Peygamberdevesinin düşündürdükleri (3)
TARIK ŞENGÜL TARIK ŞENGÜL
Geçen haftaki yazıdan sonra, AKP olgusunu hafife almış olabileceğim yönünde değerlendirmeler geldi. İtirazların kaynağında derin

Geçen haftaki yazıdan sonra, AKP olgusunu hafife almış olabileceğim yönünde değerlendirmeler geldi. İtirazların kaynağında derin AKP’yi ciddiye almamam var. Bu nedenle, peygamberdevesi benzetmesini başka kesimlere genişletme girişimini sonraya bırakıp, bugün önemli olduğunu düşündüğüm, bu eleştiriye yanıt vereceğim.
Geçtiğimiz hafta, siyasal alanda ortaya çıkan yeni gelişmeler tartışmamız açısından uygun bir zemin oluşturuyor. Bilindiği gibi, AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir tarikatı soruşturan Erzincan Başsavcısı gözaltına alındı. Gözaltına aldıran savcıların yetkileri de, Savcılar ve Hâkimler Yüksek Kurulu tarafından ellerinden alındı. Adalet Bakanı, Başbakan, Arınç derken, bir kez daha aynı senaryonun içine çekiliverdik.
“Derin güçler bir kez daha AKP’ye izin vermiyordu”. Başsavcıyı tutuklayacak kadar gücü kendinde bulabilen anlayış, yargı organlarının üst noktalarından tepki alıp, parti kapatma konusu gündeme gelince, uygun adım mağduriyet stratejisine çark etti. Sonrası, gerekirse erken seçime, yani halka gideriz şantajı. Bu stratejiyi daha önce de gördüğümüz için, aslında yeni bir durum yok ortada.
Önce demokrasi şirinliği. İşlemeyince, korku ve şiddet salma. Olmadı, mağduriyet. Ama o bile, halka gideriz, görürsünüz korkutmacasıyla birlikte.
İsterseniz bu durumun şaşırtıcı olmadığını görmek için, son haftalarda sık başvurduğum Fransız toplumbilimci Caillois’e bir kez daha dönüp, taklitçiliğin üç boyutu değerlendirmesine bakalım;
“Tebdili kıyafet, özü itibariyle taklit, bir başka tür gibi görünerek, yanıltmadır. Bu durumda, canlı görünür olmakla kalmaz, aynı zamanda, takip edeni yanlış yola sürükler. Kamuflaj bir görünmez hale gelme stratejisidir. Suni biçimde kimliğin yitirilmesi; yaratık ortamıyla öyle bir bütünleşir ki, takipçi onu izleyemez, farkedemez hale gelir. Korkutma belli bir görünüm, ses ya da eylem aracılığıyla karşı tarafta abartılı bir korkunun yaratılması durumdur... böylece ya güçlü düşmandan kaçılır, ya da kurban paralize edilip, avlanmış olur.”
Bu üç boyut AKP iktidarının hikâyesi gibi. Uzunca bir süre AKP’nin kamuflaj siyasetiyle yaşadık. Değiştik söylemi bunun parçasıydı. Takiye suçlamaları bunun için yapıldı. Tehlikeyi farkında mısınız soruları gazete sayfalarını bu yüzden işgal etti.
Tebdil-i kıyafet meselesi de öyle. Bizim peygamberdevesi gördüğümüz yerde, liberaller ve ‘liberal solcular’ beyaz güvercin gördüler, görmeye devam ediyorlar.
Geçtiğimiz hafta bir kez daha korkutma ve sindirme boyutunun öne çıktığını gördük. İktidar tehdit gördüğü noktalarda, takibe geçenleri korkutup, “felç etmeye” yöneldi. Anlaşılan o ki, bu anlayış korku salma stratejisini giderek daha fazla kullanacak. Bunu, basitçe kendini daha güvende hissettiği için değil, giderek daha fazla güvensiz hissettiği için yapacak. Sınırlarını ve benliği muğlaklaştıkça, daha fazla korku yaymaya yönelecek.
Bu değerlendirmenin ışığında, şu tür bir sonuca varıyorum; AKP iktidarı, toplum karşısında, yer yer onu görünmez hale getiren, yer yer başka bir nesneymiş gibi gösteren, yer yer de korkutan bir maskeyle dolaşıyor.
Buraya kadar anlaşıyoruz. Ancak, sonrası biraz daha karışık. Çünkü toplumsal muhalefetin geniş bir kesimi bu maskeyi indirip, gerçek AKP’yi ifşa etmek istiyor. Burada farklı düşünüyorum. Söylediğim kısaca şu; bu maskeye dikkat etmek gerekiyor. Maske önemli, çünkü maskenin gerisinde başka bir yüz yok.
Gerçeklik giderek çirkin bir hal alan bu maskenin bizatihi kendisi. Gerisinde başka bir yüzün olduğu vurgusu, bu çirkin maskeye yoğunlaşılmasını ve çirkinliğin görülmesini engelliyor. İktidarın kendisi de, bu görüşten besleniyor; “evet, gerçek yüzümüzü göstermemize izin vermiyorlar” diyor. Mağdurluk stratejisi de tam bu noktadan besleniyor. Daha da kötüsü, bu durum iktidarın kazığını yiyen geniş kesimlerde de bir umut yaratıyor; “gerçek AKP bunu yapmazdı” diyorlar. Gerçek yüz, tam da bu noktada, bu kesimler için bir arzuya dönüşüyor. O yüzden, maskeyi düşürme stratejisi işlemediği gibi, tam tersi bir işlev görüyor.
Kısaca, maskenin gerisi yok; gerisi, derin bir karanlık...