Pasifik’te sular ısınırken
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Dünya kamuoyu, başat aktörleri İran, ABD ve İsrail olan Ortadoğu’daki nükleer krize ve Suriye’deki savaş senaryolarına odaklanmışken, dünyanın bir diğer potansiyel kriz bölgesi Uzakdoğu’da tansiyon yeniden yükseldi. Asya-Pasifik hattında suları yeniden ısıtan etmenler Kuzey Kore’nin “delifişek” liderinin nükleer arzusuna bağlansa da, kriz ABD’nin bölgesel planlarından bağımsız ele alınabilir mi?

Bunun için bizzat Obama tarafından geçtiğimiz yılın başlarında ilan edilen ABD’nin “Yeni Güvenlik Stratejisi”ne bakmakta fayda var. Yeni stratejiyle birlikte dış politik ağırlığını Asya-Pasifik'e kaydıran Washington, asıl hedefinin Pasifik havzası, dolayısıyla yükselen aktör Çin olduğunu açıkça deklare etmişti.

ABD, bu konudaki ilk kritik hamleyi Avustralya’ya binlerce askerini göndererek yaptı. Obama’nın Avustralya Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada “Biz buradayız ve kalacağız” şeklindeki sözleri Asya-Pasifik bölgesinin Washington için taşıdığı önemi özetler nitelikte.

• • •

Pyongyang’ın nükleer silahlara sahip olduğu da, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerinin ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırmasına ve müttefiklerini silahlandırmasına meşruiyet kazandıran bir gerekçe olarak kullanılmaya çalışıldığı da sır değil. Yine yeniden ısıtılıp ısıtılıp servis edilen nükleer iddiaların aksine bizzat ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in de belirttiği gibi ne Kuzey Kore ne de İran ABD’yi nükleer başlıklı füzelerle vuracak kapasiteye sahip değil.

ABD’de 16 istihbarat kurumunun en büyüğü olan Savunma İstihbarat Ajansı’nın (DIA) Kuzey Kore’nin nükleer başlıklı füzelerinin ABD’yi vuracak menzile sahip olduğu iddiasını yalanlayan CIA’in itirazları da Hagel'i doğruluyor. Ancak ne gam. Çıkartılan gürültünün arasında yok olup gidiyor bu açıklamalar.

O halde bunca kopartılan fırtına neden? Krizi fırsata çevirme hevesindeki Washington, gerginlik üzerinden bölgedeki varlığını pekiştirmenin yeni ittifaklar kurmanın hamlelerini yapıyor. Çin’e karşı askeri stratejisini revize etmesi de bundan. Irak’tan çekilen, Afganistan’dan da çekilme planları yapan Washington’ın Asya-Pasifik’e yoğunlaşabilmek ve bölgedeki askeri varlığını arttırabilmek anlamında bu kriz elini güçlendiriyor.

• • •

Uzakdoğu uzun bir süredir ABD ile Çin arasında yaşanan soğuk savaşa tanıklık ediyor. Düşmen kardeşler Kuzey ve Güney Kore arasında görünse de krizin arka planında ABD ve Çin’in bölgesel hâkimiyet kavgası yatıyor. Bu mücadele de halihazırda vekaleten veriliyor. Tıpkı Suriye'de olduğu gibi.

ABD'nin hamleleri boşuna değil. Küresel liderliği törpüleniyor. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin Aralık 2012’de yayımlanan Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar Raporu'na göre, 2030 yılına gelindiğinde Asya küresel ekonomideki ve siyasette temel aktör olacak. Dünya jandarmalığına soyunan ABD, küresel rolünü kaptıracak olmasından memnun değil. Bugünkü hamleler de mevcut durumunu muhafazaya yönelik.

Clinton’ın ABD'nin Asya-Pasifik bölgesine verdiği büyük önemi göstermek için, göreve başladıktan sonraki ilk yurtdışı ziyaretini Doğu Asya'ya yapması, Kerry’nin ise Ortadoğu’nun ardından soluğu Uzakdoğu’da alması küresel hegemonyanın tesisine yönelik. Hegemonya yeni savaş, çatışma ve krizler üzerinden inşa ediliyor. Pasifik'teki suları ısıtan da bu inşa.