Pazar sayıklamaları
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Kahveler geldi. Yüksek sesle konuştuğundan, sustuğundaki sessizlik benim sustuğumdaki sessizlikten daha derin olan arkadaşım «sıcakken içelim, soğuyunca bir şeye benzemez” dedi. Ortadoğu’da dönen oyunlardan bahsediyordu yan masa. Her yerde bir oyunlar dönüyordu. Artık oyun oynayacak yaşı geçmemiş miydik biz?

Kahveler geldi. Yüksek sesle konuştuğundan, sustuğundaki sessizlik benim sustuğumdaki sessizlikten daha derin olan arkadaşım «sıcakken içelim, soğuyunca bir şeye benzemez” dedi. Ortadoğu’da dönen oyunlardan bahsediyordu yan masa. Her yerde bir oyunlar dönüyordu. Artık oyun oynayacak yaşı geçmemiş miydik biz?

Profesyonel hayatındaki bütün başarısızlıkların acısını yeni statüsünden çıkaracak olan yeni apartman yöneticisiyle aynı binayı hatta aynı havayı paylaştığım için sinirlerim biraz bozuktu ama bunun hayatımı, en azından bugünümü zehir etmesine izin vermemeliydim. O, uzun bir sessizliğin ardından «yağmur bastırmadan kalkalım» dedi. Kalabalıklar arasında yaşanan sessizlik kadar sinir bozucu ne olabilirdi? Çok şey. Ama bu da çok fazla sinir bozucuydu. Arabaya bindiğimde önce müziği sonra da camı açtım. “Klimayı açtım, camı kapatabilirsin” dedi. Açıkçası bunu bekliyordum. Ben klima baş ağrısı yapıyor, boğazımı kurutuyor demeyip camı kaparken o telefonunu şarja taktı. Ne kadar çok kablolar girmişti hayatımıza. Sadece evde de değillerdi üstelik. İnsandan çok kablolarla çevriliydik, insan elinden çok telefon değiyordu elimize. Bunları düşünürken birden ışıklarda camı silmeye başladı bir çocuk. Arabam olsa, sakin bir sesle “yok canım istemiyorum, sağ ol” ile sakin olmayan bir sesle “ laann istemiyorum dedim ya” demek arasında kalır, büyük ihtimal her seferinde korkumdan sessizliği tercih eder, hatta bir iki kuruş da verirdim çocuğa. Sonra para verdiğim için şaşırıp, sevinir diye umut ederken üzerine az para verdim diye küfür yerdim. O an arabam olmadığına sevindim.

Bütün öğrencilik hayatı boyunca, sonunda takdir edilmek bile olsa «parmak kaldırmaya» üşenmiş olan ben, şimdi değişecek değildim. Soruların cevaplarını bilip de susan, bir köşeden doğru cevaplayanların gururlarını izleyen ve «ben demiştim» demenin zevkini, sinir bozuculuğunu sırf üşengeçliği yüzünden yaşayamamış olan o kişi benim. Hayatıma hiçbir şeyle kavgası olmayan insanlar sokmamaya çalışırım. Onların da hayatıma girmek gibi bir çabaları olmaz açıkçası. Klimalı geçen bir araba yolculuğu ve içtiğimiz kahve boyunca iş hayatında yakaladığı başarıyı dinlerken uyumamak ve söylediklerinin yarısından çoğunu dinlemediğimi belli etmemek için çaba sarf etmem beni yormuş olsa da, şimdi boşandığı için mutlu olduğunu ama yalnızlığın da çekilmez olduğunu anlatırken bir anda ona kendimi yakın hissetmeye başlamıştım. O yalnızlığından yakınırken, insanın hastalandığında bir bardak su getireni olması gerektiğini söylerken, Simone de Beauvoir’ın “evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektir. Bir çok kadın ya evlidir ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir ya da evli olmadığı için acı çekiyordur” cümlesi aklıma geldi. Belki de aşk, cinsellik, şefkat bir yana biz sadece bize bir bardak su getirecek biri olsun diye evleniyoruz. Bu kadar basit ve bencilce olabilir mi? Olabilir. Ayrılırken şuna buna selam söylemeyi unutma dedi ve bir daha görüşmememizi kesinleştirecek o atasözünü söyledi: «bir selam bin hatır yaparmış». Yalnızlığından dolayı çektiği acı bile onu gözümde sevimli kılamazdı artık.

Bu arada kahveleri soğuduğunda da içtim, önceleri gerçekten bir şeye benzetemedim ama sonra hoşuma gitmeye başladı. Yağmur bastırmadan kalkmayı hiç planlayamadım. Bundan pek gurur duymuyorum. Buradan da kimseye selam söylemiyorum.