Pele ve Santos: Futbolun turneye çıktığı zamanlar
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

Günümüzün paraya bulanmış endüstriyel futbol düzeninde kulüplerin gelir kaynakları yabana atılmayacak cinsten. Maç günleri tıka basa dolu statlar, televizyon gelirleri, dev sponsorlar, Şampiyonlar Ligi, Avrupa Kupaları gelirleri, transferlerde dönen büyük meblağlar... Yakın geçmişte ülkenin milli havayolunun iki dünya devine sponsorluk için ödediği rakam 16 milyon, PSG’nin Neymar için Barça’ya ödediği transfer ücreti 222 milyon avro civarında. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde yer alamayacak Arsenal’in her maçında doldurduğu 60 bin kapasiteli Emirates Stadı’nda maç başına gişe geliri 3,5 milyon sterlin… Velhasıl günümüz futbolunun değişilmezi para…

Ama bir de hikâyenin siyah beyaz zamanları, kulüplerin para kazanabilmek, ayakta kalabilmek için turnelere çıktıkları, o stattan bu stada gösteri maçı yapmak için koşuşturduğu zamanlar var. Gelin hatırlayalım yeni futbol nesillerinin hiç bilmedikleri, en fazlasından o günleri görmüşlerden dinleyecekleri siyah beyaz Brezilya takımının hikâyesini…

1950’li senelerin büyük takımlarındanmış kuruluşu 1912 senesine dayanan Santos, nam-ı diğer ‘Peixe’ (Balıklar). Futbol tarihini yazan kitaplar, 1956-1974 arasını kulübün altın çağı olarak anlatır. Gelmiş geçmiş en büyük futbolculardan biri olan Pele’nin takımla ilk kez sahaya çıktığı 1957 senesinin öncesinde, 1955 ve 1956 senelerinde kazandıkları 20 takımlı bölgesel Paulistao şampiyonluğu ülke futbolunda yükselişe geçtikleri zamanlar. Pele’nin takıma gelişiyle birlikte kazanılan kupalar (10 bölgesel, 6 lig şampiyonluğu, iki sezonda kazanılan Copa Libertadores (Güney Amerika Kupası). 1961 senesinde kazandıkları üç kupa sayesinde dünya futbolunda namları almış yürümüş. Bir nevi günümüz Barça’sı anlayacağınız.

Ancak maçlarını oynadıkları 15 bin kapasiteli Vila Belmiro Stadı kulübün giderlerini karşılamaya yetmeyince yollara düşmeye karar vermişler. Takım Avrupa’nın büyük statlarında hünerlerini sergileyecek, kendi topraklarında kazanamadıkları parayı uzak turnelerde kazanacaklar, yıldızlarını bu şekilde elde tutacaklarmış. Enfes biyografisinde o yılları, “We were in demand” (Revaçtaki takımdık) cümlesiyle anlatır büyük Pele.

Velhasıl düşmüşler yollara, hem de ne düşme! 1959 senesinin mayıs sonundan, temmuz ayının ilk günlerine kadar Avrupa’nın futbol mabetlerinde 22 maç yapmışlar, oynadıkları rakiplerden bazıları Real Madrid, Barça, Hamburg, Feyenoord ve Sporting Lizbon. Akıl almaz zamanlar olarak tanımlıyor o dönemi usta: “Dinlenecek hiç zamanımız kalmıyordu, zaman ancak bir stattan diğerine gitmeye ve maça yetiyordu!”

Eh turneye çıkıp da futbolun beşiğine uğramadan, futbolseverin halini hatırını sormadan olmaz elbet. 1962 senesinde Santos sirki İngiltere’ye ayak bastığında, karşılarında o yılların önemli takımı Sheffield Wednesday varmış. Bakmayın şimdilerde alt liglerde çile çektiklerine, o yılların gözde takımıymış mavi beyazlı ‘Baykuşlar.’ Hillsborough Stadı’nda 50 bin seyircinin şahitliğinde misafir takım 4-2 kazanırken, Ada basını, “Fiziğin akılla imtihanı” olarak tanımlıyormuş o tarihi maçı. Gollerin üçünü takımın önemli oyuncusu Coutinho kaydederken, Pele penaltıdan bir gol atmış. Yeri gelmişken, Pele’nin penaltı atmayı sevmediğini, penaltıyı alçakça atılan gol olarak gördüğünü ve kariyeri boyunca bunu sıklıkla dillendirdiğini anımsayalım. Takıma dönersek, Santos’a gösterilen büyük ilginin temelinde futbolseverin Siyah İnci’ye olan sevgisi yatıyormuş. Bilirsiniz işte, her futbolseverin rüyasıdır, ahir ömründe bir kez bile olsa kendi kahramanını statta izleme isteği. Sheffield Wednesday’in orta saha oyuncusu Tommy Craig’in maçın son 10 dakikasında Pele’nin yanından ayrılmaması maçın en çok konuşulanlarından olmuş. Yanlış anlaşılmasın, mesele onu marke etmek değil, sadece maçın bitiş düdüğüyle birlikte formasını kapmakmış. Öyle de yapmış zaten, bitiş düdüğüyle birlikte beline sarıldığı futbolcuyu bırakmamış, ta ki formasını kapana kadar! O maçları izleyen Times muhabiri Pele’ye dair izlenimlerini şöyle anlatır: “Onu tutmaya çalışmak, aniden çakan bir şimşeği tutmayı denemeye benziyordu. Bir an zararsız bir kedi gibi uyurken aniden canlanıyor, topa sahip olduğu anda rakiplerini orada yoklarmış gibi gibi geçip, önündeki boş alana erişmesi güç bir süratle akıyordu.”

Ve devam etmiş turneler, dünyanın dört bir köşesinde, bazen ücra futbol mabetlerinde ama her maçta dolu tribünler önünde. İç savaşın hüküm sürdüğü Kongo’da taraflar 48 saat ateşkes ilan etmiş, futbolseverler ahir ömürlerinde bir kez bile olsa Santos’u izleyebilsin diye. 1969 senesinde bir kez daha düşmüş yollara futbolun doğup büyüdüğü topraklara. Takım bu kez Stoke City karşısında sahaya çıkarken, İngilizler Pele’nin de sahada yer alması koşuluyla o zamanın hiç de yabana atılmayacak parası, 12 bin Sterlin ayakbastı parası ödemiş misafir takıma. Sürüp gitmiş turneler, para aktıkça Santos’un idarecileri daha çok ister olmuş. 2.500 Sterlin’e anlaştıkları Plymouth Argyle maçına ilgi büyük olunca parayı iki misline çıkarmak istemişler. Bu durumu kabullenmeyen ve İngiltere’de bir daha maç yapamayacaklarını söyleyen Argye’lı idareciye omuzlarına umursamaz bir tavırla silkerek, “İngiltere olmazsa maç yapacak başka ülkeler var!” demiş Santos’lu yönetici. Öyle de olmuş zaten, o diyardan bu diyara, Mısır, Sudan, Afrika, Almanya, Fransa, Belçika, Türkiye…

O turnelerde, Santos’un 20 milyon doların üzerinde para kazanmış olması tarihe düşen notlar. Hikâyenin hazin yanı, Santos’un dünya futbolunun o güne kadar gördüğü en büyük futbolcuyu, önündeki şapkaya para atılmasını bekleyen sokak müzisyenine döndürmüş olduğu gerçeği. Tevekkeli değil, 1956-1974 arasında Santos formasıyla 638 maça çıkmış Pele. Kendi de bu gerçeği inkâr etmiyor zaten. Hikâyeyi yine onun biyografisinden bir alıntıyla bitirelim: “Çok fazla uçak yolculuğu, çok fazla maç!”