Peki bizim emeklerimizi kim çalıyor?
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Sevgili Kamil Erdem geçen günlerde sosyal medyada bir durumunu paylaştı: “Ben yıllarca emek ve mücadele vererek bu seviyelere gelirken, bazı kişiler hiçbir emek sarf etmeden benim bulunduğum konuma bir sene içinde gelebiliyorlar.”

Bu haklı bir isyandı aslında…

Kamil Erdem 26 senedir başarılı bir teknik adam olmanın ötesinde bir akademisyendir.

Ve bir durum tespiti yapmaya çalışmaktadır...

Mesleki saygınlığı ve ahlakı açısından bu yorumu yapmak zorunda kaldı.

Can alıcı nokta ise emektir.

Hepimiz onlarca yıllık emek ile ortaya çıkardığımız değerlerin, nereden geldiğini bilmediğimiz insanlar tarafından nasıl gasp edildiği zamanın şahitleriyiz!

Emek; içerisinde bilgiyi, mücadeleyi, gücü ve saygı ile sevgiyi barındırır.

Ve emeğin ahlaki bir karşılığı vardır.

Bu o kadar büyük bir erdem içerir ki; emek, toplumsal yapıların değişimine kadar gidecek bir isyan potansiyelini içerisinde barındırır.

Tartışmanın ortaya çıkış noktası burasıdır.

Futbol, global bir oyun olduğu için, bünyesinde evrensel donanımlar vardır. Haliyle istikrarı ve başarıyı sürekli kılabilecek evrimsel bir yapıyı da içerisinde barındırır.

Bu; annemizden kaçarak oynamaya başladığımız o çamurlu sahalarda başlayan ve sabahın 6’sında gizlice evden kaçıp oynadığımız maçlarla devam eden bir süreçtir.

Oynadığımız oyunun kendi iç dinamiklerini öğrenmek ve koşulları ona göre belirlemek bu sürecin ayrı bir etabıdır.

İç dinamiklerin tamamı bilgiye dayanan bir global oyundan bahsetmek gerekir. Ve sürekli yenilenen bir bilgiden bahsediyorum.

Eğer kendi donanım ve iç dinamiklerimizi bu global oyuna adapte edemezsek, hiçbir zaman yakalayamayacağınız bir farklı oyun olur futbol.

Peki, bu kadar meşakkatli iş ise bu futbol, nasıl oluyor da Kamil Erdem’in isyanında olduğu gibi, hiçbir emek vermeden bir senede bir yerlere geliyor birtakım insanlar…

Kamil Erdem haklı, çünkü bizde oynanan futbol global oyun olamadı. Bu sadece bir senede özel yerlere gelen, özel insanların katkısıyla olmadı tabii…

Bu son 13 senenin karşılığıdır.

Seçim kisvesi altında atanmış insanlarla başlayan sürecin karşılığıdır.

İster federasyon olsun, ister Ulusal Takım olsun, ister kulüp olsun ve hangi mevki olursa olsun atanmış kişilerle başlıyor her şey…

Tabii ki her şeyin bir karşılığı ve bedeli vardır. Bu sadece Başbakanın uçağını havaalanında beklerken takım gibi sıraya girmekle olmuyor.

Bu sadece cenazelerde en önde ”ben buradayım” demekle, çırpınmakla olmuyor.

…Ve haliyle bilgi sahibi olmak gibi bir kaygıya da gerek olmuyor.

Şimdi federasyondan başlayarak, Ulusal Takım, tüm kulüplerin başkan ve teknik adamlarını alt alta dizin ve inceleyin bakalım karşınıza nasıl bir tablo çıkacak?

Ve bu listeden beklentiniz ne olacak?

Ha, bu yazan, çizen, konuşan tayfayı da listeye ekleyin!

Bu yöresel figürlerin futbol için ne yapmak istediklerini inceleyin.

Ve Avrupa maçlarını inceleyin.

Sonra da karar verin sevgili Kamil Erdem neden haklı?

Ben ipucu vereyim size; mesela kimler bu futbolun tüm anahtarlarını siyasetin iradesine teslim etti?

Ve kimler siyasetin rantını futbolda yiyor.
Ve kimler bu teslimiyetten sonra, artık futbolun bu ülkede bir masaya bağlı (!) langırt oyunu olmaktan öteye gidemeyeceğinin zeminini hazırladı?

Futbol, bu ülkede alt başlıklarla konuşulur ve tartışılır, çünkü atanmışlar cehaletlerini ancak böylelikle kapatıyorlar.

Ve parayı, rantı ancak böylelikle kontrol altına alıyorlar.

Futbol bu ülkede benliğimizi yok eden kara bir deliktir.