellikler kurulabilir. Bu karmaşanın, ülkenin içine sürüklendiği şiddet sarmalını derinleştirme riski çok yüksek:
-Kolluk güçleri: yetkileri, ‘iç güvenlik kanunu’ (6638 sy.) ile anayasal çerçevenin çok ötesine götürüldü.
-Milli İstihbarat Teşkilatı: MİT, hukuki ayrıcalıklar ile donatıldı.
-Asker: sıkıyönetim ilan edilmedi; ama asker fiilen çatışma hattına sokuldu. (Şimdi, asker de, MİT benzeri ayrıcalıklı bir statüye konulmak isteniyor).
Ne aşırı hukuki yetkilendirme, ne de fiili zorlamalar, şiddetin toplumu esir almasını önleyebildi. Belki de tam tersine, Devletin tepesinde yaşanan ‘anayasa ve fiili durum’ ikilemi, ‘güvenlik zaafı’nın ana kaynağı.
Eğer güvenlik, asker devreye sokulmadan sağlanamıyorsa, anayasal mekanizma olarak sıkıyönetim yerine silahlı kuvvetlere iç güvenlik eylemlerinde ayrıcalık tanımak ve ‘yaptırımsızlık’, ‘hukuk dışı’ (fiili) durumu yaygınlaştırmaz mı?


Devlet çeteleşirse…
Unutmamak gerekir: ‘Görev+yetki+sorumluluk’ üçlüsünden uzaklaşılması ölçüsünde, varlığı ancak hukuk kalıbında geçerli olan devlet de çeteleşmeye başlar.
Sonuç olarak, göreve gelme tarzındaki değişiklik, hukuka saygı yükümlülüğünde bir değişiklik yaratmadığı halde, Anayasayı askıya alma girişimi, Türkiye toplumuna ağır bir hasar vermiş bulunuyor. Bu gidişim sonu, Devlet’in çeteleşmesi. Bu süreç devam ederse, ‘partili başkanlık’ inşa edilebilir belki de; ama başkanlık edilecek ülke kalmayabilir.